Çerkes Sorunu

0
193

Gürcistan seçimleri – Abhazya ve bir talep

Uzun zamandır Çerkes Sorunu üzerine yazdığım yazılara ara verdiğim gibi, çocukluğumdan beri evim olarak görüp emek verdiğim derneklerimize de pek gitmiyorum.

Benim asıl derdim, yıllardır bir kimliğin –Çerkes ve tüm Kafkas kimlikleri– gerek kendi halkıma gerek içinde yaşadığımız ülke ve dünyaya anlatılmasıdır. Ancak yaşadıklarım bu süreç içinde dış kamuoyuna anlatmaya çabaladığım Çerkes kimliği ve kamuoyunun varlığı konusunda bende derin kuşkular yarattı. Bir süre izlemeye karar verdim.

Geçen yıl yapılan Kaf-Fed Genel Kurulu’ nda birilerinin yakışıksız girişimlerini fark ettiğimizi, önce kendilerine sonra topluma belli etmek; kültürümüze yakışmayan şekilde başkanlığa ikinci bir grup ve aday çıkmasına engel olunarak, birileri tarafından-eski başkan ve arkasındakiler- “el verilenin getirilmesi” yöntemine itirazı başlatmak adına, seçime 2-3 gün kala başkan adayı olmam en yakınımdakiler dahil herkesi şaşırttı; birilerinin ise ödünü koparttı. Öyle ki koca adamlar “sahte delegeler” bile organize ettiler. Koltuk sevdalısı olduğum sanısı oluştu toplumda; bir de klasik dernekçi olduğum yanılsaması. Halbuki hayatım boyunca dernek yönetimlerinde hiç yer almak istemedim. Aynı yıl kazandığımız İstanbul Kafkas Kültür Derneği seçiminde yönetimde bile yer almadım. İstesem, istediğim koltuğa oturmamı kimse engelleyemezdi. İstemedim; dışarıdan katkı koydum. Zira kendimi dernekçi olarak asla görmedim.

Hiç istemediğim ve planlamadığım adaylık meselesinin müsebbipleri, kendilerinin gerçek Çerkes olduğunu söyleyen, başka kimsenin bu topluma yön veremeyeceğini düşünen, kibirli, şımarık, toplumdan kazandıkları prestij ve başka olanakları kaybetmemek adına her tür işbirliğine girebilecek; bazılarının adlarını değerlendirme toplantısında açıkladığım -aslında çoğu akıllı insanın zaten bildiği- bu kültürü yıllardır sulandıran, toplumu yanlış yönlendiren, saf yerine koyan, suistimal eden birkaç şark kurnazıdır. Hala gerçek Çerkes olduğunu söyleyenler bunlara en ufak bir tepki göstermemiş, Xabze’nin gereğini yerine getirmemişlerdir. Onlar da tüm arsızlıklarıyla yine toplumun içindedirler…

Detaylara konuşmalarımda, yazacağım kitap ve başka yazılarda daha sonra girmek üzere şimdi asıl konuma geleyim.

Gürcistan’da değişim mi?

Son yıllarda kendisini Çerkes(Adığe) ve Abhaz yurtseveri olarak tanımlayan, aslında apaçık ırkçı iki grubun bu kimliklerin sahiplik ve tanımını kimselere bırakmak istemedikleri ve onlar gibi düşünmeyenlerin beynini, ağzını her tür edep dışı yöntemle kapatmaya çalıştıkları ayrıştırma projesinin neye-kime hizmet ettiği, pek çoğumuzun tahminimden önce ortaya döküldü.

Gürcistan’da son yapılan seçimleri Saakaşvili yanlıları yerine RF ve Batı ile daha akılcı ilişkiler kurması muhtemel İvanişvili liderliğindeki Gürcistan Hayali koalisyonu kazandı. İlk sinyaller Batı ve RF ile ilişkilerin önemsendiği ve TC ile araya mesafenin konulacağı oldu. Türkleri ve döner kokularını ülkemizden temizleyeceğiz diyen İvanişvili, Gürcü ve tüm Kafkas halklarının utanç merkezi haline getirebilecek Batum’un kumarhane ve genelev olma gidişine son verme sinyalleri yolladı.

