Bir Pşıtl’ın hezeyanı

0
180

Aciliyeti olmayan ama ibretlik bir konudur, Sn. Murat Bardakçı’nın gündemimizin ortasına düşen antipatik çıkışı. Denilebilir ki adeta bir pşıtl’ın beyine isyanı gibidir.
Murat Bardakçı mühim bir insandır, araştırmacıdır, tarihçidir ama heyhat ki bu vasıflardan ziyade kendisinin Çerkeslere karşı amansız çıkışlarıyla gündemimizdedir. Unutmayalım ki Güneş dil teorisini çıkaranlar da tarihçiydi; Hitler’in araştırmacıları da bilim adamıdır. Ancak faşist hareketlere imza atmışlar ve teorileri kağıttan kule misali gibi yıkılmıştır.
Benim gözümde de bilgisi olup, bilgisinden önce iticiliği ve tarafgirliği ile bir bilim adamı, araştırmacı olamaz, olmamalıdır. Biz Çerkeslerin bu zat’ı ve bunun gibileri artık görmezden gelip “adam” yerine bile koymaması gerekir.
Başlıkta ve yer yer kafamıza kakarcasına belirttiği Vatana ve millete hayırlı olmasın! Hezeyanı bana evde kalmış kız kurularını hatırlattı. Büyük dedelerinin ve büyükannelerinin % 70’inden fazlası Kafkasya’dan gelen, Rus ve Bolşevik zulmünden kaçan birinin yarısından fazla bir Çerkeslik hissi olmasını beklerdim. Oysa sanıyorum göç yollarında dedeleri NEMIS bilincini kaybettiler. Ya da hiç olmadı!
Genetik araştırmalarla Adıge olan, annesi veya babasından Adıgelik bulaşanlar bile Adıge mikro milliyetçiliği yaparken, Murat Bardakçı gibi donanımlı bir zat-ı muhteremin aslına avdet etmesini temenni ederdim. Tavuğuna kışt denilmiş ihtiyarlar gibi çevreye küsmek değil tabi.
Dilerseniz makaleyi yer yer alıntılarla irdeleyelim.
Makalesinde ÇDP başkanının ifadelerini yerden yere vuruyor ama bir yandan da okurları galeyana getirmek istiyor. Evet, ÇDP (Çoğulcu Demokrasi Partisi) tüm görmezden gelinen, zorla kültürleri ve kimlikleri tektipleştirilmek istenen halkların sesi olacak. Olmalıdır da. Ama ifadelerden cımbızla seçmece yapıyorsanız, “Biz bu ülkenin birliğinden, bütünlüğünden yanayız. Türkiye’nin güçlü olmasından yanayız” ifadesini de seçseniz sanki daha bir objektif ve daha bir pozitif olurdunuz. Ama amaç bu değil. Amaç paranoyalarla bir ulusun demokrasi mücadelesini baltalamak. Hem de ne uğruna: diğer milletleri pasifize etmek, yok saymak.
Türklerin Türk partisi kurduğunu düşünmemize gerek yok. Bakınız sağcı partiler. Bakınız BBP, bakınız MHP v.b.
Devam ediyoruz…
“…..Bugün bu memlekette yaşayan Çerkesler’in cedleri Türkiye’ye ‘Turistik bir seyahate çıkalım”, “Bilmediğimiz yerleri keşfedelim’ yahut ‘Gidip şuralarda da şansımızı deneyelim’ hevesiyle değil, Kafkasya’da özellikle 19. yüzyılın ortalarında yoğunlaşan ve Çar’ın kılıcından, yani son derece kanlı olan Rus saldırılarından canlarını kurtarabilmek için gelmişlerdir. O zamanın sıkıntılar içerisindeki Türkiye’si yüzbinlerce Çerkes’e kucak açmış; ev, iş, aş sağlamış ve devlette önemli görevler vermiştir.
İmparatorluğun bu himayesine ‘âtıfet’; şimdi ‘Haklarımız elden gidiyor’ yahut ‘Kimliğimiz kayboluyor’ gibisinden terânelere de “nankörlük” denir! ifadesi ise ayrı bir vahamet manzumesidir.
“Kafkasya benim mülkümdür“ deyip, bırakın desteği, Çerkesleri Ruslarla baş başa bırakan, sadece mollalarla halkın beyninin yıkayan Devlet-i Aliyye, göçmenlere huzurlu ortamlar değil, askeri olarak kullanabileceği alanlara dağınık olarak yerleştirmiştir. Geri dönmek isteyen kafilelerin ise akıbeti belli değildir. Bizim açımızdan da bu söylem “riyakarlık”tır.
Himayenin sonraki uzantısı askeri okullarda okuyan Çerkeslerin okuldan atıldığı, köylerdeki silah ve kamaların toplandığı, dilin ve kültürün bırakın gelişmesine izin vermek; konuşulmaması için “Vatandaş Türkçe konuş” kampanyası yapmak, Ubıhçanın bu topraklarda yok olmasına izin verilmesidir. Ev iş ve aş verilmesi de ayrı bir yalandır. Hazır evler, topraklar verilmedi.
“….Türkiye’deki diğer etnik gruplar dillerini unutmuyor, nesilden nesile devam ettiriyor ama Kafkasyalı ailelerin genç nesli anadillerini konuşamıyor ve âdetlerini bilmiyor ise, bunun sorumlusu devlet değil, ailelerdir. Genç nesil kültürel kimliğini merak etmemiş, büyükler de öğretmemişler demektir ve bu işte devletin kabahati yoktur!”
Ermeniler ve Rumlar resmi azınlıktırlar. Dillerini kendi okullarında ve evlerinde öğrenirler. Diğer etnik grupların hiçbiri Ermeni, Rum ve Kürtler gibi değildir. Dili konuşan, öğrenen sayısı yeterli değildir. Kaldı ki onlar bile SOS vermektedir. Zaten dillerini ve kültürlerini yaşatabiliyor olsalardı, dernek ve vakıflarında dil kursları açmazlardı. Yanılmanın olduğu nokta budur: Çerkesler, dillerini ve kültürlerini yaşatma konusunda devletten büyük beklentiler içinde değildir. Sadece destek talebindedirler. Binlerce yıllık ad ve soy adlarımızın resmi olarak kullanılmasıdır. Anavatanla ilişkiler konusunda kösteklenmemek, şövenist Gürcüler saldırdığında “toprak bütünlüğü” safsatası altında cinayetlerin görmezden gelinmemesidir. Toplumdaki yerleşik “Güzel insanlar, dansları güzel, Çerkes tavuğu, Şeyh Şamil“ gibi imgelerin hele ki “Hain Çerkes Ethem” lahzasının silinmesi için işbirliğidir.
“Atıfetten” bahsederlerken umarım Kafkas kökenli sporcu, yazar, sanatçı ve askerlerin başına “Çerkes” ibaresi konmaması ama ihanetle ilgili bir durum olduğunda köklerine kadar araştırılması hele ki Çerkes, Ermeni, Rum ise büyük bir zevkle “sekiz sütuna manşet” haber çıkarmak; bunlar olurken de sesimizin de çıkmaması, beklenen “nankörce” olmayan davranışlardır.
“…Tamam, “anavatan” Kafkasya ama “vatan” iki asra yakın bir zamandan buyana Türkiye’dir ve aradan geçen bu kadar zaman sonra bile kendilerini hâlâ ‘buranın vatandaşı’ hissedemeyenlerin bahane olarak ortaya sürdükleri taleplerinin muhatabı Türkiye değil, başkasıdır: ‘Anavatan’a hâkim olan Moskof Devleti!”
Moskof devletinden bugünkü birincil talepler daha fazla özgürlük, dönüşçülere kolaylık, kültürel destektir. Bugün “Anavatan”da üç cumhuriyet, büyük bir ekonomik ve kültürel destek vardır. Rusya ortalamasının altında da olsa, hala “Güney Rusya” olarak nitelendirilse de anavatan “Kafkasya”, eksiklerine rağmen, sizin pembe gözlüklerinizin ötesinde zümrüt yeşilidir. Kaldı ki kapıyı göstermek sizin haddiniz değildir.
“…..Çerkes nezaketine ve terbiyesine tamamen ters düşen, üstelik nankörük ve vefasızlık misâli olan bu son girişim hakkındaki temennimi tekrar edeyim: Çoğulcu Demokrasi Partisi, vatana ve millete hayırlı olmasın!”
Çerkesliğini reddeden birinin Çerkes nezaketinden ve terbiyesinden söz etmesi çok ironiktir. Kaldı ki aile şeceresi Balıkesir’in Burhaniye bölgesinde 1820 yılına kadar yaşadıkları gösterilen bir ailenin nasıl olup da sürgün öncesi bölgeye gelip yerleşmiş oldukları ve Çerkeslik iddiasında bulunmaları çok ilginçtir.
Son olarak belirteyim ki kraldan çok kralcı, şakşakçı adı Çerkes olan vatandaşlara!: Biraz kültürünüzü öğrenin, Çerkes olmayı öğrenin. Her duyduğunuz şeyde art niyet aramayın. Katılmıyorsanız da ses etmeyin, biz sizi gene devişirilmiş bile olsanız, bağrımıza basarız.
Ben de temennimi ekleyeyim: ÇDP’nin, vatan ve millete hayırlı olmasını görüp, başınız önünüzde gezdiğinizi görmek nasip olsun tüm Çerkeslere!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here