Ataları Çeçenler olan Kistlerce kurulmuş Duisi Köyü’nde yaşam

0
7

Pankisili Kadınları Ziyaret
Gürültülü şehirden huzura uzanan yorucu bir yolculuktu. Şimdi, üst Alazani’ deki vadide geziniyoruz ve ben sorularımla ev sahibemizin kızı Nana’ yı şaşırtıyorum. Nana, Gürcü dilini gramer kurallarına uygun, doğru bir şekilde konuşuyor ve yanıtlarında da çok rahat.
Şimdi Pankisi’ deyiz. Duisi Köyü ataları Çeçenler (Vainakhlar) olan Kistlerce kurulmuş. Köy, Gürcistan’ ın kuzey sınırında yer alıyor. Doğası sadece burada görebileceğiniz kendine özgü bir güzelliğe sahip. Diğer dağlık köyler gibi güzel. Dağların yamaçlarının bazı köyleri koruduğunu, yeşil manzaranın içindeki koyun ve at sürülerini görebiliyoruz. Nana nehrin kıyısını işaret ederek: “Bak, daha önceleri burada oturacak boş yer bulamazdın. Oysa, şimdi köylüler hemen hemen hergün burayı terk ediyorlar. Çeçen mülteciler bile ayrılıyor.” dedi.
Kesinlikle benim için değişik bir dünya ve ben oldukça gergin ve heyecanlıyım. Birbirinden farklı Gürcü köylerinin olduğu bu yerlerin kendine özgü sessizliğini hissedebilirsiniz. Zaman zaman mollanın dinlediği ilahiler ile kendi tanrısı olan Allah’ a hamdederek şükrettiğini işitebilirsiniz. Daha sonraları aynı şarkıyı yerel camide Kist kadınlarının da söylediğini işittim, fakat şu sıkıcı Tuş şarkı motifleri ve rengi ile. Kadınların şarkı söylemeleri beni silkeledi, tamamen afalladım, akan gözyaşlarımdan ise bahsetmiyorum… aslında Gürcüler ve Kistler bu topraklarda antik çağlardan beri yaşadığından bu şaşılacak bir şey olmamalı. Burada bir de savaşla birlikte sayıları artan kırmızı kurtları duyarsınız. Bu tür kurtlar diğerlerine nazaran daha agresiflerdir. Pankisi Vadisi’ nin bu kırmızı kurtların hedefi haline geldiğini söylüyorlar. Öyle ki, bu kurtlar köyleri istila etmiş ve evcil hayvanlara saldırmışlar. Bugüne kadar da dört kurt öldürülmüş. Vadi’deki tek tehlike kurtlar gibi gözüküyor. Bunun dışında tamamen sakin ve huzur dolu.
Ziyaretimizin ilk gününde, Nana bizi köyünün çevresini gezdirmek için aldı. Yarın Vadi’nin tüm çevresinde yürüyeceğiz. Cömert bir Kist erkeği olan Joqola, bizi bitişikteki Omalo, Khalatsani, Doomastir, Joqolo ve Birkiani Köylerine götürmek için alacak.
Haklı olarak, Kist kadınlarının günlük yaşantısını merak ediyorum. Rotamızı Alazani vadisinden daha dar olan bir köy yoluna doğru değiştirdik. Karşıdan gururlu bir şekilde yürüyen, uzun-beyaz sakallı ve kürkten yapılma şapka giyen bir adam geliyor. Nana fısıldayarak: “Durmalıyız” diyor. Molla yanımızdan geçip gözden kaybolduktan sonra biz de yolumuza devam ediyoruz. Nana: “Önce erkek geçmeli. Biz kadınlar saygının bir işareti olarak yolu onlara veririz” diyerek durumu bana açıklıyor. Bu, yerel bir adetle ilk karşılaşmam oluyor.
Yerel bir toplanma alanının yanından geçiyoruz. Yünden başörtüleri takan, uzun elbiseli ve Kist dilinde konuşan birkaç kadın, tahta çitlerin yanına çömelmiş enfiye çekiyor. Dzakho, yeşil gözlü, orta yaşlı bir kadın. Başörtüsü takmış ama altın küpeleri başörtüsünden dışarı çıkmış. Baş ve işaret parmakları ile tseko (bir yığın tütün yaprağı) tutuyor. Tsekoyu burun deliğine götürüyor ve bizi çağırıyor: “Hey! Kadınlar, gelin, haydi bir nefes alın!”. Bu teklifin üzerine ben tebessüm ediyor ve dikkatlerini çekmeden Kist kadınlarını incelemeye çalışıyorum. Hepsinin çok etkileyici ve bununla beraber üzgün gözleri var. Bu beni şaşırtıyor.