Arkasından Abhazya kaynaklı onlarca yayın ve özellikle videoda 1992- 1993 savaşında yanlarında olan, başta Adığe öz kardeşleri olmak üzere, tüm kardeşlikleri hatırlanan halklara övgüler düzülmeye başlandı. Çünkü uzak olmayan gelecek zamanlarda bu kardeşlere yine gerek olacağını anlamışlardı. Kendileri dışında her halkı itekleyerek ilerleyeceklerini sanan Çerkesya yurtseverlerinin muadili Abhazcı anlayış, sanal alem ve aklına gelenin laf ürettiği düşüncelere en azından tepki göstermeyen, her toplantı ve yazıda herkese Çerkes düşmanlığı yapan çapsızlara içlerinde yer veren, Abhazya yönetimi ile (doğrusu RF ile) bağlantılı sanal örgütlenmeleri yönlendiren aklı başında bazı elitler tehlikenin umduklarından önce geleceğini sezmiş olacaklar ki “kardeşlik- dayanışma” mottosunu yükselttiler. Ancak bu iki ırkçı grubun ortaya koyduğu ötekileştirici yaklaşımın, açtıkları yaraların; ye ziyane (Hay Ananı…) diye başlayan ahlak yoksunu sözde mizahının ve edilen hakaretlerin çabucak unutulmasını beklemek de pek doğru olmasa gerek.

Arda İnal-İpa’nın Ağustos ve Eylül-Ekim 2012 sayılı Jıneps gazetesindeki Çerkes Meselesi ve Abhazya makalesi bu kısa yazıyı kaleme almamda, Xabze’nin gereği yapılana kadar suskun kalma kararımı bozmada en önemli etkenlerden oldu.

Özetle Arda İnal-İpa makalesinde -Abazaların tamamını Apsuwa gibi düşünen ve sürgündeki 150 yılın tüm Kafkas halkları ve özellikle Adığe- Abhaz- Ubıh birlikteliğini atlamış gibi görünen; RF resmi tezlerine oldukça yakın- buna rağmen çoğunlukla katıldığım yazısında,  Abhazya’nın bazılarınca bir türlü anlaşılmayan Çerkesya’dan farklı tarihsel geçmişine vurgu yaparak, yukarıda söz konusu ettiğim iki ırkçı- ayrıştırıcı grubun tuttuğu yolun yanlışlığını ve bunun yanında TC, RF ile Gürcistan’ın politikalarıyla, Kafkas halkları arasındaki ayrıştırma ve diyalogsuzluğun sürmesi durumunun muktedirler dışında kimsenin yararına sonuçlar ortaya koymayacağını –hatta muktedirlerin bile zararlı çıkacağını- akademik bir yöntemle anlatıyor.

Ayrıştırıcı Abaza ve Adığe anlayışı

Kendi halkının talep ve sorunlarını her tür baskı ve engellemeye karşın ifade eden üç-beş aydınına küfretmeyi marifet sanan, okumadan fikir sahibi olan insanların içinde bulunulan vahim durumu idrak etmelerini ve gittikleri yoldan bir an evvel dönmelerini beklemek saf dillik olur. Ancak bu ayrıştırma projelerinin yarasa yarasa sadece ve sadece güçlülere yarayacağını anlamaya başlayacak iyi niyetli bazı insanların, içinde bulundukları gruplarda öz eleştiri, yeniden yapılanma ve farklı düşüncelerle diyalog mekanizmalarını hayata geçirebilme umutlarımı korumak istiyorum. Aksi halde ortaçağ anlayış – yöntemleri ile kabilelere tapınılan saldırgan yaklaşımlarla, 200 yıl geride kalmış ve toplumların canına okumuş ulus-devlet anlayışı ile ne Abhazya ne Çerkesya kurulamaz; Gürcistan dahil hiçbir Kafkas toprağında adil yapılar oluşturulamaz.

Bir talep

Fikirlere fikirle karşılık verilirse ortada iyi niyet ve çözüm iradesi olduğuna inanılır; küfür, sansür, iftira ve tehdit önce bunu kullananı sonra tüm kültürü ve kimlikleri vurur.

Yaptığımız yanlışlardan dolayı özür dilemeli, temizlenmeli ve yeniden yola koyulmalıyız. Yoksa kimse bu halklar için çabaladığımıza inanmaz. Dersimizi acı şekilde alırız.

Çerkes ve Kafkasyalı olduğunu söyleyen yapıların yazısız anayasamız olan XABZE ile bunun uygulayıcısı olan XASE’nin ivedi hayata geçirilmesi konusunda sorumlulukları vardır. Başlangıç için kendimi ortaya koyuyor ve son yaşanan Kaf-Fed sürecinde sorumluluğu olanlardan hesap sorulması yanında, bugüne dek tüm yazdığım keskin yazılar ve şu anda da yapmakta olduğum eylemler için kendimi XASE’ye ihbar ediyorum.

Çerkes- Kafkasyalı isek, sadece kendilerini doğru sanan ve diyalogdan kaçan kibirli tüm grup ve yapılarla sıradan insanlarımıza sesleniyor, gereğinin yapılmasını kamuoyundan talep ediyorum!

14 Ekim 2012, İstanbul

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here