Altınpost Abhazya İnternet Haber Sitesi editörlerinden Anıt Baba’nın (Papba) Abhazya İnsani Programlar Merkezi’nden Liana Kvarchelia ile röportajını paylaşıyoruz. Röportaj 19 Haziran 2026’da Altınpost Abhazya’da yayımlandı.
JİNEPS
Abhazya dış politikası dendiğinde akla ilk gelen isimlerden biri olan Liana Kvarchelia ile Altınpost Abhazya İnternet Haber Sitesi editörlerinden Anıt Baba (Papba), Abhazya’nın dış politikadaki imkân ve sorunlarına dair bir röportaj yaptı, beğenerek okuyacağınızı ümit ediyoruz.
Anıt Baba (Papba): Liana, Abhazya’da dış politika denince akla gelen ilk isimlerden birisin. Abhazya’nın dış politikası hangi yollardan geçerek kuruldu? Vladislav Ardzınba ile olan ilk temasların ve katıldığın uluslararası görüşmelerle ilgili bilgi verebilir misin?
Liana Kvarchelia: Ben Liana Kvarchelia, 2000 yılından bu yana İnsani Programlar Merkezi’nde (Center for Humanitarian Programs) çalışıyorum. Daha öncesinde Dışişleri Bakanlığı’nda ve Abhazya’nın ilk Cumhurbaşkanı Vladislav Ardzınba’nın idaresinde çevirmen olarak görev yaptım. Vladislav Ardzınba ve Abhaz heyetine Cenevre ve New York’taki müzakerelerde eşlik ettim. O dönemde Abhazya henüz tanınmıyordu; askeri bir saldırının mağduru olmasına rağmen uluslararası toplum Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü tanıyordu. Cenevre 1 ve Cenevre 2 olarak bilinen ilk görüşmelerde; ateşkes, sınırın her iki tarafında barış gücü kuvvetlerinin konuşlandırılması ve sürecin eşbaşkanlarının rolü gibi konular ele alınıyordu. O dönemde henüz bağımsız bir devlet olarak tanınmaktan söz edilmiyordu. Ancak bu görüşmeler sonuç vermeyip Gürcü birlikleri 1990’ların sonunda Gal bölgesinin alt kesimine girince, Abhazya bir referandum düzenledi. 3 Ekim 1999’da yapılan bu referandumda Abhaz toplumu egemen Abhaz devleti anayasası lehine oy kullandı ve ardından bağımsızlık yasası kabul edildi.
–Rusya ile kurulan ilişkinin düzeyi ve kapsamı, dünyanın içinden geçtiği durum düşünüldüğünde kaçınılmaz bir mecburiyet mi?
-2008 yılındaki Ağustos Savaşı’ndan ve Gürcistan’ın Rus barış güçlerinin çekilmesini fiilen gündeme getirmesinden sonra Rusya Federasyonu Abhazya’yı bağımsız bir devlet olarak tanıdı. Rusya, güvenliğimizin ana garantörü olmasının yanı sıra, uzun yıllar ambargo altında kalan Abhazya’nın altyapısının geliştirilmesi ve sosyoekonomik projeler için çok büyük yatırımlar yapmaktadır. Maalesef diğer ülkelere yapılan çağrılara rağmen uluslararası arenada tanınırlığımız artmadı. Gürcistan’ın 2008’den sonra kabul ettiği “İşgal Altındaki Topraklar Kanunu”, dış dünyayla iletişimimizi çok katı kısıtlamalarla engellemektedir. Abhaz pasaportları dış dünyada tanınmadığı için Abhazya’nın dış dünyaya açılan fiili tek penceresi Rusya Federasyonu olmuştur ve halkın ezici bir çoğunluğu Rus pasaportlarıyla seyahat edebilmektedir. Ancak Ukrayna’daki olayların ardından Avrupa Konseyi’nin Abhazya’da verilen Rus pasaportlarını tanımama kararı, Abhazya’nın tecrit edilmesini daha da ağırlaştırmıştır.
–Türkiye’deki Kuzey Kafkas ve Abhaz diasporası bu sıkışmışlığın boyutlarının farkında mı? Diaspora Abhazya’ya yapabilecekleri desteği sağlıyor mu?
-Diasporamızın durumu oldukça iyi anladığını düşünüyorum; burada Türkiye’den gelen geri dönenler de (repatriantlar) yaşıyor. COVID döneminde Kafkas diasporası önemli miktarda fon toplayarak Abhazya’ya ulaştırdı, bunun için çok minnettarız. Ancak bugün kültürel ve ekonomik bağlantıların çok güçlü olmadığını düşünüyorum. Küresel yaptırımlar Rusya ile birlikte bizi de doğrudan etkilediği için para transferleri bile yapılamıyor. Bugün diasporanın farklı ülkelerde yapabileceği en önemli şey, Gürcistan’ın Abhazya hakkında yaydığı mitleri çürütmek, tecridin azaltılması ve nihayetinde Abhazya’nın tanınması için lobicilik faaliyetleri yürütmektir. Doğrudan deniz ulaşımının açılması ve Abhaz pasaportunun bir seyahat belgesi olarak tanınması için Türk Parlamentosu ve diğer karar alma mercileri nezdinde çalışılması çok önemlidir.
