Çerkesler dayanışmayı unutmuş olabilir mi?

0
1575

 

Çerkesler varlıklarını sürdürebilmek, Anadolu ve Dünya halkları mozaiği içinde yerlerini diğer halklar kadar -ne eksik ne fazla- alabilmek için bir uğraş içindeler.

19. yüzyılda yaşanan soykırım ve sürgün sonrası diasporik halk konumunda olan Çerkes halklarından Adıge, Abaza ve Ubıhlar’ın nüfusu, Kafkasya’ya göre Anadolu’da çok daha fazla. Çerkesler Anadolu’nun demokratikleşme mücadelesine katkı koymaya çalışırken diğer yandan 19. yüzyılda yaşananlar nedeniyle adalet arayışı içinde. 1997 yılında Uluslararası Çerkes Birliği’nin girişimleri ile UNPO (Temsil Edilmeyen Halklar ve Milletler Örgütü) Genel Kurulu’nun aldığı kararda olduğu gibi yaşadıkları soykırım ve sürgünün tescili, Kafkasya’ya/Anavatanlarına koşulsuz dönüş hakkının tanınması ve çifte vatandaşlık haklarının olabilmesi için uğraş veriyorlar.

Anadolu’da egemen Cumhuriyet anlayışının tekçi (tek millet, tek din, tek dil, hatta tek mezhep) uygulamaları, baskı ve asimilasyon sonucu, Çerkeslerin diğer halklar gibi (Kürt halkı için ayrı bir parantez açmak gerekir) siyasallaşmaları ve kimlik adına görünür olmaları çok gecikti tespiti yapılabilir. Derneklerde kültürel ağırlıklı etkinlikler yürütüldü. Dönemsel olarak, ülke ikliminin de etkisiyle yayın organları üzerinden kimliğe dair siyasi analizler yapılıp kimlik sorunu ve çözüm konusunda üretimler söz konusu olsa da, derneklerde hakim anlayış oto-kontrolle ‘siyaset yapmamak’ olarak özetlenebilecek statükocu bir anlayıştı. Kimlik sorununun özünde demokratikleşme ile ilintili olduğu, siyasetten bağımsız ele alınamayacağı, varolan durumun süre gitmesi demek olan özellikle kültürel çalışmalarla sınırlama çabasının kimlik sorununda samimiyetsizlik olduğu yaklaşımı ile statükocu anlayış zaman içinde geriletildi.

Çerkeslerin birey olarak hemen her siyasi oluşumun içinde yer aldıkları, kimliklerini yok sayan ırkçı milliyetçi sağdan en sola kadar siyasi yelpazede savruldukları görülebilir. Darağacındaki üç fidandan biri Çerkes idi, 12 Eylül’ün ilk faili meçhullerinden Hayrettin Eren de. Kendi kimlikleri ile örgütlendikleri tek biçim ise kültürel derneklerdi. Süreç içinde platform vb. yatay örgütlenme biçimleri ile de tanışan Çerkesler, özellikle siyasi çalışmalarını, oto kontrolün yanısıra yasal mevzuatın da sınırladığı derneklerin dışında oluşturdukları platformlarla yürütmeye başladılar. Kimliğe dair taleplerini, adalet arayışlarını sokakta dile getirir oldular.

Ancak yükselen Çerkes muhalefetinin dayanışma ve güç birliği konusunda alması gereken önemli mesafeler var. Çerkes kimliğinin kişisel ve örgütsel egoların gölgesinde kalmaması, katedeceği uzun yolda bu anlamda zaman yitirmemesi çok önemlidir.

Kafkasya’da ise; 1864 sonrası kalan %10 nüfusun yaşadığı baskı 1917 Ekim devrimine kadar sürdü. Devrim sonrası ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı uygulaması ile nefes alınabildi, özerk bölge vb. uygulamalar ve pozitif ayrımcılıkla kimlik ve kültür değerleri yeniden yeşertildi, alfabe oluşturulması ile anadilin yaşatılması için önemli bir adım atıldı vd. Ancak daha Sovyet döneminde başlayan yozlaşma ile devlet aygıtı bütün halka baskı uyguladı, kimlikler de baskılandı. İktidarı elinde tutan bürokratik burjuvazi, devasa devlet aygıtı ile 1940’larda halkları kıyıma uğratmaya devam etti. Sonuçta SSCB parçalandı. Yeltsin, “istediğiniz kadar özgür olun” derken ardılı Putin “benim istediğim kadar özgür olabilirsiniz” dedi. Eski Yugoslavya Çerkesleri iç savaş sırasında, 1989’da, Yeltsin döneminde Adıgey bölgesinde yeni kurulan bir köye yerleşirken, 2013’te, Putin döneminde Suriye Çerkesleri için anavatan yolu engellerle örüldü.

Rusya Federasyonu’na (RF) bağlı Çerkes Cumhuriyetleri için, SSCB döneminin pozitif ayrımcılıklarının giderek yok edildiği ve var olan kimlik sorununun ağırlaştığı; RF’nin demokratikleşmesi ve etkilerinin merkezden çevreye yayılması ile sivil örgütlenmelerin Kafkasya’da daha fazla nefes alabileceği ve kimlik adına demokratik taleplerin daha yüksek sesle ifade edileceği tespiti yapılabilir.

