Analiz – Türkiyel Çerkesler olarak kendimizi anlatmakta eksik kaldık

0
1465
Ne yapıyoruz 21 mayıslarda?
Çerkesler’in yaşadığı kırılmayı anıyoruz!
Nasıl?
Önce biz-bize, derneklerimizin dört duvarları arasında. Sonra Kefken Karaağaç köyü. Kafkasya’dan Anadolu’ya sürgün yolculuğunun denizden karaya ulaştığı yerlerden birinde. 1992 Abhazya savaşının ivmesiyle 1993 yılında gerçekleşen kendini sokağa bırakabilme hali. İçinde yaşadığımız topluma anlatmanın, paylaşmanın ilk ürkek adımları. Sonra İstanbul’da Salacak sahilinde. Samsun’da ve diğer yaşadığımız yerlerde. Daha bir göz önünde. İçinde yaşadığımız toplumun bilgi sahibi olmasını istemek, medyada yer almak istemek… Kamuoyunun gözü önünde olabilmek.
Sürgün ve soykırım sözcükleri ile ve çok da ses getiremeden yol alınırken sonra giderek “bu günü barışın günü ilan edelim, savaşın bittiği gün ilan edelim” yaklaşımları. Hem de toplumun temsilcisi konumundaki kişilerden. 21 mayıs zaten savaşın bittiği gündür ve zaten o müthiş kırılmayı yaşamış Çerkesler her zaman barış yanlısı idi, yaptıkları şey saldırgana karşı vatanlarını korumak, özgür yaşamlarını savunmaktı. Hala ‘önce barış’ demeye devam ediyoruz! O zaman neden böyle bir yaklaşım?
Bu bizim söylemek istediğimiz değil, bize söylettirilen olabilir ancak.
Yerleşik halkı olduğu Kafkasya’ya göre Adıge, Abaza ve Vubıh nüfusu olarak Türkiye’de çok daha fazla sayıda yaşıyor olmak, yanı sıra Çeçen, Oset ve Dağıstanlıların da yerleşik olmaları durumu dikkate alındığında Türkiyeli Çerkeslerin kendilerini ifade etmek konusunda eksik kaldıkları yorumlarını yapabiliriz. İnsanlık tarihinin önemli kırılmalarından birini yaşayan Çerkeslerin tarihini biliminsanları, ilgili çevreler dışında her kesimin bilmesi, gerçeğin deyim yerindeyse taşa toprağa yazılması gerekirdi. Ve bunu bizler Türkiye’den başlayarak yapmalı, diasporanın geri kalanını (40 civarında ülke) da etkilemek ve birlikte hareketle bunu başarabilmek gerekirdi. 1992 de neresi Abhazya ve kimdir Abazalar, 1994 de neresi Çeçenya ve Çeçenler kimdir, 2008 de neresi Osetya ve kimdir Osetler sorularını yanıtlamak yerine başka şeyler konuşuyor olabilirdik o zaman..
Diğer yandan; 1997 de Dünya Çerkes Birliği (DÇB)* UNPO’da** gazetemizin sayfalarında yer alan sürgün, soykırım, tarihi anavatan topraklarına geri dönebilme, çifte vatandaşlık kararlarını aldırırken amaç ne idi?
Ne düşünmüştü DÇB ve nasıl tepki vermişti RF (Rusya Federasyonu)?
En küçük eleştiride ve hak talebinde, ‘RF insanlarımıza baskı yapar, Abhazya zor durumda kalır, iş adamlarımız zarar görür (sermayenin vatanı mı var?)’ vb. yaklaşımlarla caydırıcı olmanın gerekçelerini sunan çevreler var. 1997’deki girişimi Kafkasya-diaspora birlikte yaparken bu “gerçekleri” görememiş, değerlendirememiş olabilirler mi? Yoksa RF daha mı demokrattı, daha mı az baskıcı idi?
Ya da başka türlü soralım; DÇB’nin yaklaşımı yanlış mıydı ve RF alınan bu karardan sonra şiddet uygulamamakla hata mı yapmıştı? Bu arada hatırlatalım, RF süreç içinde kendi açısından gerekeni yaparak DÇB’yi etkisizleştirdi.
RF’unda bugün, bizzat Rus insanlar genel durumdan memnuniyetsizliklerini ortaya sererken, bizzat Rus biliminsanları bize dair sürgün ve soykırım gerçeğini belgelerle yazarken nedir duraksamanın ve duraksatmanın nedeni?
Var olan durumun yetersizliği söz konusu. Türkiye için çok söze gerek yok. Daha kimliklerin tanınma aşamasında yani a-be-ce deyiz. RF için biraz farklı da olsa sıkıntı var. Var olan durumu korumak bir yana geri adım attırılıyor. İşte Adıgey’de başkanın seçilmesi için Sovyet döneminden gelen Adıgece bilme şartı kaldırıldı, federasyon başkanları merkezden atanıyor, vd.
Bu durum ortada iken her talep ve eleştiri karşısında RF sopası gösterme alışkanlığından vazgeçmeliyiz. İnce siyaset gibi bir şey ifade etmeyen yaklaşımlarla gerekenleri yapmamanın kılıfını hazırlamamalıyız.
Uluslar arası kamuoyu oluşturmak gerek. Bu uluslararası baskıyı da getirecektir. Ermeni konusuna biraz baktığımızda diasporanın neleri becerdiğini ve ne kadar doğru şeyler yaptığını görebiliriz. Yanlışlar? Vardır tabi ki. Ama işte canlı örnek, yararlanırız deneyimlerden, yanlışı en aza indiririz.
Çerkes diasporası, bizler, Ermeni diasporası gibi görevini yapabilmiş değiliz. Yaşanan felaketi biz dağa taşa yazamadık. Uçan kuşun haberi olabilmeli idi yaşananlardan. Bugüne kadar yapamadığımızı yapmalıyız. 21 mayısı bir-iki güne sıkışan ve geçiştirilmeye çalışılan etkinliklerle değil, her yıl üzerine ekleyerek, en geniş katılımla anabilmeliyiz. Türkiye ve Dünya kamuoyunun ilgi gösterdiği, bilgi sahibi olduğu, yorumladığı, tartıştığı 21 mayıslar için diaspora olarak üzerimize düşeni yapmalıyız.
*RF bağlısı Adıge Cumhuriyetleri ile diasporadaki kurumların oluşturduğu birlik.
**Birleşmiş Milletler’de temsil edilmeyen halklar örgütü. (Unrepresented Nations and Peoples Organisation – www.unpo.org/)

Sayı: 2010 05
Yayınlanma Tarihi: 2010-05-01 00:00:00

Önceki İçerikRıstaa Kerem
Sonraki İçerikJıneps’ten Taraf yazarı Aytaç’a yanıtı
Yaşar Güven
1958’de, Düzce Köprübaşı Ömer Efendi Köyü’nde doğdu. 1980 yılında İTÜ Gemi İnşaat ve Deniz Bilimleri Fakültesi’nden mezun oldu. Üyesi olduğu Gemi Mühendisleri Odası’nın (GMO) 50. yıl ve İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nin (İKKD) 60. yıl Andaç çalışmalarının editörlüğünü yaptı. Her iki kurumun yönetim kurullarında görev aldı. Kurucusu olduğu firmada iş yaşamı devam ediyor. 2005 yılı aralık ayında yayın hayatına başlayan Jıneps gazetesinin kurulduğu tarihten itibaren yayın kurulu üyesi.