Biz bu filmi daha önce görmüştük!..

0
978

 

Başbakan Recep Tayip Erdoğan’a ve onun üzerinden iktidara saldırmanın ve onu sert konuşmakla itham ederken apaçık dümdüz küfürler etmenin prim yaptığı bir vasatta iktidar ve Başbakan lehine kalem oynatmak zor zanaat. Lakin düşündüklerimi de söylemem gerek.

Fıkramızı anlatalım evvela:

Temel ve arkadaşı kovboy filmine giderler. Perdede dörtnala giden atlıyı görünce arkadaşı “adam birazdan attan düşecek” der… Temel de: “düşmeyecek…” Birazdan kovboy attan düşer. Temel arkadaşına sorar: “Nereden biliyorsun attan düşeceğini?” Arkadaşı: “Ben bu filmi daha önce seyretmiştim” der. Temel , “Ben de seyretmiştim ama bu sefer düşmeyeceğini zannetmiştim” diyerek şaşkınlığını belli eder.

Adam gibi politika üretmeyenlerin, bir vizyonu bulunmayanların, iktidarın politikaları üzerinden sürekli “tu kaka” deme dışında politikası var ve bunu da bir bilen varsa beri gelsin. Söyleyin de bu kardeşiniz de öğrensin.

Eğer gerçek bir sivil hareketse -ki öyle olmasını istiyorum ve gerçekten içlerinde pırıl pırıl kişi ve grupların olduğuna inanıyorum- bırakınız onlar başlayıp onlar devam etsinler. Ha derseniz ki biz bunu manipüle ederek oy devşireceğiz. Onu da yemeyiz. Gerçekten biz bu filmi daha önce de seyrettik. Bakınız: Cumhuriyet Mitingleri.

Gezi Parkı günlerdir gündemimizde. Dizi film izler gibi takip ediyoruz her şeyi. Lehinde aleyhinde yazılan çizilenler gırla gidiyor. Kimi kandil gecesi olan karşılıklı saygı çerçevesinden bahsediyor, kimi Dolmabahçe camiine ayakkabı ile girenlerin ellerindeki bira şişelerinden bahsediyor.

Başbakan’ın özel hayatlara müdahalesinden bahsedip duruyorlar. Dünyada pek çok ülkede olduğu gibi içki satışına getirilen sınırlamalar bir vakıa iken üstelik. Yeni Rakı ile üç bira markasına ve birkaç değişik şarap firmasına sıkışıp kalan içki severler “rakı=laiklik” gibi son derece içler acısı trajikomik bir denklemi ortaya koyup duruyorlar. Ulan gazetelerde rakı reklâmından bol bir şey yok. Markalarının adedini sayamaz olduk. Ve rakı sever dostların bazıları en iyi rakı bunların döneminde üretilir oldu der dururlardı. Şimdi ne olduysa içki sınırlamasını “Cumhuriyet elden gidiyor” nidaları ile karşılıyorlar. İyi de erenler ortaokul önlerinde bile uyuşturucu satan torbacıların kol gezdiği bir ülkede kolluk kuvvetlerinin olmasını niye istiyorsunuz ki. İçkinize karışan bu mendebur hükümet uyuşturucunuza da karışmasın bence. Sigara içme yaşı onlara inmiş kime ne? Verin çocukların ellerine paketleri keyifle tüttürsünler. Yaş kuru ne varsa çekip uyuşsunlar. Ve hatta yetmez, tüm toplu taşıma araçlarının yanı sıra kahve lokanta ve bilumum kapalı alanlarda bile sigarayı serbest bırakmalı bunlar. Nasıl duman keyfimize karışabilirler ki…

Gelelim Gezi Parkı müdavimlerine yine…

O kadar allayıp pulladınız ki bu kardeşleri. Nerden tutturacaklar diyordum da buldunuz hani. Çok yaratıcılarmış (haşa!…) Elhak güzel lafları var da o kadar lafı her gün Cem Yılmaz, Atalay Demirci gibileri söyleyip duruyorlar. Üstelik bir de para kazanıyorlar. Garibim Yılmaz Erdoğan da el üstünde tutulurdu bir dönem, ama adam “akil” oldu gözden düştü maalesef. Maksat bu laflardan gençliği payelendirmek olsa yine gam yemeyeceğim. Maksat bu hareketten nemalanmak ve oy devşirmek olunca insanın “hoop orda durun biraz” diyesi geliyor.

