Adıgece eğitim, asimilasyon durumu ve geleceğimize ilişkin bir değinme (4.Bölüm)

0
319

Adıgece Eğitimin Şimdiki Hazin Durumu

Eskiden köy toplantı ve düğünlerinde, köleler ve yoksul köylüler (aşağı tabaka) kastedilerek, “Herkes yerini bilsin!” (Хэти ич1ып1э ерэш1эжь!) denilir, soylular baş köşelere çağrılır, sonra sıra varlıklı köylülere gelir, köleler ise kapı dışarı edilir ya da en arkalara itilirdi. Şimdi buna benzer bir durum var ve Rusça baş köşeye kurulmuş durumda.

2006’da Adıgey Cumhuriyeti(AC) Devlet Başkanı Hazret Ş’ovmen’nin bireysel bir müdahalesiyle, AC Devlet Meclisi-Khase yeni bir eğitim yasası kabul ederek, bütün Adıge öğrencilerin zorunlu ders olarak Adıgece okumaları sağlanmıştı (S.Peneşü, Uyanma Vaktidir, Jineps, s.20, s.4). Ama bu girişim, “Adıgecenin zorunlu bir eğitim dili yapılamayacağı ama yapıldığı, bunun RF Anayasası’na ve ‘insan haklarına aykırı’ olduğu” gibi bir gerekçeyle ve yargı yoluyla durdurulmuştu. İptal edilen ama yine de bir eğitim yılı süresince uygulanan bu yasa sayesinde, Adıge öğrenciler anadiliyle bir araya gelme özgürlüğünü yaşamış, izleri belki de 70 yıl sürebilecek bir süreç açılmış oldu (Bu girişim Adıge Ulusu içinde Hazret Ş’ovmen ve Khase’de olumlu oy kullananlar gibi yürekli ve özverili evlatların tükenmemiş olduğunu da kanıtlıyordu).

Girişim ve girişimin durdurulması, beraberinde RF’de bir diller sorunu bulunduğu ve bağlı cumhuriyetlerin bazılarının anayasalarında yazılı olan “egemenlik” sözcüğünün bir süsten başka birşey olmadığı gerçeğini de gün yüzüne çıkarmıştı. Sözgelişi “egemen” AC kendi resmi dilini, o dili konuşmakta olan insanlarına (Adıgeler’e) okutma yetkisine bile sahip değildi. Toplantıda böylesine olgulara değinilmiş midir? Bilemiyoruz. Böylece, RF’nin ulusal yerel birimlerinde (komponent) dengesiz, federalizmin ruhuna ters düşen bir eşitsizlik ve ayırımcılık durumu bulunduğu gerçeği de ortaya çıkmıştır. Demokratik, özellikle de federatif bir devlette böylesine eşitsizliklerin bulunmaması, yörelere daha fazla öncelik özgürlüğü sağlayan bir düzenleme yapılması gerekir.

İsviçre’de 26 kanton (eyalet) ve 4 resmi dil (Almanca, Fransızca, İtalyanca ve Romanş dili) vardır. Hiçbir İsviçre topluluğu yüzyıllardır kaygı içinde değildir. Çünkü tam bir eşitlik ve karşılıklı saygı anlayışı vardır, “büyük birader anlayışı” ise yoktur. İsviçreli bir öğrenci kendi anadilinin dışında ikinci bir İsviçre dilini de okumak zorundadır. Bu uygulama sayesinde bir İsviçreli en az iki dil konuşur. Örneğin, İtalyanca konuşan Ticinokantonunda bir öğrenci, anadili İtalyanca dışında ikinci bir İsviçre dilini ya da üç dil (Almanca, İtalyanca ve Romanşça) konuşan Graubünden kantonunda Romanşça okuyan bir öğrenci İtalyanca ya da Almanca gibi ikinci bir İsviçre dilini de okumak zorundadır ve bu durum RF’de olduğu gibi “Anayasaya ve İnsan haklarına aykırı” bir durum olarak görülmemektedir. Bu da RF’de demokratik değerlerin henüz tam oluşmamış olduğunu göstermektedir. 

Bir demokratik örnek de Kanada’dan: Bu son yıllarda bir yasayla bütün Kanada yerli (Kızılderili ve Eskimo) dilleri koruma altına alınmış, bu toplulukların her birinin kendi “ulusal konsey”lerini (national council) kurmaları sağlanmıştır. Böylece konuşanı 10 kişi kalmış olan Han dili (bk.Han language, internet) bile tanınmış, bu dil uzman desteğiyle ve yaşlılardan yararlanılarak okullarda okutulmaya ve genç Hanlar’a yeniden öğretilmeye başlanmıştır. Bakanlık sadece yerli ulusal konseylerin onayladığı uzman eğitimcileri yerli okullarına göndermektedir, yani RF’deki gibi yerel görevlilerin peşinde dolanan ve kuşku uyandıran Rus görevliler gibileri oralarda yoktur, yurttaşa güven esası vardır ve yönetim yerlileri “ötekiler” olarak ayırmıyor ve herkesi bir tutuyor. Kanada’da şimdiden yerli bölgeleri oluşturulmuş olup (Nunavut, Nunavik, Northwest Territories, Nunatsiavut, bk.internet), yerli dillere bölgesel resmi dil statüleri verilmektedir.

RF’deki uygulama ise, Abadzeh’in Şapsığ’a tanrı tavuğu (thaçet) yakınması fıkrasını anımsatıcı nitelikte: Abadzeh (Абдзах), “А тхьар бо тхьа хъурназ, ежь ичэтхэр инэу къигъаш1и, тэ тичэтхэр жъые къигъэнагъ” (O Tanrı çok kurnaz bir Tanrı, kendisi için iri tavuk yaratmış, ama bizim tavukları küçük bırakmış) diye yakınıyormuş. Şapsığlar’ın “ketı” dediği tavuğa Abadzehler “çetı”, Şapsığlar’ın “kurkur” dediği “hindiye” de Abadzehler “thaçet/тхьачэт” (tanrı tavuğu) diyorlar. RF’deki durum da bu: Rusça “hindi”, diğerleri “tavuk”, daha doğrusu “ispenç tavuğu”, “minik serçe”. Rusya’da herkes Rusça okumak zorunda ama diğer resmi dilleri kimse okumak zorunda değil.

Eşitsizliği daha yakından görelim: AC Anayasası’na göre (ötekiler de benzeridir), “bir öğrenci eğitim dili olarak iki resmi dilden (Rusça, Adıgece) birini özgürce seçebilir”, deniyor. Ama Adıgece eğitimin kolu kanadı kırılmış ve tek bir dersle sınırlanmış. Bırakın Adıge olmayanı, Adıge kökenli bir öğrenci bile şayet o okulda Rus sınıfı varsa (ki çoğunca vardır), Rus sınıfına yazılıp Adıgece okumaktan “kurtulabiliyor”. Adıgece okuyan bir öğrenci Adıgece dersinden başarısız ise, Rus sınıfına yatay geçiş yapıp sorumluluktan kurtuluyor ve bir üst sınıfa devam edebiliyor (Tam bir “Ali Cengiz Oyunu”). Adıgece’yi seçen bir öğrenci 12 dersin en çok bir dersini Adıgece, bir dersini İngilizce, 10 dersini de Rusça okurken; Rusça’yı seçen bir öğrenci, 12 dersin bir dersini İngilizce, 11 dersini Rusça okuyor. Sözkonusu toplantıda eşitlik anlayışına ters düşen bu gibi durumlara değinilmiş midir? Ders kitaplarının Adıgece’ye çevrilip okutulmasının istendiğini biliyoruz, yani kaçamak da olsa durum biliniyor olmalı. Ama tanı (teşhis) olmadan iyileştirme (tedavi) olamayacağı da bilinmeli.

Yerel resmi diller kendi devletlerinde (dahası RF desteğindeki -de facto bağımsız devletler olan – Abhazya ve Güney Osetya’da da), kamu yaşamında (yasama, yürütme ve yargı alanında) kullanılmıyor, buralarda sadece Rusça kullanılıyor. Aslında kullanılmalarında görünürde bir yasal sakınca yok. Demokratik hedef ise, yerel dilleri desteklemek ve onları kamu yaşamında da kullanılan diller haline getirmek olmalıdır. Demokrasi ve cumhuriyetler bunun için vardır ve böylesine bir RF daha sağlıklı olacaktır.

Kamu yaşamında sadece Rusça’nın kullanılması, yerel dilleri önemsizleştiren ve etkisizleştiren ana etken. Öğrenci velisi, “Bir yararı, bir getirisi yoksa yani geçerli bir dil değilse öğrenci Adıgeceyi niye öğrensin ki?” diyor. Kendi açısından haklı. Örneğin, AC Devlet Meclisi-Khase’de (Хасэ) 17 yıldan yani cumhuriyetin kurulduğu ilk günden bu yana bir kez olsun, hiçbir oturumda Adıgece’nin konuşulduğu, bir ilk yapıldığı, Adıgece bir tutanak olsun tutulduğu görülmüş ya da duyulmuş değil. “Gerekçesi” de hazır: “Herkes Rusça biliyor”. Öyleyse ulusal dil ve cumhuriyete ne gerek var? Bu mantıkla gidilecek olursa Adıgece ve AC için, “fuzuli bir dil, fuzuli bir cumhuriyet” diyerek kampanyalar açan Slaviyanlar Birliği’ni kınamaya kalkışmak biraz da “ayıp” kaçmıyor mu?..

Böylesine bir politikayla RF’nin ve Rusluğun kazanabileceği olumlu bir şey olabileceğini sanmıyoruz..

III – Geçmişteki iyi ve kötü Uygulamalar (Devam edecek)

Sayı: 2008 03
Yayınlanma Tarihi: 2008-03-01