Resmi raporlarda ‘mahalle arası atölye’ gibi bir tabir ya da bununla alakalı bir veri bulunmasa da mesken raporlarına yansıyan sanayi tipi enerji tüketiminden ve İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) raporlarında geçen ‘merdiven altı’ veya ‘apartman altı fason atölye’ tanımlarının geçme sıklığından bu atölyelerin azımsanmayacak kadar çok olduğu görülebilir. Bu atölyeler ve üretim tesislerinin konumu çoğu zaman yoksul mahallelerdir. Atölye mahalle arasında diye üretim küçülmez, üretim durmadan devam eder. Bunu, atölyelerde yaşanan ihmallerin ardından orada çalışan işçilerden öğreniriz. Bu atölyelerin bu kadar yoğun bir şekilde üretim yapmasının sebeplerinden biri de orada çalışanların büyük bir çoğunluğunun kadın ve çocuk işçi olmasıdır. Kadın ve çocuk işçi; asgari ücretin, sigorta priminin, servis ve tazminat yükünün tamamen devre dışı bırakıldığı, parça başı veya harçlık usulüyle çalışan en ucuz maliyet kalemidir. İşyerinin eve yakınlığı kadının ev içi bakım emeğiyle birleşince kadınlar için iki mekân arası bitmeyen bir emek sömürüsü başlar. Çocuk işçilik ise bu yoksul mahallerde “Meslek öğrenmiş olur” ya da “Sokakta boş gezeceğine burada olsun” diyerek meşrulaştırılır.
Ravive Kozmetik AŞ’nin de Dilovası Mimar Sinan Mahallesi’nde ve aynı işçi profiline sahip bir atölyesi vardı. Fason parfüm dolum ve paketleme işi yapılan bir atölyeydi. Fason üretimde bir firma ürününü kendi fabrikasında üretmek yerine başka bir üreticiye yaptırmaktadır. Ravive Kozmetik’te de Lider Kozmetik’in fason üretiminin yanı sıra ZARA, Victoria’s Secret ürünlerinin merdiven altı üretimi de yapılmaktaydı. 8 Kasım 2025’te işyerinde çıkan yangında Tuğba Taşdemir (17), Nisanur Taşdemir (15), Cansu Esetoğlu (15), Hanım Gülek (49), Esma Gikan (31), Şengül Yılmaz (59) ve daha sonra hastanede tedavi gören Tuncay Yıldız hayatını kaybetmiş, 7 işçi de yaralanmıştı. Ailelerinin adalet arayışı yaklaşık 10 aydır sürmekte. Dördüncü duruşma 8-9 Eylül’de Kandıra Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda görüldü. Sosyal medyadan duruşma günü gelişmeleri anbean yazılırken bir cümle oldukça tepki çekti. Dilovası İşçi Katliamı Aileleri’nin avukatlarının verdiği bilgiye göre duruşma için getirilen belediye görevlileri ailelere “Şov yapıyorsunuz” demişti. ‘Şov’ kelimesinden kastedileni anlayabilmek için aynı günlerde kamuoyu baskısıyla sonuç alınan bir duruşmaya bakmak gerekir.
9 Eylül’de Küçükçekmece 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde Ayşe Tokyaz davasının karar duruşması görüldü. Başsanık Cemil K., “Kadına karşı tasarlayarak ve canavarca hisle eziyet çektirerek öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Faile yardım ettiği belirtilen Oğuz K. 5 yıl, polis memuru İlker U.U. 7 yıl 6 ay, Barış C.A. 5 yıl hapis cezası aldı. Kamuoyunda takip edilen bir dava olmasında Ayşe Tokyaz’ın ikiz kardeşi Esra Tokyaz’ın mücadelesi var. Bir yılı aşkın süredir tüm tehditlere rağmen davanın peşini bırakmadı. Bu tehditler duruşmalarda bile devam etti. Sanıkların ve sanık avukatlarının hakaretlerine maruz bırakıldı. Buna rağmen davanın akıbeti için delil toplamaya devam etti.
24 Temmuz 2023’te Diyarbakır’da 8. kattaki evinin penceresinden düşerek ölen Ejegül Ovezova için yürütülen soruşturmada da birlikte yaşadığı eski polis memuru Cemil K.’nın adı geçmekte. Cemil K.’nın Ovezova’yı darp ettiği ve bir erkeğe uyguladığı işkence görüntüleri Tokyaz ailesinin ve avukatlarının çabalarıyla kanıt olarak mahkemeye sunuldu. Eğer Ejegül için etkin bir soruşturma gerçekleşseydi Ayşe şu an hayatta olabilirdi ancak Esra’nın mücadelesiyle birlikte hem Ejegül’ün soruşturmasına yeni kanıtlar eklendi hem de başsanık Cemil K. ağırlaştırılmış müebbet alabildi. Ejegül Ovezova’nın katledilmesine ilişkin davada Cemil K. tutuklu yargılanmakta ve bir sonraki duruşma 16 Ekim’de görülecek. Biri Diyarbakır’da biri (diğeri olsa mı?) İstanbul’daki bu iki kadın cinayeti erkek şiddetinin ne kadar sistematik olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Bu iki dava üzerinden baktığımızda ‘şov’ olarak bahsedilenin kamuoyu oluşturmak, dava takibini sürdürmek ve adaletin sağlanması için dayanışma içinde olmak olduğunu anlayabiliriz. Tıpkı Esra Tokyaz’ın yaptığı gibi… Esra, bu davaların takibini bıkmadan usanmadan yaptı. Cemil K.’ya ağırlaştırılmış müebbetle biten duruşma sonrası “Bir yıl sürdü, yine diğer davalara göre kısa” yorumları duyuldu. Gerçekten de Türkiye’deki kadın cinayetlerinin ve işçi katliamlarının duruşmaları yıllar sürüyor. Bu, davanın kamuoyundaki etkisini azaltmak için bir yöntem olarak uygulanıyor. Uzun dava süreçlerinde de ailelerden, yakınlardan beklenen sessiz bir yas süreci oluyor. Mahkemeler uzadıkça mahkeme salonlarının da boşalması bekleniyor. Sanki bir cinayet değil de bir alacak-verecek davasıymış gibi bir süreç beklentisine giriliyor. Belki de belediye görevlisine ‘şov’ gelen, Gebze’deki evlerinden kalkıp Kandıra Cezaevi’ne gitmeleridir. Bu, aileler için yaklaşık bir buçuk saat yol demek. Hem de yaşadıkları yerde bir mahkeme varken mahkemeleri takip eden insan sayısını azaltmak için duruşmalar cezaevinde görülüyor. Salona telefonla girmek yasak olduğu için saatlerce süren davalarda aileler kimseyle iletişim kuramıyor, gazeteciler ise aktarımlarını duruşma aralarında halka duyurabiliyor. Bu şekilde düşünüldüğünde her davaya yol kat edip gitmek, basın açıklamasını hazırlamak, kurumları davaya çağırmak oldukça politik bir ısrar. Bu ısrarın sürdürülmesi ile davalar patriyarkanın ve sermayenin aleyhine sonuçlanabilir.