Bir Gezi Parkı çıktı ki her derdin devası sanırsınız. İnsan adeta Maranki’nin programında hissediyor kendisini. İyi de erenler çevre deyip çevrenin anasını belleyenler ile kol kola girenler kim acep? Taksim çevresinde etraf savaş alanına dönmüş, Kuğulu Park’ta esnaf sinek avlıyormuş gibi soruların cevabını kim verecek. En önemlisi ölenleri kim geri getirecek. O ocaklara düşmüş ateşi kim söndürecek. Güney Doğu’dan tabutların gelmemesi batmaya mı başladı birilerine. Evet polis şiddet yaptı, gaz sıktı. Sadece polis teşkilatı ve RTE suçlu! Hadi diyelim kabul. Peki size sormazlar mı: “Siz sütten çıkmış ak kaşık mısınız?”

Polisin zırt pırt sıktığı bu gazdan hangi akl-ı selim sahibi insan rahatsız olmaz ki. Bu sıkılan “gaz”dır polis şefim. Evindeki “Ayşanım teyzeyi” de rahatsız eder bu meret… Kendi evinize sıkılmasını ister misiniz mesela. İki yaşındaki bebeğinizin solumasını ister misin? Bırakınız yürüsünler, bağırıp çağırsınlar. Her yer kamera dolu. Sonrasında haşaratlık yapanları tek tek ayıklar teslim edersin adalete.

Bir zamanlar siyasetin içerisinde bulunmuştum. O zamanki Genel Başkanımız şimdiler de “Ne sağcıyım ne solcu çapulcuyum çapulcu” pankartıyla Taksim’de destek turunda. İyi de baba “ne sağcıydın ne solcuydun” madem, bizi niye gezdirdin arkanda. Yoksa bizi dolmuşa mı bindirdin. Biz sizi önceden beri çaputçu bilirdik. Nereden çıktı bu çapulculuk anlamadım. Bizim köydeki deyimle bu çapaçulluk size yakışmıyor vesselam.

Başta liderimiz olmak üzere YDH’da (Yeni Demokrasi Hareketi) yoldaşlık yaptığımız birçok arkadaşımızı inanın ben gerçekten “demokrat” olarak bilirdim. Bir kaçı hariç baktım ki şimdi hepsi Kemalist olmuş. Kuzu postundaki kurt musunuz yarenler? Bizi mi yediniz arada. Ye-da-ha ye-da-ha diye boşuna söylemiyormuş demek ki bazılarımız.

Mal bulmuş mağribi gibi olayın üzerine atlayan ana muhalefete de sözüm var. Ben ki 40 senedir siyaseti takip ederim. Sizin ne söylediğinizi hiç anlayamadım. Anti demokratlıktan bahsedip “Ebedî Şef – Millî Şef” asr-ı saadet dönemine öykünüp durmayın. Proje koyun ortaya proje. Hadi onlar anti demokrat adamlar. Siz şu CHP’yi demokrat bir parti haline getirin evvel emirde. Bütün kurullarıyla tepeden tırnağa değişmiş demokrat bir parti ama…

