Türkiye’de yaşayan halklardan ve inançlardan kadınlara sorduk: “Türkiye’de ve sizin kültürünüzde kadın olmak üzerine neler söylemek istersiniz?” Aysel Gürel Kayaoğlu, Çiğdem Demir, Dilek Odabaş, Esma Bektaş, Fatoş Kaytan, Katrin Nikolau, Kayuş Çalıkman Gavrilof, R. Irmak, Sennur Yılmaz, Sevilay Refika Kadıoğlu ve Sosin Aslan yanıtladı.
Türkiye’de kadın olmak ve Zaza kültüründe kadın olmak
Kadın, hangi coğrafyada ve hangi kimlik içinde şekillenirse şekillensin; aynı direnişi, mücadeleyi ve var olma çabasını taşır. Eğitim hakkı alınan, erken yaşta evlendirilen ve yaşadığı çevrede dışlanan milyonlarca kadın vardır. Birçok ülkede kadınlar, erkekle aynı işi yaptıkları halde daha az ücret almaktadır. Kadına yönelik şiddet küresel bir sorundur; insan ticareti, zorla çalıştırma ve istismar gibi ağır ihlaller çoğunlukla kadını hedef almaktadır.
Türkiye’de kadın olmak; bazen yüksek sesle haykırmak, bazen de suskun bir şekilde direnmek demektir. Hayatın bütün yükünü omuzlayan da, kendini ispatlamaya çalışan da yine kadındır. Toplum kadını tek bir kalıba sığdırmak ister; kadınların nasıl davranması, konuşması, giyinmesi ve hatta hangi mesleği seçmesi konusunda ‘ideal kadın’ modelleri dayatır. Kadınlar tanıdığı erkek tarafından fiziksel, psikolojik ve ekonomik şiddete maruz bırakılmaktadır. Erkek için sıradan sayılan eylemler, kadın için yargılama sebebi olabilmektedir.
Türkiye’nin en acı gerçeklerinden biri de kadın cinayetleridir. Her yıl onlarca kadın; sadece ayrılmak istediği, kendi hayatına dair karar aldığı veya itaat etmediği için öldürülüyor. Kadın cinayetleri sadece bireysel bir öfke patlaması değil, kadını eşit bir insan olarak değil; mal, namus, mülk gibi gören ataerkil zihniyetin sonucudur.
Özgecan Aslan (Mersin’de minibüs şoförü tarafından öldürüldü)…
Emine Bulut (Eski eşi tarafından kızının gözü önünde öldürüldü)…
Gülistan Doku (Munzur Üniversitesi’nde öğrenci; kaybolmasının üzerinden yıllar geçmesine rağmen kendisine ulaşılmadı ve failleri bulunamadı)…
Örneğini çoğaltabileceğimiz kadın cinayetleri, reddedilmeyi kabul etmeyen bir zihniyetin sonucudur.
Eğitim alanında ne kadar ilerleme sağlansa da, kırsal bölgelerde erken yaşta evlilik, okulu bitirmeden terkler bir sorun olarak varlığını sürdürmektedir.
Yasalar kadını korumak için var. Yasayı uygulamada yaşanan eksiklikler ve ihmaller korumayı yeterli kılmıyor.
Türkiye’de kadın olmak, zorluklara rağmen özgür ve güçlü durabilmektir.
Zaza kültüründe kadın ise kültürel hafızanın merkezinde, sözlü kültürün taşıyıcısı olarak yer alır. O sadece itaat eden değil; direnen, ağıt yakan ve aslında tarihin sözlü arşivini tutan kişidir. Yas tutarken unutmaz, unutturmaz. O ağıtlarda sadece acı değil; hafıza, direniş ve kimlik vardır.
Tarihsel süreçte kırsal bölgelerde yaşam alanı ev, tarla işleri ve hayvancılıkla sınırlanan Zaza kadını, eğitim imkânlarının kısıtlılığı nedeniyle erken yaşta evliliklerle karşılaşmıştır. Ancak günümüzde tablo değişmektedir; artık Zaza kadınları üniversiteye gitmekte, eğitim almakta ve eğitim sahibi olmaktadır. Özellikle Alevi-Zaza inancında kadının cemlerde aktif rol alması, semah dönmesi ve söz sahibi olması, toplumsal kararlardaki gücünün bir göstergesidir.
Dersim’de kadınlar arasında güçlü bir dayanışma geleneği vardır. Dersim’de dağın, suyun, toprağın ve her canlının kutsal sayıldığı bu kültürde kadın, doğa döngüsünün aktif bir parçasıdır. Tarihsel travmalara rağmen Dersim kadını kültürel kimliğini korumayı başarmıştır.
Türkiye’de ve Zaza kültüründe kadın olmak, ataerkil yapı ve sınıfsal baskılara karşı her gün yeniden var olmaktır. Tüm zorluklara rağmen kadınlar; sporda, sanatta, akademide ve sivil toplumda güçlerini göstermeye devam ediyor. Hak arama mücadeleleri ve dayanışma ağları her geçen gün daha da büyüyor.
Maya Angelou’nun dediği gibi: “Bir kadın, mümkün olduğunu bilmeden kendisi için ayağa kalktığında, tüm kadınlar için ayağa kalkmış olur.”
Çiğdem Demir







