Aynı Gökyüzünün Altında Yaşarken…

0
447

Rusların Kafkasya’da gerçekleştirdiği savaş Kuzey Kafkasya halklarının tarihine en acıklı damgayı vurmuştur. 100 yıldan fazla süren savaş, 1864 yılında bir milyon civarında Çerkesin Osmanlı İmparatorluğu’na sürülmesiyle son bulmuştur. Günümüz tarihçilerinin bir kısmı, bu savaşın saldırgan Çarist politikaya karşı bir başkaldırı niteliği taşıdığını düşünmektedir. 

19. yüzyılın ilerici insanlarından çoğu Rusya’yı Kafkasya’daki saldırgan tavrı nedeniyle kınamıştır. Yazar Puşkin “Onları geniş meralarından kovduk, köyleri yıkık ve bomboş, hepsi ortadan kaldırıldı” diye yazmış, ünlü Rus generalRayevski“ Silahlarımızla yıkarak ilerliyoruz” demiştir. Rus sanatçı Gagarin, Rus yöneticileri “Kafkasya halkını yasa dışı yolla yöneten nefret dolu suçlular” olarak tarif etmiştir. 

1837-1839 yılları arasında Çerkeslerin arasında yaşamış olan İngiliz John Stuart Bell, “tüm bölgelerin yakılarak mahvedilişini seyrettik, bir zamanlar mutlu ve varlıklı ailelerin genç fertlerinin öldürülmesiyle nasıl fakir ve zavallı hale getirildiklerini duyduk.” demiştir. 4.Nisan.1804 tarihinde General Tsitsianov, Kabardey halkına seslenerek şunları söylemiştir: 

“Topraklarınızı isyankarların kanına bulama hırsım vücudumdaki kanı kaynatıyor, her yerimi titretiyor, ülkenizin nehirlerinden ailelerinizin kanıyla kırmızıya boyanmış sular akacak.” Bu tehditlere rağmen Kabardey halkı yılmamış, karşı koyanların sayısı her geçen gün artmıştır. 1809 yılında Kafkasya’ya atanan Rus General Bulgakov Kabardey bölgesini işgal ederek 200 Kabardey köyünü yerle bir etmiştir. Sonrasında şöyle yazmıştır: “Kabardey bölgesi daha önce böylesi somut bir faciayla hiç karşılaşmamıştır.”

18. yüzyıl ortalarında 300.000 olanKabardeynüfusu, 19. yüzyılın son çeyreğinde 30.000’e gerilemiştir. Rusların Kafkasya’da uyguladığı politik strateji, Yüzbaşı Weljaminov’un Rus komutan Baron Rosen’e gönderdiği 20.Mayıs.1833 tarihli planda açıkça görülmektedir: 

Bölgedeki insanlara boyun eğdirmenin ve dağlara kalıcı olarak sahip olmanın en güvenilir yolu, topoğrafik açıdan önemli yerlerde bulunan kaleleri fethetmektir. 

Dağlıların diz çökmesini çabuklaştırmak için alçak arazilerden gitmelerini sağlayarak, buralara Kazakları yerleştirmek ve büyük Kazak köyleri kurmak gerekir. 

Tarlalarını ve mahsullerini 5 yıl boyunca tahrip etmeye devam edersek silahsızlanmalarını sağlayabiliriz, böylece sonrasındaki hareketlerimiz için de kolaylık oluşur. 

Çerkeslerin tarihi böylesi belgelerle doludur. Bu belgeleri okurken uygulanmamak, acı hissetmemek mümkün değildir. Çerkeslerin sürgüne zorlanması, bir ulusun trajedisini gözler önüne sermektedir. Mart.1864’te Tuapse’den 14.000 insan gönderildi. 21.Mayıs.1864’te Rus Generaller Mzymta nehri kenarında Çerkeslere karşı kazandıkları zaferi kutlarken, 20.000 Natkoy gözyaşları içinde memleketlerinin kıyısından denize doğru açılıyordu. Bu sürgün bile bir kurtuluş değildi Çerkesler için. Yarısından çoğu açlıktan, hastalıktan ya da soğuktan ölmüştü. 

Rus Otokrasi’sinin saldırgan politikaları Çerkesleri ayırarak dağıtmıştır, atalarının vatanına sadece ziyaretçi olarak gitmeye zorlamıştır. Rusya hatalarını kabul etmelidir, tarih tüm insanlara ders vermelidir. 

Ruslar ve İngilizler vardır, Araplar ve Almanlar vardır, Çerkesler ve İspanyollar vardır; politikacılar ve şoförler vardır, bilginler ve müzisyenler vardır; dilenciler ve monarşiler vardır. Ancak unutulmaması gereken hepimizin aynı gökyüzü altında yaşıyor olduğudur. Hepimiz insanız ve hepimizin yaşama hakkı var. 

“The Russian War in the Caucasus” 

(Kabardey-Balkar Üniversitesi’nde Tarih Profesörü olan Tugan Kumuk’un 2004 yılında yayınlanan “Kafkasya’daki Rus Savaşı ve Çerkeslerin Sınır Dışı Edilmesi” adlı kitaptan) 

Çeviri: Serap Canbek 

 

Sayı : 2010 05