İktidarı tam da elinin en kuvvetli olduğu yerden vurmaya kalkmayın CHP’li arkadaşlar. Adamlar metro diyor metrobüs diyor. Marmaray’ı yakında açmaya hazırlanıyor. Marmara’’da deniz taşımacılığında sürekli alternatif üretiyor. Hızlı demiryolu yapıyor. Duble yolları açıyor. Üçüncü köprü üstelik demiryolu da olacak diyor. Üçüncü havalimanı ile THY ile dünya ile boy ölçüşmeye çalışıyor. Havalimanı sayısı olan illeri sayamaz olduk. Artık kasketli amca da rahatlıkla biniyor uçağa. Kars’a uçakla gitmek otobüsten daha ucuz olmuş neredeyse. Kanal İstanbul ile kendi özel boğazını açmaya çalışıyor. Bu projeye dünya devleri zıplayıp duruyor, siz de onların değirmenine su taşıyorsunuz. 2 milyar küsur ağaç ekmiş iktidara karşı siz ne ekeceksiniz çevreci ağalar. Davul tozu minare gölgesi mi? Aman deyimi bile tehlikeli, Allah korusun değil mi? Asla minare gölgesi olmaz. Siz sakil AKM’nin gölgesiyle yetinin.

Yahu kafama takıldı. Bu kadar Taksim’e meraklıydınız da, şu Taksim’de Cumhuriyet dönemine damgasını vuracak tek bir mimari özelliği ve estetiği olan bina göstersenize bana. Ben Fahri Atabey’den berisini hatırlıyorum. Bedrettin Dalan’ı da artık sizin hanenize yazıyorum. Aytekin Kotil, Ahmet İsvan ve hatta Abdullah Tırtıl Paşa (hadi hadi utanmayın o da sizden sayılır) ve Nurettin Sözen döneminde şu Taksim’e niye yatırım yapmadınız hiç. Estetiği olan o da azınlık(!) mensuplarına ait üç beş bina ve bir kilise var meydanda. Siluetin kalanı mimari açıdan hepsi çöpe atılacak binalar. Peki o zaman aklınız neredeydi. Taksim trafiği yer altına alınacak ya, peki siz bu yer altı trafiğini yine yer üstüne çıkaracak mısınız mesela…

Siz siyasetçiler demokrasi havarileri iseniz eğer, “kendi sütünü içen inek” misali “lider delegeyi, delege lideri seçer” sarmalından kurtarın partileri. O gezi parkındaki çok beğendiğiniz gençlere teslim edin partilerinizi. Yirmili yaşlardaki gençleri cephede ölüme gönderip; sonra da aynı yaşlardaki gençleri parti ve ülke yönetiminden uzak tutma gerzekliğini yaşatmayın bizlere.

Ve gençler sizler de tatlı su kurnazlığı yapıp sadece internet üzerinde at oynatmayı bırakın. Bunlar biraz zor işlerdir. Kalkıp kapı kapı gezmeyi, ayakkabı tabanı eskitmeyi, terli sakallı insanları öpmeyi gerektirir. Çalmak çırpmak gibi bir derdiniz yoksa pamuk ellerinizi cebe sokmayı ister. . Siz anti militarist dindar gençlik: Düşmana misliyle mukabele edecekseniz eğer aktif siyasetin içerisinde olun sizler de. Alttan alta itin üstteki koltukları. Sallayın gıcırdayan paslı tahtları…

Son sözüm sayın Başbakan’a: Bazı söylemlerinize katılmasam da bu konuda esas olarak haklısınız. Aynı sıralarda rahle-i tedris etmiş, bir kardeşiniz olarak, kaba tabirle söylemek gerekirse, “biraz daha az gaza gelin” Allah aşkına. Biraz daha yutkunun ne olur. Önümüzde Hz. Peygamber Efendimiz gibi apaçık bir örnek var. Kızmadan sabırla sükunetle!… Haklı olduğunuz yerde bile haksız duruma düşmemeniz için… Banazlı İsmail’in deyimiyle, usuletle ve suhuletle!..

10 Haziran 2013

 

 

Sayı: 2013 07
Yayınlanma Tarihi: 2013-07-01 00:00:00