‘Yeni bir strateji gerekli’

0
9
Çiçek Dumen Chek (Kaliforniya Adıge Xase)

Çerkes kültürünün yaşamasına ve rehabilitasyonuna yönelik stratejileri belirlerken, Çerkes sorununa ortak olan taraflar arasında, özellikle Diaspora’da, Çerkes örgütlenmelerinde ve Rusya Federasyonu politikasında, meydana gelen değişimleri göz önüne almak son derece önemli. Geçmişte uygun görülen strateji ve yapılar artık işlevselliğini yitirdi. Çerkes sorununun önemli aktörleri arasında oluşan değişimlerin Çerkes sivil toplum kuruluşlarınca yeniden değerlendirilmesi ve stratejisinin yapılması kaçınılmaz bir zorunluluk.
Çoğumuzun her geçen gün daha da çok farkına vardığı gibi, Çerkeslerin bir halk olarak varlığını sürdürmesi ancak Diaspora’nın sayıca önemli bir oranda anavatana dönüşüyle mümkün. Tüm dünyaya dağılmış şekilde yaşayan ve oransal olarak dünyadaki en büyük Diaspora’ya sahip olan Çerkeslerin devlet bünyesinde olmayan dil ve tarih programları yardımıyla asimilasyonu engelleyebilmeleri imkansız. Ölümcül evrelerini yaşadığımız asimilasyonun hızı kaygı verici oranda artıyor. Şuan yeni neslin ancak yüzde 10’unden az bir oranı anadili Çerkesçe’yi konuşabiliyor. Bu durum Çerkesler için tehlike çanlarının çaldığının habercisi.
Bir diğer önemli konu ise Çerkeslerin ilk uluslararası şemsiye örgütü olmak özelliğini taşıyan Dünya Çerkes Birliği’nin Rusya Federasyonu’na taşınması. Sezgisel olarak bu tür bir örgütün, Çerkes milletinin rehabilitasyonu amacıyla Çerkesya’da faaliyet göstermesi akla uygun gelebilir. Fakat ne yazık ki, Rusya Federasyonu’nda meydana gelen olaylar ve oluşan eğilimler bu mevcut dinamiği uzun vadeli Çerkes çıkarlarına hizmet etmek noktasında Çerkeslerin tamamen aleyhine olacak şekilde etkisiz hale getirdi.   
Rusya’nın federal ve etno-federal geleneksel duruşunu inkar edilemez zorlu değişimlere iten merkeziyetçi birlik fenomeni Rusya’da varlığını güçlenen şekilde sürdürüyor. Bu durumun Çerkes yaşamına yaptığı olumsuz etkiyi yaşanan pek çok olayda kolayca gözlemliyoruz. Geri dönüş koşullarının her geçen gün zorlaştırılması, okullardaki anadil eğitiminin en aza indirilmesi, Çerkes Cumhuriyetleri arasındaki bağların koparılmasına yönelik çalışmalar ve bunun bir adım ötesinde Adigey Cumhuriyeti’nin fesh edilmesi girişimi buna örnek olarak verilebilir. Bu noktadan hareketle mevcut Rus politikasının Çerkes milletinin rehabilitasyonuna tamamen karşıt şekilde kurgulandığını söyleyebiliriz. Bu tür bir ortamda hayat bulan merkez kaynaklı girişimlerin ise ancak ve ancak Rus siyasetine tabii, anavatan ve Diaspora arasındaki bağlara zarar verecek yönde olması hiç şaşırtıcı bir sonuç değil. 
Çerkes sorununun temelinde yatan asıl sebep Çerkeslerin en temel haklarından mahrum bırakılmasıdır. Rus liderliğinde hakim olan mevcut düşünüş tarzı oluşturulması muhtemel herhangi bir olumlu işbirliği ve diyalog şansını tamamen ortadan kaldırmakta. Dolayısıyla sorunun her iki tarafın menfaati için çözümü yönünde atılacak adımlara da engel olmaktadır. Bu duruş; Çerkesya’da mevcut olan istikrarsızlık ortamını daha da güçlendirmekte, Rusya’nın prestijine zarar vermekte ve Çerkeslerle kurulması gereken samimiyete dayalı karşılıklı işbirliği ortamının kaçınılmaz surette düşmanca bir ortama dönüşmesine sebep olmakta, en nihayetinde Çerkeslere ağır zarar vermektedir.
Rusya hızla azalan nüfusu nedeniyle demografik bir felaket ile karşı karşıya. Bu bağlamda Çerkesleri ilgilendiren bir başka önemli sorun ise olanaksızlıklar nedeniyle vasıflı işgücünün devamlı surette anavatandan ayrılıyor olması ve Kuzey Kafkasya’da zaten kritik düzeyde yetersiz olan beşeri sermayenin her geçen gün daha da azalmasıdır. Milyonlarla ifade edilen nüfusu ile Çerkes Diasporası anavatan demografisi üzerinde sadece rakamsal anlamda değil; anavatana getireceği sermaye, farklı alanlarda profesyonelleşmiş vasıflı işgücü ve iletişim ağları sayesinde de güçlü bir etkide bulunarak Kuzey Kafkasya ekonomisini tamamen iyileştirebilir. Buna karşın Rusya kendisi için son derece zorlayıcı nitelikte olan bu iki problemi Çerkeslerin anavatanına geri dönüşünü sağlayarak kökünden çözümlemek yerine, buna tamamen zıt bir hareket tarzıyla Kuzey Kafkasya yerli halklarını anavatanlarından Rusya Federasyonu’nun diğer bölgelerine göç etmek zorunda bırakmakta, diğer bölgelerden gelen Slav nüfusunu ise Kuzey Kafkasya’ya iskan etmektedir.  
Çerkeslerin kazancı Rusya’nın da lehinedir. Birleşmiş Milletler Yerli Halklar Hakları Bildirgesi’ni onaylayan bütün ülkeler buna örnek teşkil etmekte. Nitekim, Çerkeslerin bu bildirgeden doğan haklarının tanınması ev sahibi ülke konumunda olan Rusya için, dünyanın hiçbir ülkesinde görülmemiş ölçüde büyük bir kazanımdır. Rusya kendi anayasasından doğan prensiplerin arkasında durduğu ve uluslararası toplumun belirlediği standartları benimsediği takdirde aydınlık bir gelecek her iki tarafın da kazancıyla sağlanabilir. 
Hiçbir hataya yer vermemek adına: Çerkesler bir millettir. Çerkesler kadim bir millettir. Çerkesler Avrupalı bir millettir. Bizim anavatanımız her zaman Çerkesya oldu ve Çerkesya olacak. Biz bugün burada resmi ve açık şekilde ulusal varlığımızı ilan ediyor ve iadesini talep ediyoruz. Diğer kardeş milletlerin Birleşmiş Milletler Yerli Halkların Hakları Bildirgesi (BMYHHB) aracılığıyla elde ettiği ve bizimde doğuştan sahip olduğumuz en doğal haklarımızın verilmesini talep ediyoruz. BMYHHB’nin varlığı tüm dünyanın bu hakları desteklemek adına gösterdiği kararlılığı tasdik eder nitelikte. Bundan dolayı bu ilanın yapılması için daha uygun bir zaman ve mekan olamazdı.

           

Sayı : 2011 11

Yayınlanma Tarihi: 2011-11-01 00:00:00