Ana caddede bir heyecan var. Çocuklar okuldan dönüyorlar. Gürcü dili eğitimine başlamışlar. Çantalarını görüyorum, ağır değil, kuş gibi hafif. Çocukların çoğu sarışın ve mavi gözlü. Küçük kızlar eşarp takmıyor ve uzun altın saçları güneş ışığında parıldıyor. Müslümanların kurallarına göre sadece ergin kadınlar eşarpları ile yürüyor. Balkondaki bir kadın, gözleri parıldayarak Nana’ ya el sallıyor. “Bu Maliqa. Köpek gülü birasının tadına bakmamız için bizi davet ediyor” diyor Nana ve biz de gururla balkona ayak basıyor, üç bacaklı taburelerde otururken memnuniyetle biranın tadına bakıyoruz.
Yerel halk Kafkasya’ nın geleneksel konukseverliğini gösterebilmek için çok uğraşıyor. Bunun için de her aile bizi büyük bir içtenlik ve nezaketle karşılıyor.
Bu arada müezzinin sesi caminin minaresinden yükseliyor. Bu ses Müslümanları namaz kılmaya çağırıyor. Nana’ ya dindar olup olmadığını sorduğumda, karşılığında bana hiç düşünmeden “Elbette ki dindarım” yanıtını veriyor. Müslümanların oruçtan çıktıktan sonraki bayramları henüz sona erdi, fakat Nana oruç tutmaya altı gün daha devam edecek. Bu ise Nana’ nın sabah 6’ dan akşam 6’ ya kadar hiçbir şey yiyip içmeyeceği anlamına geliyor. Ama kesinlikle günde beş kere kıldığı namazlardan önce vücudunun bazı bölgelerini yıkayacak. Duisi’de olduğum süre boyunca Nana’ yı musluğun yanında oturup, o soğuk suya rağmen nasıl da gayretle ellerini, yüzünü ve ayaklarını yıkadığını göreceğim. Cuma, Müslümanların en kutsal günü ve herkes camiye gidiyor. Kadınlar ve erkekler halıdan bir duvarla birbirinden ayrılarak namazlarını farklı yerlerde kılıyorlar.
Akşam yaklaşırken, ev sahibemizin ailesi, Medee, bölgedeki kadınlar için toplantı yerine dönüyor. Mum ile aydınlatılan loş odada şöminenin yanına oturan kadınlar el sanatlarını gösteriyor ve bana hayatlarını anlatıyorlar. Çay içme töreni ise bu sahnenin zorunlu arka planı.
Granny Iseita, 81 yaşında, her zaman meşgul olan çok zayıf ve uzun bir kadın. Hala bir şeyler örüyor: “Evlendiğimde 15 yaşındaydım, dört çocuk büyüttüm, evlendiğim günden beri elimdeki yünü asla bırakmadım, fakat hala yeterli değil… Tsnoree Market’ te çok ucuza şapkalar ve nabadee (bir çobanın keçeden yapılma pelerini) sattım. Sattıklarımdan kazandığım paralar ile de mısır aldım. Fakat bu durumda olan yalnız ben değildim, benim köylüm olan kadınlar da aynıydı. Biz hepimiz çalıştık ve acı çektik. Daha eskiden, üzüm bağımız varmış ve şarap yapıyormuşuz. O zamanlar şarap içmek yasak değildi, fakat şimdi yasak. Tüm yaşantımda oruç tutuyorum. Kadın, ailede her zaman böyledir, ben gece yarılarına kadar çalıştım. Yün yıkadım, iplik geçirdim. Asla kendim için ya da çocuklarım için zaman ayırmadım, hep karnımızı doyurabilmek için harcadım zamanımı. Bugün bile, eğer param olsa, keçeden ceket yapardım. Nasıl boş oturabilirim? Çalıştığımda, yaşadığımı biliyorum.”
Medee ailesine girdiğimden beri, ev sahibemiz sürekli bir şeyler yapıyor. Onun oturduğunu asla görmedim, ya bir ceket örüyor ya da bir Kakhetya şapkası dikiyor. Bazen geleneksel Kist yemekleri pişiriyor: Qaghee (kurutulmuş tuzlu et) ya da Jijigh Galnısh (haşlanmış et ve haşlanmış hamur).
 
