İlk adım olduğu için…

0
1486
Kendi görüşlerimi savunur, onları sürekli geliştirmeye çalışırken, farklı görüşleri anlamaya çalışır, irdeler ve farklılıkları doğal karşılarım.
Temmuz 2010 sayımızda 2. sayfada, sanki ortak kararımız boykot imişçesine bir boykot amblemi ile yer alan “Fikrimizi sormadılar, oyumuzu soruyorlar” yazısının yaratabileceği yanlış değerlendirmelere açıklık getirmek için bu ayki yazımı değiştirdim. İçimizden sadece sevgili Yaşar Güven açık ve net olarak kararını yazıya dökmüştür aynı sayımızda.”Evet ya da hayır demek değil, Demokratik Bir Anayasa İstiyorum! Eşitlikçi, özgürlükçü..”başlığı ile. Kendisiyle aynı amaç ve düşüncelere hizmet etmekle birlikte detayda tıpatıp aynı düşünmediğimi baştan belirtmek isterim.
İçlerinde yer aldığım ne DİÇEG (Demokrasi İçin Çerkes Girişimi) ne de JINEPS Gazetesi her konuda birebir aynı düşünen ve aynı davranan insanlardan oluşmuyor. Her iki yapılanmanın ortak özelliği farklı fikirlere saygılı, gerçek demokrasiden yana olmak ve tartışma platformu görevini de yerine getirmektir.
Bu çeşitlilik ve amaçladıklarımız gazetemizden beş yıla yakındır okunabildiği gibi, www.cerkesgirisimi.org sitesinden de kolaylıkla DİÇEG’deki ortak doğrularımızın ve tavrımızın ne olduğunu isteyenler öğrenebilir.
İstediklerimiz açık ve nettir: Kimliğimize sahip çıkmak için farklı düşüncelerin ses verebilmesine olanak sağlamak. Dünya ve özellikle Türkiye ve Rusya Federasyonundaki gelişmelere karşı hassasiyet.
Tüm Kafkas halklarının farklılıklarıyla birlikte özgür ve demokratik bir yaşam sürmelerine katkı koymaya çalışıyoruz ve tüm Anadolu halklarının, dünya halklarının… Birini öbürünün önüne koymuyoruz.
Gelelim 12 Eylül’deki referandumda koyacağımız tavıra:
Ülkemizde hangi dünya görüşü iktidar olursa olsun, hâkim ideoloji Kemalizm’dir. Kemalizm çağdaşlık maskesi takmış ırkçı ve İslam düşmanı bir ideolojidir. Kemalizmin ilk kurbanları Osmanlı ve Laisizm adı altında İslam kültür ve kimliği, ikinci kurbanı vatansever, özverili, mücadeleci Çerkes kimliği ve kültürü olmuştur. Bilahare Kürt ve Alevi kimlikleri ve kültürleri, devamında Türk etniğinden olmayan her kimlik resmi devlet ideolojisi olan Kemalist ırkçılığın kurbanı olmuşlardır.
Sol cenahtan en çok son ikisi önemsenerek dile getirilse bile, yakın tarihi incelediğimizde Çerkes karşıtlığının aldığı durumun vehametinin hep göz ardı edildiği görülebilir.
Yeni ülkenin kuruluş mücadelesinde en başta gelen kimliğin 150’likler tezgahından geçirilmesini bir inceleyelim. 10 küsur milyonluk bir nüfusun içine sürgün edilen 1,5 milyonluk bir kimliğin son yıllar nüfus sayımlarında 150-200 bini aşmadığı yalanları ilan edilen Çerkeslerin, muhaliflerin ezilmesinde son halka olan 150’lik listede ezici çoğunluğu oluşturmalarını nasıl açıklarsınız? Azınlık bir kimlik her kötülükte hep başı mı çekermiş!?
Statüko bunu, bu yalanları ve inkarı korumaya çalışıyor. Acıdır ki Ataları bu haksızlığa maruz kalmış Çerkes kökenli kimileri bir takım sebeplerle bu tasfiyecilerin bugünkü uzantılarına önderlik ediyorlar. Korkunç bir çelişki, korkunç eğitim sisteminin yetiştirdiği maşalar!
Bir Türk aydının söylediği gibi “..Anadoludaki tüm Çerkeslerin kurşun izleri sırtlarındadır. Çünkü kimse onları yüzünden vuramaz; o güçte ve cesarette değildir kimse. Bu yüzden ancak sırtlarından vurabilirler…”*
Hala sırtımızdan vuruluyoruz, hem de vuranların yanında kendi insanlarımız bile var… Hem sağdan hem soldan. Hem CHP’de, hem AKP’de, hem de asker-sivil yapılar içinde…Buna karşı bir tavır geliştirmek ve sorgulamak durumunda değil miyiz? Elbette bu sorgulamayı statüko bize yasaklamıştır. Statüko yaptım oldu zihniyetini sürdürme derdinde. Bizim gibiler de tüm gerçeklerin ortaya çıkması için örgütlenmek zorundayız.
