Güzel Şeyler de Olmuyor Değil Hani!

0
2020
Bu başlık Türkçe imla kurallarına uydu mu bilemiyorum. Bu konudaki hassasiyetimi tanıyanlar biliyor elbet. Üstelik yirmi beş yıl sonra Türk Dili ve Edebiyatı tahsil etmek üzere anfilerde sürünen biri olarak pek de yakışmaz ama nasıl olsa bir de gazetede gözden geçiriliyor yazılar. Tembelliğimizin suçunu onların üzerine atar çıkarız işin içinden.
Esas demem o ki: Bazen de güzel şeyler olmuyor değil. Hani bir sabah işe giderken güzel bir söz duyarsınız da bütün gününüz “neşe doluyor insan” modunda geçer ya. İşte onun gibi bir şey. Haa tabii bazen de öyle bir olayla karşılaşırsınız ki bütün gününüz zehir olur. Ağzınızın tadı kaçar. Üstüne üstlük bir iki olumsuzlukla karşılaşınca daha bütün bela ve musibetlerin dolu dizgin üzerinize doğru geldiğinizi hissedersiniz.
Ben Erhan Şahin’in molasının biraz da bu ‘mod’dan kaynaklandığını, son yazısını da bu halet-i ruhiye ile yazdığını düşünüyor; satırlarını biraz hak vererek biraz da ‘hadi ağabey, durmak yok, yola devam’ diye okuyorum.
Yine “görülen lüzum üzerine” diyen Recep Genel’e; ATV’deki yoğun programlarına rağmen Fuat Uğur’a ve nadas sürecini uzatan Yalçın Karadaş’a, tamam işeriniz yoğun olabilir, bir müddet dinlenmek isteyebilirsiniz ama yine de ‘vatan sizden hizmet bekler’ deyip silah başına pardon klavye başına davet ediyorum.
Bütün bunlar olurken içimi kıpır kıpır yapan haberlere de değinmeden geçmemek lazım aslında. Zaten bu yazımın esas konusu da bu.
Malumunuz geçen sayımızda okumuşsunuzdur. Okurumuz Fadıl Sungur’la yaptığımız söyleşiye konu olan Ankara Sincan’daki Kuzey Kafkas Sitesi haberine istinaden bir şeyler yazmak isterken benzeri bir haber de Tokat’tan geldi. Yine bir başka hemşerimiz olan Yakup Bayer Tokat’ta da benzer bir yapılanma olduğundan bahsetti. Haberin ayrıntılarını ve Yakup Bayer ile yaptığımız söyleşiyi bu sayfada okuyacaksınız zaten. Benim esas söylemek istediğim bu yapılanmaların toplumumuza örnek olması ve yine okurumuz Yakup Bayer’in söylemi ile “minik köycükler” oluşturmamız.
Tabii bunu dillendirmek bu bir nevi ‘getto’ yapılaşmasını tavsiye etmek Çerkes toplumunda başka, Türkiye kamuoyunda başka yorumlara yol açabilir. Derdimizin ne olduğu gayet açık aslında. Bu ve benzeri yapılaşmalar ile belki biraz içimize kapanarak; asimilasyona ve kültürel erozyona bir nevi set çekmektir esas muradımız. Kültürel ve siyasi yok sayılışın özellikle dilimiz ile ilgili tahribatı ortada iken ve bunu bir nebze sürdürebildiğimiz en doğal ortamımız olan köylerimizden kaçınılmaz bir şekilde uzaklaştıktan sonra derneklerimizin de buna çare olmadığını gördük. Yıllardır derneklerin içerisindeyiz. İyi niyetle yapılan tüm çalışmalara rağmen bu konuda bir zafiyet olduğu ortada ve bizler yanı sıra daha değişik çözümler de aramak durumundayız.
Esasında şehirlerde yapabileceğimiz en pratik şey de budur diye düşünüyorum. Sıfırdan şehirler kurmak değil derdimiz. Ütopik bir şeyden bahsetmiyorum. İlk etapta yapılması gereken, şehirlerde meskun olan, evi barkı bulunan hemşerilerimizin bir arada yaşama iradesini ortaya koymalarını sağlamaktır. Farklı semtlerde oturan hemşerilerimizin, oturdukları evleri satarak ortaya koydukları ortak güçle elli hanelik yüzer hanelik site benzeri yerlerde bir arada yaşama ve ortak kullanım alanları ile sosyal paylaşımı çoğaltma isteklerini göstermeleri kadar son derece pratik, akılcı ve esasen ekonomik anlamda da kârlı olabilecek bir hadisedir. Aynı zamanda belki bu vesile ile bazı hemşerilerimizin de daha uygun şartlarda konut sahibi olabilmelerini sağlayacak kadar da sosyal tarafı olabilecek bu konuyu biraz düşünmekte fayda var kanaatimce.
Bunun sosyolojik boyutunu, yaratabileceği psikolojiyi öncelikle konunun uzmanı olan hemşerilerimizin görüşlerine bırakmalı belki ama bunun önünü arkasını top yekun düşünüp tartışmalıyız. Karara vardığımız an benzer yapılaşmaları kurmak, inşaat teknolojisindeki hızlı gelişmeleri dikkate aldığımızda o kadar kolay ki. Bir bilemediniz iki yıl sonra ‘KENT-KÖY’lerimizde oturuyor oluruz.

Sayı: 2011 10