Mzia, 45 yaşında: “Bir erkekle karşılaştırıldığında, bir Kist kadınının yükünün daha ağır olduğunu görürsünüz. Burada, daha meşgul olan kadın, daha fazla saygıya sahip olan da. Sizden farklı olarak, bir Kist erkeği karısının yurtdışına gitmesine ve çalışmasına da asla izin vermeyecektir. Bizim evliliklerimiz ise, genç çiftin ailelerinin onayını ve görüşünü almalarından sonra gerçekleşir. Kız ve erkek birbirleri ile hiç tanışmaz, fakat onlar ailelerinin kararına boyun eğerler. Bizim geleneklerimize göre, evli bir kadın evlilik sonucu edindiği akrabalarına onların isimleri ile asla hitap etmez, sadece ortak bir isim kabul edilir. Yaşlıya saygı, çok eski zamanlardan gelir ve bizim kanımızda akar. Kocamızın kız kardeşi için farklı bir isim seçeriz: ‘güzel kız’ gibi ve bu ona hitap şeklimiz olur.”
Pek çok dağlık bölgedeki gibi, kan davası adeti yaygın ve birçok kişi tarafından sürdürülmeye devam ediyor. Bu Kistler’de bile en güçlü, en ağır gelenek. Ölen kişinin intikamını almadan onun mezar taşını dikmiyorlar. En yaşlı karar verdiğinde, ya rakipler uzlaştırılıyor ya da öldüren taraf köyden ayrılıyor ve uzakta bir yere yerleşerek yaşıyor. Bu problem Pankisi kadınlarını endişelendiriyor: “Akraba halk içinde düşmanlık görmek ve kavga etmektense bir haftada iki kat aç kalmayı tercih ederim” diyor Rumisa.
Aile meselelerinde kadının rolü çok önemli, fakat sözleri önemsiz. Daha önceleri, bir Kist kadını bir Kist erkeğine cevap veremezdi ya da karşı çıkamazdı, onun itaatsizliğinden söz etmek mümkün değildi… Şimdi ise, yazılı olmayan bu kurallar daha yumuşak ve oldukça liberal bir hale geldi. Ev sahibemizin kocası: “Bizim kadınlarımız Gürcü kadınlarına benzer” diyerek konuşmamıza karışıyor ancak sözleri sadece bu cümle ile sınırlı kalıyor.
Kesinlikle Gürcü kültürünün belirli işaretlerini ve Gürcü – Kist kültürünün entegrasyonunu görebilirsiniz. Bir Kist düğünü ile Gürcü düğününe neredeyse aynı olmasına rağmen arada farklılıklarda vardır tabi. Örneğin, cenaze töreninin olduğu gün bir Kist kadını mezarlığa gidemez, o gün mezarlığa gitme ayrıcalığı sadece erkeklerdedir. Ölüye hakaret olarak algılandığından cenaze sırasında kimse haykırışlarla ağlamaz.
Orada kalırken ilginç bir hikaye duydum. Bir Rus kadın bir Kist erkeği ile evleniyor. Dediklerine göre, kadın gerçekten güzeldi, uzun saçlarını bağlar ve toplardı. Hayatını bir Kist köyünde geçirdi. Müslüman oldu, dinsel törenlere katıldı, namaz kılıp dua etti ve oruç tuttu. Kocasının sözünden çıkmadan yaşayarak ona hizmet etti, çocuklarını büyüttü. Öldüğünde ise kadının altın bir haç gizlediğini buldular. “Kocasına saygısı, ailesine sahip çıkmasının dışında Müslüman gibi yaşayıp, Hıristiyan gibi öldü” diye ekledi Medee.
Bölgede çok eşliliğe sık rastlanılmıyor. Sadece iki ailede çok eşlilik olduğu ve onların da Vahhabi olduğu söylendi. İddialara göre bu tip eşler sadece akraba olmakla kalmıyor aynı zamanda kocalarının diğer eşlerine anlayış gösteriyor ve çok iyi arkadaş oluyorlar.
Çok değişik, sadece çok değişik… daha fazla bir şey söylenemez… Bağdaş kurup yere oturduk, çay içtik ve geç saatlere kadar konuştuk. Dışarıda eşiğin üzerinde birkaç çift ayakkabı ise sahiplerini sabırla bekliyor.
Bu seyahat, farklı milletlerden ve inanışlardan kadınların, bazı farklılıkları olmasına rağmen müşterek konularda endişelendiği ve kaygı duyduğu konusunda beni ikna etti.  
Eka Ghaghanidze
Tiflis/Gürcistan
Focus Dergisi
Türkçe’ye çeviren: A.Burak ÖZTAŞ
                            İstanbul – 11.01.2007

Sayı : 2008 01

Yayınlanma Tarihi: 2008-01-01 00:00:00