Şimdi ses vermenin zamanı

0
302

Özgürlükçü; demokratik anayasa Çerkeslerin de ihtiyacı 

2 Temmuz Genel Seçimlerinin ve Cumhurbaşkanı seçiminin tozu dumanı dağılmamışken Türkiye bu kez de Anayasa tartışmasının sathı mahalline giriverdi. Seçim­lerdeki başarısının ve Abdullah Gül’ün Cum­hurbaşkanı olmasının rüzgarını arkasına alan AKP hükümetinin “Sivil Anayasa” baslı­ğı altında akademik bir heyete hazırlattığı ve Sapanca’daki parti kampında son seklini verdiği taslak, önümüzdeki birkaç ay boyun­ca kamuoyunda çok tartışılacak. Hatta bu tartışmaların daha şimdiden son sürat baş­ladığını söylemek de yanlış olmayacaktır. 

AKP’nin Türkiye’nin ilk sivil Anayasası olarak lanse ettiği bu taslak ile ilgili ilk anda üç tip tepkinin geldiği görülüyor. Bunlardan ilki bu çalışmayı alabildiğine olumlayan, tas­laktaki kimi liberal açılımları ve ilk defa bir askeri darbe olmadan ortaya yeni bir Anaya­sa çıkmasını bile yeterli bulan kesimlerin sü­reci tamamen olumlayan tepkilerdir. 

İkinci tip tepki ise, laiklik ve üniter dev­let yapısı ile ilgili kaygılar nedeniyle, AKP’nin Yeni Anayasa çabalarına mesafeli duran hatta “Yeni Anayasa için Kurucu Mec­lis gerekir” vb. bahanelerle bu girişimin önünü kesmeye çalışan statükocu kesimlerin tepkileridir. 

Son olarak da DİSK; KESK; TMMOB gibi sendika ve demokratik kitle örgütleri ile ÖDP,EMEP, SDP, DTP gibi partilerin; Yeni bir Anayasa ihtiyacı konusunda AKP ile hem fikir olan ancak bu partinin ortaya koyduğu taslağı özgürlükler, demokratikleşme ve sos­yal haklar bakımından eksikli bulan tepkileridir. 

Biz Çerkesler açısından da bu sürecin gerçekten kritik bir öneme sahip olduğu tes­pit edilmelidir. Zira bu güne değin Anayasal metinlerde diğer etnik ve ulusal kimlikler gi­bi Çerkes kimliği de yok sayılmış, Türk etnik kimliği tek meşru kimlik olarak bize de da­yatılmıştır. Sözde ayrımcılık yapmamayı he­defleyen ama özünde inkarcı olan bu yak­laşım neticesinde Anadolu’daki Çerkes Kültürü ve kimliği gün be gün erimiş, acı­masız asimilasyon binlerce yıllık mazisi olan bir halkın sürgünden yadigar  en büyük kollarından birini adeta kuru bir ağaca çevirmiştir. Bu süreç durdurulacak ve ter­sine çevrilecekse, bunun kalkış noktaların­dan birisinin, diğer farklı kimlik ve kültür­lerle birlikte Çerkeş Halkının varlık ve meş­ruiyetinin resmiyette tanınmasını; koru­nup geleceğe aktarılmasını mümkün kıla­cak yeni “özgürlükçü-clemokratik bir Ana­yasa” zemini olacağı hiç kuskusuzdur. 

Çerkesler olarak bu nedenle Anayasa tartışmalarının kıyısında, kösesinde değil tam da merkezinde olmalıyız. Anadolu’da bir söz vardır: Ağlamayan bebeğe emzik ve­rilmez. Çerkeslerin sürgün edilmiş bir halk olduğunun uluslararası planda tescili, kimliğimizin resmi düzeyde tanınması, çif­te vatandaşlık hakkımızın verilmesi, Ah hazya, Çeçenya,  Adigey ve Osetya’daki so­runlara Türk Hükümetinin seyirci kalma­ması, anadilde eğitim, çocuklarımıza kendi dilimizde isim verebilme, Çerkesçe aile ad­larımızı resmileştirebilme, köylerimizin Çerkesçe gerçek adlarının yeniden geçerli kılınması gibi temel taleplerin hepsinin Anayasa’daki dayanağı olacak yeni bir va­tandaşlık tanımının yapılabilmesi için bu süreci çok ama çok iyi değerlendirmeliyiz. Şunu iyi bilmeliyiz ki, böylesi fırsatlar top­lumların tarihinde sık sık ortaya çıkmaz­lar. 

İşte tüm bu saydığımız nedenlerle biz Çerkeslerin de Anayasa tartışmalarına üçüncü tür tepki veren kesimle birlikte ha­reket etmesi ve özgürlükçü-demokratik-sosyal bir Anayasa mücadelesine omuz ver­mesi gerekiyor. 

Artık gerçek çıkarlarımızın nerede ol­duğunu görmemizin vakti geldi de geçi­yor… 

  

Sayı : 2007 09