Türkiye’de yaşayan halklardan ve inançlardan kadınlara sorduk: “Türkiye’de ve sizin kültürünüzde kadın olmak üzerine neler söylemek istersiniz?” Aysel Gürel Kayaoğlu, Çiğdem Demir, Dilek Odabaş, Esma Bektaş, Fatoş Kaytan, Katrin Nikolau, Kayuş Çalıkman Gavrilof, R. Irmak, Sennur Yılmaz, Sevilay Refika Kadıoğlu ve Sosin Aslan yanıtladı.
Dünya, kadınların omzu üzerinde yükseliyor
Arap Alevi kadın olarak yaşamını sürdürmenin diğer topluluklardan farklı yönleri olsa da çok farklı olduğunu düşünmüyorum. Sonuçta erkek egemen bir toplumda yaşıyorum, ne kadar fark edebilir ki.
Arap Alevi kadın olarak yaşamını sürdürmenin pozitif yönleri olduğu gibi negatif yönleri de vardır. Erkek egemenliği maalesef bu kültürde de mevcuttur. Her ne kadar evin idaresi, mali yönetimi kadının elinde olsa da dışarıdan bakıldığında aile reisi aslında erkektir. Kendi ailemi ele alırsam; akraba veya komşulardan herhangi biri bizden bir şey istediği zaman veya bizimle önemli bir konu hakkında konuşulacağı zaman muhatap olarak eşimi almaktadırlar. Bayram, düğün, nişan gibi davetler bizim kültürde erkek ismine olur, kadın ismine olmaz, bu durum benim açımdan rencide edicidir. Her ne kadar çekirdek ailemle ilgili meseleler hakkında eşimle konuşup birlikte ne yapacağımıza karar veriyor olsak da son kararın yine ve çoğunlukla eşimde olması hoşuma giden bir durum değildir.
Üniversiteye giden 2 çocuğum var, onların bakımı, beslemesi, büyütmesi, eğitimi, sorunlarının çözümü anne olarak bana aittir, babanın bu konularda katkısı çok azdır. Evin bütün işleri; temizlikten yemek yapmaya, çamaşır ve bulaşık yıkamaktan ütüye kadar her iş bana düşmektedir. Ayrıca tarla işleriyle de ben ilgileniyorum, tarlada sebze ekileceği zaman, bakımı yapılacağı zaman veya hasat yapılacağı zaman bütün bunlarla ben ilgileniyorum. Zeytin bahçemiz de var, bahçeyle ilgili bütün işlerden de ben sorumluyum. Zeytin toplama zamanı geldiğinde tek başıma bu işi yapamayacağım için birkaç kadın işçi tutup birlikte zeytinleri topluyoruz, zeytinleri topladıktan sonra yağının çıkarılması için sıkım fabrikasına götürmek bana düşüyor. Genellikle sabah fabrikaya giderim, sıram gelene kadar beklerim, zeytin sıkılıp yağı çıkarıldığında yağı alıp eve dönerim, bu da bütün günümü almaktadır.
Çocuklara bakmanın yanı sıra eşime de bakıyorum, o da bir nevi çocuk sayılır zaten. Eşim lokantada aşçı olarak çalışıyor ve kendi işi dışında hiçbir sorumluluğu olmadığını düşünüyor, dolayısıyla yukarıda bahsettiğim bütün yükler benim sırtıma binmektedir. Mali işlere de ben bakıyorum, en azından eşim bu konuda bana güveniyor ve maaşını bana teslim ediyor.
Ailevi meselelerde eşimle eşit söz hakkına sahip olsam da çok önemli meselelerde karar verici eşim olur maalesef. Yukarıda bahsettiğim sorumluluklarım haricinde dışarı çıkıp arkadaşlarımla buluşmak, gezmek, onlarla bir kahve içmek istediğimde veya kendim için alışveriş yapmak, yürüyüşe çıkmak, spor salonuna gitmek veya açık havada spor yapmak ya da hobi olarak bir şeyler yapmak istediğimde hiçbir engelim yoktur, zaten kültürel olarak da böyledir, yani kadının en azından bu konularda serbestliği vardır. Araba ve motosiklet ehliyetim olduğu için doğal olarak alışverişe ben gidiyorum, evin ihtiyaçlarını ben karşılıyorum, resmi dairelerdeki işleri ben hallediyorum.
Dini ritüellere gelince; Arap Alevi toplumunda dini yönden kadınlara hiçbir sorumluluk yüklenmemiştir, dolayısıyla bu konuda da rahatım ve bundan mutluluk duyuyorum. Yılda bir defa kurban kesimimiz olur, yani bir tür dini bayram, orada kadınlar erkekler bir arada çalışır, birlikte işbölümü yapılır, herkes katkı sağlar, çoluk çocuk, konu komşu bir arada olunur, bu da dini bayramlarımızın güzel ve eğlenceli tarafıdır. Kültürümüzde namaz niyaz, oruç, hac gibi yükümlülükler yoktur, ben de hiçbirini yapmam, bana her zaman tutsaklık gibi gelmiştir, bu yönden de şanslı hissediyorum kendimi. Dini yönden bizim buralarda türbeler çoktur, çokça türbe ziyareti olur, isteyen istediği zaman türbeye gider, duasını yapar, kurbanını keser, dileğini diler, ben de bazen türbelere giderim, manevi yönden iyi hissederim ama türbeler için de zorunluluk yoktur bizim kültürde.
Eşimle ilişkime gelince; eşimle her şeyi konuşuruz, paylaşırız, mahrem bir konu olmaz aramızda, kararları genellikle ortak veririz ama daha önce de söylediğim gibi gene de son karar verici eşimdir çoğu zaman.
Evli olduğum için eşimin akrabalarıyla görüşme zorunluluğum var; anlaşamasam, sevmesem de ziyaretlerine gitmek, evlerinde veya tarlalarında iş varsa yardım etmek, bayramlarda ziyaretlerine gitmek, Kurban Bayramı ise onlara yardım etmek, düğün-nişan-cenazelerde yanlarında olmak zorundayım. Bütün bunlar toplumda kadın olmanın sonuçlarıdır, bu açıdan bu kültürde de değişen bir şey yok.
Yani anlayacağınız dünya, kadınların omzu üzerinde yükseliyor ancak bunu erkek yapıyor sanılıyor bu kültürde de…
R. Irmak
52 yaşında, Samandağ/Hatay







