Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Mübadele: Yarım kalan hayatlar

Bruno Catalano’nun Les Voyageurs (Gezginler) isimli çalışması, Fransa-Marsilya

Mübadele, tarih kitaplarında çoğu zaman rakamlarla, anlaşma maddeleriyle ve siyasi sonuçlarıyla anlatılır. Oysa bu kelimenin ardında, bir gecede yerinden edilen hayatlar, yarım kalan cümleler ve taşınamayan hatıralar vardır. 1923 Lozan Antlaşması’yla gerçekleştirilen Türk-Yunan nüfus mübadelesi, Türkiye’deki Ortodoksları, Yunanistan’daki Müslümanları kapsıyordu. Irka dayalı bir anlaşma değildi. Türk kökenli olup (Karaman Türkleri vb.) sadece Ortodoks oldukları için dilini bilmedikleri ülkeye sürüldüler. Yunanistan’dan gelen (Midilli, Girit vb.) Müslümanların çoğu da Türkçe bilmiyordu. Türkiye ve Yunanistan’da kurulan ulus-devlet politikalarına uyan, her iki tarafın da uygun gördüğü mübadele, sadece iki devlet arasındaki bir düzenleme değildi. Türkiye’den 1 milyon 200 bin mübadil Yunanistan’a giderken, Yunanistan’dan da 500 bin Müslüman Türkiye’ye getirildi. Bu yüz binlerce insanın çok zor koşullarda ve iyi organize edilmemiş, düzensizlik içinde yaşamlarından, köklerinden koparılma anlamındaydı.

Mübadiller için “gitmek”, çoğu zaman nereye gidildiğini bilmeden yola çıkmak demekti. İnsanlar doğdukları evi, mezarlarını ziyaret ettikleri atalarını, çocukluklarının geçtiği sokakları geride bırakarak ayrıldılar. Kapılar kilitlendi ama anahtarlar ceplerde kaldı veya komşulara teslim edildi çünkü çoğu insan bir gün geri dönebileceğine inanıyordu. Bu umut, yeni topraklarda tutunmayı daha da zorlaştıran bir yük oldu.

İnsani boyut, en çok da dilde ve hafızada kendini gösterdi. Anadolu’ya gelen Rumca konuşan Müslümanlar ya da Yunanistan’a giden Türkçe konuşan Ortodokslar, “öteki” sayıldıkları yeni bir hayata uyum sağlamaya çalıştılar. Orada onlara “Türk tohumu” denirken, Türkiye’ye gelen Müslümanlara da “Gâvur” dendi. Aynı inancı paylaşsalar da farklı bir aksan, farklı bir yemek kokusu, farklı bir gelenek onları yabancı kılmaya yetti. Mübadele, insanın sadece toprağını değil, kültürünü, sesini ve alışkanlıklarını da geride bırakması demekti.

Kadınlar bu sürecin en sessiz tanıklarıydı. Evleri yeniden kuran, çocuklara yeni bir düzenin dilini öğreten, yoklukla baş etmeye çalışan çoğu zaman onlardı. Erkekler kaybedilen statünün ve işsizliğin yükünü taşırken, kadınlar kaybedilen hayatın yasını gündelik telaşın içine gizledi. Çocuklar ise bu travmayı kelimelere dökmeden, bir ömür boyu taşıdılar.

Mübadelenin en acı tarafı, zorunlu oluşuydu. Tıpkı 1864 yılında Çarlık Rusya’sının Çerkeslere dayattığı gibi… Kimseye “İster misin?” diye sorulmadı. Sürgün edildiler. Öldürüldüler. Direnenlerin evleri, bağları, bahçeleri yakıldı, hayata tutunacak neleri varsa hepsi yok edildi. Tam 1,5 milyon Çerkes yurtlarından sürüldü. Mübadelenin travmalarını en iyi anlayacak halktır Çerkesler. Aradan geçen 59 yıl sonra, Türkiye ve Yunanistan arasında yapılan bir anlaşmayla, aynı köyde yüzyıllardır yan yana yaşamış insanlar, bir anda “gitmesi gerekenler” ve “kalması gerekenler” olarak ayrıldı. Bu ayrım, insanın kaderini milliyet ve din üzerinden belirleyen soğuk bir bakışın ürünüydü.

Bugün mübadeleye baktığımızda, geride kalan hikâyelerin hâlâ canlı olduğunu görürüz. Eski evlerin duvarlarında, sandıklarda saklanan sararmış fotoğraflarda, söylenen türkülerde bu acı dolaşır. Mübadele, geçmişte kalmış bir olay değil; torunların hafızasında süren bir duygudur. Aidiyet arayışı, “Nerelisin?” sorusuna verilen tereddütlü cevaplarda, yasaklanan anadilinin sessiz konuşulmasında hâlâ hissedilir.

Sonuç olarak mübadele, barış adına yapılmış bir düzenleme olarak sunulsa da insan ruhunda derin izler bırakmıştır. Tarihi anlamak, sadece anlaşmaları bilmekle değil, geride bırakılan hayatların sessizliğini duymakla mümkündür. Çünkü mübadele, yer değiştiren bedenlerden önce, yerinden edilen kalplerin hikâyesidir.

Bugün gerek Türkiye’de gerekse Yunanistan’da yaşadıkları toprakların özlemini çeken mübadillerin duyguları, hasretleri, gözyaşlarıyla büyüyen binlerce insan var. Bu nesil, aradan 102 yıl geçmesine rağmen köklerini arıyor. Türkiye ve Yunanistan halklarının duygularına en iyi tercüman olacak Çerkesler de, aynı acıyı yaşamış ve sürülmüş bir halk olarak, bu acının yıllara dayanan derinliklerinden kendi varlığını koruyarak çıkmaya çalışıyor. Savaşlara karşı, halkların kardeşliğini ve barışı destekleyen gelecek adına…

Yazarın Diğer Yazıları

Rusya-Ukrayna bataklığında Çerkesler!

Çerkesler, 19. yüzyılda Rus İmparatorluğu’nun yürüttüğü Kafkas savaşlarının ardından “kitlesel katliam, zorunlu göç ve sürgün” ile anılan bir tarihsel travmanın mirasçılarıdır. Bugün Çerkes nüfusunun...

2000’li yıllardan 2025’e…

Türkiye’de 2000’li yıllara kadar imar ve çevre politikalarının gelişmiş ülke uygulamaları süreçlerine ayak uydurma çabaları ve bazı koruyucu kanunlar ve düzenlemeler çerçevesinde aksaklıkları 2000’li...

Hakan Tosun neden katledildi?

Hakan Tosun, çevre haberleri yapan, belgeselci ve aktivist, bağımsız gazeteciydi. Doğa katliamı, kentleşme gibi işlediği konuları, toplumsal tepkileri belgesel üretimi ile halka iletmeye çalışıyordu....

Sosyal Medyalarımız

4,890BeğenenlerBeğen
1,353TakipçilerTakip Et
4,000TakipçilerTakip Et

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img