Arap kışını gördükten sonra İstemeyiz Kafkas baharı

0
1197

Bıkmadan sıkılmadan yazmaya ve altını çizmeye devam etmeli. “Demokrasi havarisi” batılı ülkeler demokrasi götürüyoruz derken aslında iç savaş kışkırtıcılığı yapıyor. İnsanlara, halklara cazip gelen demokrasi sakız edilerek gerçekleştirilen siyaseten yaklaşım aynı zamanda ekonomik sonuçlar veriyor. Ekonomilerinde parasal değer olarak ilk beşin içinde yer alan silah ticaretine devam ediyorlar. Sonra da iç savaşı durduracak abi rolüne soyunuyorlar. Tarafları bir araya getiriyor, pazarlıklara ev sahipliği yapıyor, ne kadar isterlerse o kadar oynuyorlar.

Diğer yandan iki uçta gibi görünen ABD ve RF’nin (Rusya Federasyonu) silah ticaretinin sürmesi için, ekonomilerinde bu konuda doğabilecek boşluk başka kaynaklarla doldurulmadıkça bölgesel savaşlar konusunda gizli bir uzlaşı içinde oldukları çok nettir. “Yiyin birbirinizi” olarak özetlenebilir politikaları. Çeçenya ve Irak, yerli halkı birbirine kırdıran örnekler olarak çok benzeşir. Biri RF’nin diğeri ABD’nin eseri.

Yazının başlığına bakıp “Arap baharı”nı önce hoş görüp sonra sırt çevirdiğim anlaşılmasın. Başlangıcından itibaren ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin kan ve gözyaşı getireceğini savundum. Irak’ta Saddam operasyonu ile görüldü ki yerli halkı ve ne istediğini dikkate almayan, kurgulanmış bir proje yürütülüyor. İç dinamikleri ile inisiyatif kullanmak isteyen halk birbirine kırdırılıyor. Provokasyon ve paralı askerlerin kullanılması en çok izlenen yöntemler. En son Mısır’da görüldü ki halkın inisiyatif kullanmasına fırsat verilmiyor. Mısır’da askeri darbenin Mursi’ye karşı yapıldığı biliniyor. İnisiyatif kullanma yolunda ilerleyen ve kendine güveni giderek artan halka karşı yapılmış olamaz mı? Türkiye örneğinde yaşanan 12 Eylül 80 askeri darbesi Demirel’e karşı mı yapılmıştı örneğin?

Proje gereği Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkeleri sonrası Kafkasya’nın da gündeme geleceği, Kafkasya’dan doğuya başka bölgelerin de proje kapsamında olduğu biliniyor. Birçok yayın organında yayınlanmış haritalar bu projeden ne beklendiğini ortaya seriyor. Jıneps gazetesinin Mart’13 sayısında Rusça’dan çeviri ile verdiğimiz haber, hem proje geneli için hem de Suriye özeli için önemli bilgiler veriyor. ABD’li stratejistler “yapıcı yıkım” ve “kaçınılmaz acı” tanımları ile aslında yerli halkı neyin beklediğini net olarak söylüyorlar. Yani proje daha baştan iç savaş üzerine kurgulanmış durumda.

Ortadoğu’da Arap ve Kürt halkları yerli halklar olarak bu projede senaryonun bir parçası. Kafkasya’da Adıgeler’in bu anlamda senaryoda rollerinin olacağını düşünmek için nedenlerimiz var. Kafkasya senaryosunda başroldeki iki dev oyuncunun kapışmasında ezilmemek mümkün değil. Çerkeslerin yaşadığı her ülkede kimlikleri adına güzel şeylerin ancak demokrasi içinde gerçekleşebileceğini her fırsatta dile getirmek gerek. Yaşanan onca deneyimden sonra savaşın ve şiddetin halklara ve insanlığa hiçbir şey kazandırmayacağından hareketle barışı sonuna kadar savunmak gerek. Belki de Kırım savaşı (1853) sırasında bizim Çerkesler’in yaklaşımını dillendirmek gerek; “yakın düşman uzak dosttan iyidir”. Bir dönemin klasik sloganı olan “Ne Amerika ne Rusya”, barış içinde yaşamak isteyen halkların sloganı aslında.

Suriye Çerkesleri

Bu savaş Suriye halkını mağdur etti. Suriye Çerkeslerini de. Mağduriyet sürüyor.

Dünya Çerkesleri bu savaşta iyi bir sınav veremedi. Yaklaşık 40 ülkede yaşayan diasporik halk konumundaki Çerkeslerin, bu dağınıklığı bir şekilde avantaj olarak kullanabilmesi bu tür olayların ivmesi ile olabilirdi. Soykırım ve sürgünün dünya kamuoyuna anlatılması, bu gerçeğin bilinmesi ve tanınması konusunda, asgari müşterek oluşturup birlikte hareket etmekte çok gecikmiş olan Çerkesler, Suriye savaşı gibi olağanüstü bir dönemde de gereken inisiyatifi koyma konusunda yetersiz kalarak geleceğe dair umutların yeşertilmesinde sıkıntılı bir sürece giriyor.

Kimlik adına mücadele ettiğini söyleyen, bu anlamda bilinç çıtası görece yukarıda olan Dünya Çerkeslerinin, insan ve maddi kaynak gerçekleri ortada iken ancak tam bir dayanışma ile Suriye Çerkesleri sorununun üstesinden gelebileceklerini, bu sorunla ancak böyle başedebileceklerini bilmeleri gerekmez miydi? Kişisel ve örgütsel egolarından sıyrılıp güç birliği oluşturmaları gerekmez miydi? Gerekirdi, bunu yapamadılar/yapamadık.

Türkiye ve RF’ye, son dönemlerde sıkça görüşen iki lidere, Erdoğan ve Putin’e, onların kendi gizli ajandaları olsa da insani temelde yapılması gerekenler konusunda baskı yapmak söz konusu olabilirdi. Bir yandan Çerkesleri vatanından süren Çarlık Rusyası’nın mirasçısı RF, diğer yandan Çarlık Rusyası ile anlaşarak sürgün Çerkesleri sınır sorunlarında ve bitmek bilmeyen savaşlarında kullanmak üzere topraklarına yerleştiren Osmanlı’nın mirasçısı Türkiye. Suriye Çerkeslerinin varlık nedeni de bu değil mi? Sorumluluktan muaf olamayacak iki ülke.

Yanısıra yaşadığımız ülkelerde Suriye Çerkesleri için kamuoyu oluşturulması konusunda da yetersiz kaldık.

Hiçbirşey için geç değil. Çerkesler kimliklerini yaşatabilmek, geliştirerek geleceğe taşıyabilmek için daha fazla irade gösterecek, bu yolda gereken dayanışma ve güç birliği için adımlarını atacaktır.

 

Sayı: 2013 08
Yayınlanma Tarihi: 2013-08-01 00:00:00