Keçenin sessiz çığlığı

0
16

“Bu, annem Noğay guaşenin fikri idi.Onun bir sandığı vardı,tam bir Adıge arşiviydi. Sürekli bana “vasiyetim olsun bunları sen hayata geçir, ben yapamadım. Bak sürgün demek ölümlü yollar demek, o yollarda bile bunları atalarımız kaybetmeden buralara kadar getirmişler.”derken babam İhsan Vurdum araya girer “Ahh ahh! Bitiyoruz, yok oluyoruz, Adıge el sanatları bir deryadır. Bir damlacık da sizin katkınız olsun, pes etme kızım.”derdi. Ben de sadece o çok eski kağıtları öper yerine koyardım. Bu böyle uzun yıllar sürdü, bir rüya görene kadar…”
“Bu belgesel sessiz çığlıklar koleksiyonuna eklendi. Ben Adıgeler için yapmıştım. Anlayan, soran bir kişi çıkmadı. Bir başka belgesel avcılarına ben vermedim. Maddi teklifler almama rağmen. Sonunda annemin vasiyetini şimdi ben küçük kızıma miras bırakıyorum. Kısacası benimki de bir sessiz çığlıktı. Yalnız; sergim büyük ses getirdi. Anı defterimi okurken her defasında ağlıyorum.”
Elif Ergün
Geleneksel kavramının çağrışımlarından çok hoşlanmıyorum. Çerkes el sanatları demek belki daha yerinde olur. Geleneksel kavramının kendisi her anlamda sorgulanmaya muhtaç, ama bu başka bir yazının konusu olabilir. El sanatları denildiğinde ise özellikle kendini sözlü kültüre dayandırmış bir halk ise söz konusu olan, kültürü okumak anlamında birer “kod” olarak kullanılabilir. Hayata bakışın, dünya algısının ve nihayet kendini anlamlandırma çabasının ürünü olan her bir kod. Kültür yaratılan, oluşturulan ve de en önemlisi aktarılan ise, Çerkes el sanatlarını da bir yandan bu geçmişi anlama çabası bir yandan da bugüne bakış olarak değerlendirebiliriz. Bu bakışı bize anımsatan çok değerli büyüğümüz İfakat Öcal Vurdem’le konuştuk.   
Öncelikle bize kendinizi tanıtır mısınız?
   Tabi. Kayseri Uzunyayla Karakuyu köyünde dünyaya geldim. Doğum tarihimi tam söyleyemeyeceğim. Çünkü,benim jenerasyona kadar kızlar genelde yıl değil de mevsimlerde doğardı. Kimi harman zamanı, kimi ekin sonu gibi. Yaşıtıma göre 55 doğumluyum. Vurdum sülalesinin kızıyım, evliyim ve bir oğlum iki kızım, bir gelinim var. Eşim Abaza ve Mıd sülalesinden.
Çerkes el sanatlarından keçe boyama tekniği hakkında bilgi verir misiniz?
Birincisi; keçe yapımında kullanılan kuzuların ilk kırkım yünü olan haziran yünü ile koyunların ikinci kırkımı olan, Ağustos ayında elde edilen yünler temizlenip kalitesine göre ayrılır. Keçenin kullanılacağı amaca uygun kalite ve renkteki yünler tespit edilerek bir araya toplanır. Sonra sıra temizlenen yünlerin birbirinden ayrılmasına gelir. Bunun için geleneksel yün taraklar kullanılır. Çerkesler bu tarağa “ziph” der. Didilen yünler daha sonra bu özel tarakla iyice taranır. Bu işlem birkaç defa tekrarlanır, yün adeta tüy gibi kabarır. Böylece keçe yapılmak üzere hazır hale getirilmiş olur. Keçeleşme için rutubet, sıcaklık gereklidir.Keçenin pişirilme işlemine özellikle düz bir yüzeye kalıp denilen ince yaygının serilmesiyle başlanır. Bu hazırlanan keçe kalıbının üzerine didilerek atılmış yünler “ tsude” denilen aletin yardımıyla serpiştirilir. Kalıbın üzerine eşit olarak dağılmasına dikkat edilir. Bu yünlerin kabarık olarak 30-35 cm. yüksekliğinde olması gerekir. Bu işlemden sonra ılık, sabunlu ve tuzlu  su bir süpürge yardımıyla yünlerin üzerine serpilerek ıslatılır. Sonra bu yünler özenle ve düzgün bir biçimde dürülüp rulo haline getirilir. Kalıbın üzerine sert bir kilimle sarılır ortadan başlayarak sıkıca kalın bir iple bağlanarak rulo haline getirilir. Daha sonra fiziksel güç devreye girer, tepme denilen işleme geçilir. Bu keçe dürümü, sıcak ortamda ıslak düz alanın bir başından bir başına ayak ve dirsekler yardımıyla tepilir. 3-4 kişi tarafında yapılan bu işlemde 7-8 saatlik bir çalışma gereklidir. Birinci tepme sonucunda keçenin kalınlığı amaca uygun bir şekilde düzeltilir. İçine karışmış lüzumsuz maddeler ayrılarak, sertlikler ve eğri kenarlar düzeltilir. Bu işlemden sonra iyice yıkanan keçe sıkı bir biçimde tekrar dürülür. Bu dürüm dikey olarak duvara dayanır, bir gece boyunca süzülmeye bırakılır. Ertesi gün kuruması için güneşlik bir yere serilerek asılır. Kuruyan keçe hazır hale gelmiştir. Bu işlemler bitmeden ara verilemez, yarıda bırakıldığı, aksatıldığı takdirde, keçeleşme sürecinin durması halinde malzeme ziyan olur. Keçelerin renklendirilmesine gelince; doğal boyalar çok pahalı olduğundan son yıllarda toz boyalar tercih edilmiştir. Dürüst olmak gerekirse kök boyaların yerini tutmuyor, her yolu denedik. Geri aktığı gibi apraş oluyor. Kullanılan renkler; ana ve ara tonların bir arada kullanılması ile başlar. Keçelerde yirmiden fazla renk tonu tespit edilmiştir. Yalnız; turuncu ve siyahın olmazsa olmazlardan olduğunu söylerdi büyüklerimiz.
   Bu fikir nasıl oluştu?
Bence kültür; bir anlamda binlerce yıllık tarihin geçmişidir. Bize miras bırakılan ve günümüze kadar gelen, hayatımızın her alanını kapsayan bir milli şuurdur. Bize bu kültür mirasını bırakan atalarımızı rahmetle anıyoruz. Bizler de bu mirasa onların torunları olarak sahip çıkmalıyız. Bu fikrin nasıl oluştuğuna gelince; bana ait dersem asla dürüstlük olmaz. Annem Noğay guaşenin fikri idi. Onun bir sandığı vardı, tam bir Adıge arşiviydi diyebilirim. Sürekli bana “vasiyetim olsun bunları sen hayata geçir, ben yapamadım. Bak sürgün demek ölümlü yollar demek, o yollarda bile bunları atalarımız kaybetmeden buralara kadar getirmişler.” derken babam İhsan Vurdum araya girer “Ahh ahh! Bitiyoruz,yok oluyoruz, ne olur dışarıdaki kurslara heves etmeyin, Adıge el sanatları bir deryadır. Bir damlacık da sizin katkınız olsun, pes etme kızım.”derdi. Ben de sadece o çok eski kağıtları öper yerine koyardım. Bu böyle uzun yıllar sürdü, bir rüya üzerine ani bir kararla derneğe koştum. O gün ne yapalım diye herkes düşünüyormuş.Bu projemden bahsettim, olumlu karşıladılar.Sonra bütün arkadaşlar birer parça yapıp, öğrenci çocuklarımız için bir kermeste buluştuk.Çok güzeldi fakat çok sınırlıydı bana yetmedi. Daha sonra küçük çapta birkaç sergim oldu. Durmadan çalıştım. Gözüm hep o sandıktaydı; sanki yalnız keçe modeli değildi. Kaybolmaya yüz tutmuş bir sürü el sanatları; sırma tekniği, maraş işiyle bildiğimiz aslında ismi bazarıda olan modeller orada sanki çığlık atıyorlardı. Fakat sessizdi, kimse duymuyordu. Bari bir kitap yapayım diye yerel bir televizyonda çalışan Recep Bulut beyefendiye başvurdum. Adıge olduğunu da bilmiyordum. Fikrimi açıkladım, o da çok olumlu baktı ve kitap yerine CD yapsana deyince belgesel aklıma geldi. Bütün bunları aşama aşama kayıt ettiler. Çalışmalarımız böylece geçici bir atölye kurarak şekillenmeye başladı.
Malzemelere ulaşma sürecini anlatır mısınız?
Malzemeleri keçe fabrikasından aldık, bir kısmını ilkel şartlarda biz yaptık. Fabrikanın malzemeleri çok kalın oldu ve bizi çok yordu. Boyaları elde etmemize gelince,ceviz kabuklarından askeri yeşili çıkardık, onun dışında diğer kök boyalar bizi maddi olarak çok zorladığı için toz boyalara yöneldik.
   Motifler hakkında bilgi veriri misiniz?
Motifler yukarda bahsettiğim sandıktan çıktı. Onların hepsini değerlendirdim fakat köyümüzde Altok Ergün’ün annesinin yapmış olduğu duvardan duvara çok güzel bir keçe kilim görmüştüm. Onun için eşi Habibe hanıma telefon ettim. Ancak ben gidersem verebileceklerini söylediler. Sabahı zor ettim, gittim. Bir Çerkes şakasıymış meğer. Beni özlediğini, bu vesileyle güzel bir gün geçireceğimizi söyledi. Neredeyse bütün Çerkes yemeklerini benim için hazırlamış, hiç unutmadım sonsuz teşekkürler. Bir parça naylonla motifi çıkardım. Bittiğinde çok güzel bir kilim meydana geldi, teşekkür ediyorum Habibeciğime. Bırakan annesi nur içinde yatsın. Motifler genellikle hareketli, kıvrık figürlerden oluşmuştur, köşeli motiflere fazla rastlanmaz. Motifler daha sonra simetrik bir şekilde çok düzgün çıkartılır. Bu çıkartılan kağıt herhangi bir sıcak renge çizilir. İstediğimiz renkte keçeye monte edilir, kenarlarını tekrar çizerek oyulur. Bir başka zıt renge koyarak aynı şekilde oyulur ve hiç beli olmayacak şekilde dikilir. Eskiden ince aynı renk ipler bulamadıkları için mecburen ipler belli oluyordu. Biz ise şanslıyız, her renge sahibiz. O yüzden yapıştırmış gibi dikiliyor. Sıra geldi beş ipten iç içe geçirilerek örülen balık sırtı görünümünde yarım cm.lik şeritleri dokumaya. O çizgilerin üzerinden dikişler kapatılır. Hem motifin güzel görünmesini sağlar hem de ayrı bir parlaklık katar. Biz bu malzemelerle ev tekstilinde oluşan her şeyi çalıştık. Yastıklar, minderler, genç kızlara çantalar…
Destek aldığınız kuruluşlar, destek veren isimler kimlerdir?
Başta; o zamanlar gazeteciler cemiyeti başkanı ve aynı zamanda Kay TV’de haber sorumlusu olan Recep Bulut’a, Ankara’daki Uçan Süpürge koordinatörü olan ve sergime de “projeler projesi” unvanını veren Halime Güner hanıma, il kültür müdürümüz sayın İsmet Toymuş beyefendiye, Kay TV yönetimine, Ongün hanıma tekrar sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Ayrıca Ju Müzeyyene vağalar için çok teşekkürler.
Çerkes el sanatlarından başka hangileri üzerine çalışılabilir?
Sırma tekniği, şarhon yapımı ve milli kıyafetlerimizin yapımı üzerine çalışıyorum şu an. Dünyanın en muhteşem kıyafetleri, insana heyecan veriyor.
Bundan sonraki çalışmalarınızın seyri hakkında bilgi verir misiniz?
Bundan sonraki çalışmalarımın seyrini körleştiren bir şeyler oldu, onları anlatayım. Bir arkadaşımla bütün bu çalışmaları ‘sessiz çığlık’ adıyla bir belgesel yaptık. Bu belgesel çekimleri tam 4 ay sürdü. Her 10 günde bir toplantılar yaptık. Bütün bunları aşama aşama kaydettik. Hatta içinde yemeklerimizi anlattık. Kısaca Adıgelikle ilgili aklınıza ne gelirse anlattık. İş montaja geldi, kameraman çocuğun azizliğine uğradık, şaka gibiydi. Çocuk Çerkesti, şöyle dedi “volehi bu aşamada boyamaların arşivini kaybettim” dedi. Boyamalar dediği de çok eski bir atölyede kürünlerle, ayağımızda çizmeler iki gün boyu o kürünlerde keçeleri çiğnemiştik. Tüm hevesim gitti sanki, sonunda bu belgesel sessiz çığlıklar koleksiyonuna eklendi. Ben Adıgeler için yapmıştım. Anlayan,soran bir kişi çıkmadı. Bir başka belgesel avcılarına ben vermedim. Maddi teklifler almama rağmen. Sonunda annemin vasiyetini şimdi ben küçük kızıma miras bırakıyorum. Kısacası benimki de bir sessiz çığlıktı. Ancak sergim büyük ses getirdi. Anı defterimi okurken her defasında ağlıyorum. Herkesin ortak görüşü  "bu bir müze olarak kalsa keşke çocuklarımızda görse" idi. 10 gün İl Kültür Müdürlüğü’nde açık kaldı. Müdür beyin ilk yorumunu söylemeden edemeyeceğim; "Vay bee! Salon salon olalı böyle bir saltanat görmedi. Ellerine yüreğine sağlık bacım…"
Jıneps Gazetesini hiç okumadım. İsmi çok ilginç, hüzün verici. Sanki yıllarca diasporada dökülen göz yaşlarının bir özeti. Jıneps Gazetesinde emek veren herkese başarılarının devamını diliyorum. Bana bu fırsatı verdiğiniz için çok teşekkür ederim.
 
 
 

Sayı : 2012 06

Yayınlanma Tarihi: 2012-06-01 00:00:00