Düşünce ve görüşlerimiz tam demokrasiye ve 80 Anayasasının baştan aşağı değiştiği, sivil ve demokratik bir ülke yaratmaya yönelik. Bu bağlamda yeni düzenlemeleri doğaldır ki yeterli görmüyoruz. Ancak şahsen “tam da benim istediğim değil” diyerek boykot eden, mükemmeli beklerken laftan başka bir üretimde bulunmayıp, bizi alçaklara mahkum halde bırakan “devrimci-solcular”dan ya da “statüko ve tüm efendilik gücümüz yok olacak” düşüncesiyle hayır diyen Kemalist-Türkçülerden değilim. Kürt milliyetçisi ya da onların kayıtsız savunucularından da değilim, Çerkes ırkçısı da…
“Evet çıkarsa AKP güçlenir, zaten kendileri için yapıyorlar bu değişiklikleri” diyenlere de pek hak veremiyorum. Doğru bir şeyleri düşmanım yapsa ne fark eder. Doğru doğrudur.
Evet, ülkede gelenek olduğu üzere partizanca davranıp sermayenin yönünü kendilerine çevirdiler; kendilerini ve yandaşlarını zenginleştirdiler. Pek çok eleştirdiğim şeyleri var ama söyler misiniz bana hâkim sivil asker bürokratik ulusalcı, Türkçü Kemalist devletin değişimine en çok kim emek verdi? Devrimciler mi, Kürtçüler mi; kim!?
Sosyalist kardeşlerim diyor ki, şu şu nedenlerle boykot. Kürt milliyetçileri de, Faşistler de, Kemalistler de, kontrolümüz elden gidecek diyen statükodan yana memleketimizin efendileri olduğuna kendilerini inandırmış “beyaz Türkler” de aynı şeyi söylüyor. Bu formülde bir yanlış yok mu!?
En baştan tüm diyalog ve tartışma ortamını reddedenlerin, uzlaşmayla oluşabilecek daha ileri değişikliklere takoz koyanların bugün hayır ve boykot cephesine olmaları ve ağızlarına geleni söyleyebilmeleri ironik.
Her şey bir yana, bana göre eğer iki ırkçı milliyetçi kesim ve CHP gibi bir statüko partisi hayır diyorsa; demokrasiye, insan hak ve özgürlüklerine, barışa ve eşitliğe inanan; kimliği yok sayılan benim gibi bir Çerkes asıllı vatandaşın görevi, mükemmeli bulana kadar bekleyip, statükocuların tekrar palazlanmalarına hizmet edecek cephede yer almak değil, inkar, imha ve yalan üzerine kurulu bu düzeni değiştirmek için bir adım olarak kabul ettiği “demokrasi için yeniden yapılanma hareketi”ne uygun duruma katkı koymaktır.
Gazetemizde bu konuda da farklı düşünenler olduğu gibi, DİÇEG’ de de farklı görüş ve kararlar olmuştur, olacaktır da. Benim kararımın başkalarıyla aynı olmaması “çeşitlilikte birlik” inancımızı zedelemiyor. Birbirimizi uygarca iknaya ve bilgilerimizi paylaşmaya devam edeceğiz.
Riskleri görüyorum. Ancak orduyu ve hukuku 80 küsur yıldır siyasallaştırmış statükonun artık devrilmesi gerektiğine inanıyorum.Yetersiz ve birtakım tuzaklar içermesi muhtemelse de, benimsemediğim, kimlik ve kişiliğimi, mesleki onurumu ayaklar altına alan statükonun sarsılması ve değişimi yolunda ilk adım olduğu için, kararım “evet”tir!
13 Eylül sabahından başlayarak; demokrasi için katkı koymaya her zaman hazır olduğum gibi, öncelikle 12 Eylül darbecilerinden ve derin yapılanmalardan hesap sorulmaz, kendi derinlerini, kendi statükocularını yaratma yoluna girerlerse iki elimi ve kalemimi AKP’lilerin gözlerine sokmaya da hazırım. (İst., 17 Ağustos 2010)
*Paylaşım için Melodi Öztoprak ve Davut Huvaj’a teşekkür ediyorum.
PS: 17 Ağustos depremi sonrası inşaat sektöründe ve yıkıma uğrayanların hayatında pek bir şey değişmedi. Deprem geliyor ve hazır değiliz! Çünkü statüko her isteyen kurnazın müteahhit olmasını sağlayarak bu hırsızlık sektörünü yarattı, AKP mevcutların yanına başka arsızları kattı.

Sayı: 2010 08