Bu değerlendirmelerin ışığında, Kafkasya ve Anadolu dayanışması için de alınacak yol uzun görünüyor. Zamanı lehte kullanmak için, Çerkeslerin geleneksel dayanışmacı özelliklerini hatırlamaları ve yükseltmeleri gerek.

Kullanılmak ve Çerkesler

Çerkes tarihi bir kullanılmanın da tarihidir aynı zamanda. İç dinamiklerle gelişmenin kesintiye uğradığı Çarlık Rusyası ile mücadele döneminde başlayan, kimliğinden olanları ötelemeyi kabullenerek kendinden güçlüye yaslanma eğilimi, her seferinde kimliği biraz daha aşındırdı aslında. Bir kesim Çerkes feodal beyinin, kendi çevrelerinde oluşturamadıkları merkezi yapının kendilerine sağlayacağı gücü, Çarlık ile işbirliği üzerinden kurgulamaları, özgürlük ve birlik adına kırılma noktalarından biridir. Kullanmak isteyen var, kullanılmak üzere işbirliğine hazır olan var.

İngiltere ve Osmanlı’nın Kafkasya politikaları, özgür insanlar olarak bağımsız vatanlarında yaşamak isteyen Çerkesleri kendi çıkarları için kullanma üzerine kuruludur. Kısaca özetlemek gerekirse; “İngiltere Çerkesleri desteklemektedir, çünkü Hindistan’ın bekçiliğini yapmaktadırlar”; “Osmanlı Çerkesleri desteklemektedir, çünkü aynı bölgenin iki emperyal gücünden Çarlık onlar sayesinde Kafkasya’da oyalanmaktadır”. Ve Osmanlı iskan politikası, Çerkesler’in Balkanlar ve Ortadoğu’ya bilindik nedenlerle yerleştirilmeleri, kullanılma tarihinin özetidir.

Günümüzde devam eder mi halkları kullanma anlayışı? Neden etmesin? Zaman değişse ve herşey gelişse de değişmeyenlerden biridir emperyaller ve uygulamaları. Kullanılması planlanan halkların içindeki, kendinden güçlüye yaslanma eğilimi olanların her daim varlığı ise işbirliğinin önünü açıverir.

Emperyallerin uygulamalarının Ortadoğu’da nasıl olduğunu en yakın Irak örneği ile yeterince gözlemlemiş olmalıyız.

RF’nin Çerkes gerçeği için boş durmadığını, ABD’nin Kafkasya politikasında Çerkeslerin de senaryo içinde olduğunu, bölgesel güç olma derdinde olan ve ABD ile Büyük Ortadoğu Projesi’ne eşbaşkanlık yapan Türkiye’nin de Çerkesleri boş geçmeyeceğini düşünmek olası. Çabuk sonuç alma, isim parlatma vd. sevdalarla olası senaryolarda işbirliği yapacak Çerkesler de bulunabilecektir.

Biz Çerkesler, gücümüzün/güçsüzlüğümüzün farkında olarak, evrensel değerlerden ayrılmadan, anti-militarist tavrımızla, insanca yaşamak için iç dinamiklerimize güveneceğiz. Bizim gibi olanlarla ittifak halinde olacağız. Kendi coğrafyamızda ve dünyada aslında o kadar çoğuz ki. Ve aslında biz halklar maniplasyonlara prim vermesek, kendi çıkarımız için olması gerekeni yapsak öylesine aciz kalacak ki emperyaller. Senaryolarını gerçekleştirmek için bize ihtiyaçları var ve bu ihtiyacı görerek uyguladıkları yöntemlerle bizi ayrıştırıp birbirimize düşürüp kırdırarak istediklerini becerebiliyorlar.

Ve biz halklar, kendimiz konuşup anlaşabilmek için kuşatılmışlığı aşmak durumundayız. Belki her halk önce kendi içinde konuşabilmeli. Şeffaf, gizli ajandalar olmadan, bizi piyon olarak senaryolarına ekleyenlerden bağımsız, güçlüye yaslanma gereği hissetmeden, kendi gücümüz kadar ve aslında tek başımıza olmadığımızdan hareketle gücümüzün farkında olarak…

 

Sayı: 2013 06
Yayınlanma Tarihi: 2013-06-01 00:00:00

Önceki İçerikOubykh Mektupları Mayıs 2013
Sonraki İçerik“Gönüllü Ordu” ve Kuzey Kafkasya: 1918 – 1920
Yaşar Güven
1958’de, Düzce Köprübaşı Ömer Efendi Köyü’nde doğdu. 1980 yılında İTÜ Gemi İnşaat ve Deniz Bilimleri Fakültesi’nden mezun oldu. Üyesi olduğu Gemi Mühendisleri Odası’nın (GMO) 50. yıl ve İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nin (İKKD) 60. yıl Andaç çalışmalarının editörlüğünü yaptı. Her iki kurumun yönetim kurullarında görev aldı. Kurucusu olduğu firmada iş yaşamı devam ediyor. 2005 yılı aralık ayında yayın hayatına başlayan Jıneps gazetesinin kurulduğu tarihten itibaren yayın kurulu üyesi.