–Türkiye Parlamentosu’nda 40-50 milletvekilinin katılımıyla bir “Abhazya Dostluk Grubu” kurma çalışmaları yapıyoruz. Bu grup çerçevesinde, Abhazya’daki insani tecridin boyutları Türk milletvekillerine doğrudan anlatılamaz mı? Sonuçta Abhazya’da akrabalarımız var ve herkes gibi bu insani ilişkileri sürdürmeye hakkımız var.
-Bu çok ilginç ve çok önemli bir girişim. Bu tür bir oluşumda sanal brifingler ve çevrimiçi konferanslarla milletvekillerine tecridin gerçek boyutu gösterilebilir. Bu görüş alışverişine bizim parlamentomuzun temsilcileri, dışişleri bakanlığı yetkilileri ve sivil toplumdan uzmanlar da dahil edilebilir. Tamamen haklısınız; biz bölünmüş bir milletiz ve halkımızın kendi akrabalarıyla doğrudan temas kurma hakkı kesinlikle vardır.
–Rusya ile bu kadar derin stratejik ilişkiler varken Psou sınırında neden bu kadar yoğun bir yığılma oluyor? Örneğin bu sınır Avrupa ülkeleri arasında olduğu gibi pasaport kontrolünün yapılmadığı bir sınır haline getirilemez mi? Öte yandan, Moldova ile Transdinyester arasındaki rahat geçişlere kıyasla, Gürcistan sınırı da ticarete ve kargo geçişlerine açılamaz mı?
-Rusya sınırındaki sıkıntılar büyük ölçüde bölgedeki mevcut askeri olaylar ve güvenlik kaygılarıyla bağlantılıdır. Bu süreçlerden önce sınır geçişlerini rahatlatmak için ikinci bir köprü inşa etme çabaları vardı; gelecekte geçiş prosedürlerinin hafifletileceğini düşünüyorum.
Gürcistan ile durum ise tamamen farklıdır. Gürcistan yaşanan çatışmadaki sorumluluğunu kabul etmemekte, Abhazya’nın bağımsızlığını tanımamakta ve kuvvet kullanmama anlaşması imzalamayı reddetmektedir. Cenevre görüşmelerinde barış anlaşması imzalamaktan kaçınıyorlar ve 2008’den sonra çatışmanın Abhazya ile değil, doğrudan Rusya ile olduğu yönünde yeni bir anlatı yarattılar. Uluslararası toplum da Gürcistan’ı desteklemekte ve üzerlerinde bir baskı kurmamaktadır. Şu an için Rusya’dan Abhazya üzerinden Gürcistan’a yük taşımacılığı tartışılsa da asıl mesele bunun hangi şartlar altında yapılacağıdır.
–Azerbaycan’ın Karabağ’ı güç yoluyla geri almasını örnek alarak, Gürcistan’da da Abhazya sorununu askeri yolla çözebileceğini hayal edenler var mı? Diaspora en kötü senaryolara hazırlıklı olmalı mı?
-Maalesef Gürcistan’da bu tür rövanşist eğilimler mevcut. Eğitim sistemi, ders kitapları ve devlet destekli medya aracılığıyla, Abhazların Abhazya’da yerli olmadığı, 17. yüzyılda bölgeye geldikleri yönünde sözde bilimsel mitler aşılanıyor. Bugün Gürcistan Rusya’nın tepkisinden çekindiği için en üst düzeyde daha temkinli davranıyor olabilir. Ancak durum değişir ve koşullar Gürcistan lehine gelişirse, toplumdaki bu olumsuz yükü kullanarak güç kullanma senaryosuna başvurabileceklerini kesinlikle göz ardı edemeyiz. Her türlü senaryo mümkündür. Diaspora da buna hazırlıklı olmalıdır.
–Son olarak, Abhazya’yı Rusya ile Türkiye arasında bir çekişme konusu olmaktan çıkarıp bir işbirliği merkezi haline getirmek mümkün değil mi? Eşsiz doğası ve kültürüyle Abhazya’nın, ticaretin ve sanatın özgürce yeşerdiği bir refah ve barış coğrafyası haline gelmesi ihtimalini nasıl görüyorsunuz?
-Bunun kesinlikle mümkün ve ilham verici bir vizyon olduğunu düşünüyorum. Tarihsel bağlarımız olan ve güvenliğimizin garantörü olan Rusya hayatta kalmamız için çok hayati bir faktör. Öte yandan diasporamızın Türkiye’de bulunması, oradaki akrabalarımızla ilişkilerimizi sürdürmemiz gerektiği gerçeğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Burada hiçbir taraf göz ardı edilemez; aksine, tarafların rekabet etmeden işbirliği yapabileceği geniş bir alan mevcuttur. Dünyadaki belirsizliklere rağmen, aklın ve yapıcı yaklaşımların kazanacağına olan umudumuzu korumalıyız. Abhazya’nın sahip olduğu potansiyelle Kafkasya’da istikrar ve barışın güçlendiği bir bölge olması kesinlikle ihtimal dahilindedir.







