Adığe Heku’ye yolculuk (5)

0
71

Yarım geçen bir gün

Güne şaşkın başlıyorum. Hiçbir programımız yok. Yorgunluğum ve uykusuzluğum had safhada. Zaten günün üçte biri pansiyonda geçmiş. Adıgey Üniversitesine yöneliyoruz. Adığe Hase yolumuzun üzeri. Önce Hase’ye uğruyoruz. Angela (Adığe Hase sekreteri) bizi karşılıyor. İkramda bulunuyor. Yan ofiste yazar Khuyikho Asfar’ın olduğunu, öğreniyorum. Asfar beni ofisine davet ediyor. Eşim, Angela ile kalıyor. Asfar Türkiye’yi biliyor. Kitaplarından imzalayarak üç tanesini bana hediye ediyor. Teşekkür ediyorum. Sürekli bir şeyler anlatıyor, sorular soruyor. Kültürüne düşkün. Sizin dinlemediğinizi sandığı bir konuda size dönüş yapıyor. Kafasında birçok işi birden tasarlıyor. İnsanları tanıştırmaktan ve akrabaları buluşturmaktan zevk alıyor. Benim wunekoşlardan (aynı sülaleden olanlar) Koblı Yakup’u arıyor. Yakup dünyaca ünlü bir güreşçi… Rusya Federasyonu milli güreşçisiymiş. Önce iyi dileklerde bulunuyor, sonra yeni evlenmiş olan kızı için de mutluluk diliyor ve tebrik ediyor. Başka bir güne benim için randevu alıyor. Asfar Yakup’un kendi güreş hocası olduğunu da ekliyor. Böylece Asfar’ın güreş yaptığını da öğrenmiş oluyorum. İzin alıp ofisten ayrılıyoruz.

Adıgey Devlet Üniversitesine yöneliyorum. Rektör Batırbıy’i arıyorum. Üniversite girişindeki görevli bana yardımcı oluyor. Tercümanlık yapacak bir öğrenci buluyor bana. Uzun boylu, yakışıklı bir delikanlı. Adığece bilmediğini Adığece söylemesi ilgimi çekiyor. İtiraz edip, “dexe dedew weguşa’e / çok güzel konuşuyorsun” diye cevaplıyorum. Batırbıy dışarıdaymış. Rektörlük binasından yolun karşısındaki fakülte binasına giriyorum. Burada da bir bayana Ch’ırğ Ashad’ı soruyorum. Beni alıp üst kata, başka bir odaya götürüyor. Dekan Ashad’ın geleceğini sanırken Adığe memurların yanına götürüldüğümü fark ediyorum. Bir bay, bir de bayan iki kişi tercümanlık yapıyorlar bana. Ashad’a telefon ediyor biri. “Şimdi gelecek.” diyor. “Çok geçmez” diye ekliyor. Hemen hasbıhal başlıyor aramızda. Arkadaşlarla lafımız yarım kalıyor. Ashad yanımıza geliyor. Selâmlaşıyoruz. Dersine yetişmek üzere iken aramışız. Beş dakikası varmış. Ben görevimi yapıyorum, o da teşekkürünü eksik etmiyor.

Ashad tarihçi ve dekan. Benim yaşlarda. Bana doğum tarihimi soruyor. Yaşıt olduğumuzu öğreniyorum. Tarihi net sorduktan sonra “Benden bir ay büyüksünüz, ağabey diyeceğim size.” diye ekliyor. “Yapma şimdi, biz arkadaşız ve ikimiz de eğitimciyiz.” diyorum. Gülüşüyoruz. Ben dersine geç kalmaması gerektiğini söylüyorum ve vedalaşıyoruz.

Saat 16.00 suları, Gupçe Meşıt / Miyekhuape Camisi’ne doğru yöneliyoruz. Cami mükemmel bir alana yapılmış. İkindi ezanı okunmaya başlıyor. Ezan makamını merak ediyorum. Yarım da olsa kayda alıyorum. Türkiye’deki ezan makamından farklı. Ama hoşuma gidiyor. Biz abdest alıp hazırlanana kadar cemaat dışarı çıkıyor. Eşimle içeri giriyoruz.

Cami göründüğü gibi büyük değil. Dış duvarla namazgah arasında camiyi sarmalayan koridorlar var. Ancak buralar ofis olarak kullanılıyor. İnsanlar faal. Cami adına gazete çıkarıyorlarmış, Rusça, 8 sayfalık mecmua biçiminde. Koridorda bir bayan imamla konuşuyor. Adığece tabii. Bayan kapalı, 40-45 yaşlarında. Üst kat merdivenlerin korkuluklarına yaslanmış, devamlı konuşuyor. İmam ise büyük bir dikkat ve sükûnetle dinliyor. İmam da 30-35 yaşlarında uzunca boylu, kızıl sakallı. Adığe kalpağını cüppesinin üzerine giymiş oturuyor. Tek kelimeyle temiz yüzlü ve yakışıklı. Cüppesi Türkiye’dekiler gibi battal değil. Pardösü gibi adeta.

Caminin alt katı abdest yeri… Tertemiz, bakımlı. İçimden “Bize de bu yakışır;” diye geçiriyorum. Koridorun sol tarafındaki ofis gazeteye ait. Kapıda yazıyor. 70-75 yaşlarında bir bayan evraklara gömülmüş çalışıyor. Hafiften başını kaldırıyor ve göz ucuyla bakıp işine devam ediyor. Başına el kadar bir eşarp bağlamış. Laf olsun, torba dolsun misali. Eşim dışarı çıkmış, beni bekliyor. Beraber Filarmoni binasına doğru yöneliyoruz. Yolun karşısı DÇB kongresinin yapıldığı bina. Bina dünyaca ünlü folklor ekibi İslamey Akademia’nın imiş. Yorgun sayılmayız ama gün geçmiş. Eve varıyonız. Eşim mutfağa yöneliyor. Ben ise fotoğraf makinesinin ihtiyaçlarını gideriyorum.

Gece dışarı çıkmadan edemiyoruz. Evde zaman tüketmeyelim, günümüz sayılı diye düşünüyoruz. Yolda eski milletvekili Şerif Biric Beyle karşılaşıyoruz. Tetiy Cafe’ ye yöneliyoruz. Az ilerisinde Dışeps Cafe var. Her ikisini de Türkiye’den giden hemşerilerimiz çalıştırıyormuş. İçtiğimiz çaylar poşet çay ama alıştık sayılır. Pek önemsemiyoruz artık. Bardakların boşu gidiyor, dolusu geliyor. Zenci öğrencileri de görüyoruz sıkça. Adıgey’i tercih eden öğrencilerin sayısı her geçen gün artıyormuş.

Zaman ilerlemiş. Hava da serinlemiş. Ağız birliği yapıp kalkıyoruz. Ben kasaya yöneliyorum. Dr. Şerif Bey izin vermiyor. Kültür ağır basıyor. Küçükler büyüklerin yanında para çıkartmaz. Ben de ısrarcı olmuyorum. Cafe sahibi Aynur Hanım’la vedalaşıp evin yolunu tutuyoruz. (Devamı edecek.)

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz