Oubykh Mektupları Eylül 2015

0
265

Anne ve oğula…

İnsanın umudu olması güzel…
Umutsuzluk bir çare değil çünkü…

Ruh giderken, beden giderken, toprak bir yere gidemiyor…
Köklerini toprağa vermiş ağacı, rüzgâr avutuyor…
Şöyle bir-iki kıpırdayınca gidiyorum zannediyor koca gövdeli ağaçlar…

Meltemi ünlü bu aylarda, kim uçar dersiniz…

Kapılar karışmış…
Bir ada ülkesinde renk almış bir kapı…
Bir başka ada ülkesinde bir bağ sarımsak asılmış, kollarını gere gere iki yana açan kapıya…

Görenler, gelip geçmiş önünden, sessizce…
Göremeyenler, bir durmuş kapı önünde…

Göremeyenler kapıyı çalmış…
Umudu çalanlar, hayatı çalanlar gibi değil…

Kokuyu derinden alabilen, yaşama girebilen o görenler, girebiliyorlar içeri…
Gönül gözleriyle gördükleri için…
Gönül gözleriyle dokundukları için…

Yaşamı çalanlar, insanlığı çalanlar ise, gelip geçiyorlar…
Adımları kapı önünde güçlü…
Uzaklaştıkça azalıyor topuklarından çıkan sesler…
Yalınayak olsalar, o da çıkmaz oysa…

Kokuyu gönülden alanlar, giriyor içeri…

Yaşamı, umudu çalmaya çalışanların kapıyla işi hiç yok…
Bilseler, fark etseler, açılmayan kapıya omuz bile atarlar…

Bir bağ kokusu…
Bir umut…
Bir yaşam…

Yaşamı çalan, umudu çalanın bilmediği koku…
Önce sevginin kokusu…
Adanmışlığın kokusu…

Görüyorum diyenlerin, yoksunluğunu bilmediği koku yüzünden…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz