Anavatan-Diaspora köprüsüne ben de katkıda bulunmak istiyorum!

0
312

Losan Timur: “İzimi yol yapmak üzere adım attım!”

Losan Timur bir müzisyen. Pşınawe, söz yazıyor ve beste yapıyor. Ceguaque; Adıgelerin düğün gibi eğlence ortamlarının, seremoni ve ritüellerinin organizatörü. 42 yaşında. Kabardey’in Zeyıkho köyünden ve orada yaşıyor. Azubeçlerin kızı Marina ile evli, Astemir adında dört aylık bir de oğulları var.
Timur’un yaptığı işi bir kültür hizmeti olarak nitelendiriyorum. Yapmakta olduğu şey sadece müzik değil, çevresine toplanmış olan çok sayıda insanla birlikte sanatını paylaşıyor ve üretiyor.
Ünlü ancak ünlü insanların sahip olduğu bilinen kapris ve egoyu görmüyoruz onda. Onun gibi tanınan ve sevilen kişilerin, halkla kolaylıkla ortak enerji yakalayabilen insanların, ulusal kaygılarla, yeteneklerini çevrelerindeki çok sayıda insanla paylaşıyor olmaları ciddi ve nitelikli bir davranış bence.
Müzisyenliğine paralel olarak, grubuyla birlikte, Adıge Xabze’nin biraz da zamana uyarlanmış şekliyle sergilendiği, düğün-eğlence organizasyonları da yapıyor. Müziği ile anadilini birleştirerek, geleneklerin öngördüğü şekilde güzel bir ortam oluşturuyor.
Timur’un ve onun çevresindeki müzisyenlerin, yardım konserleri konusunda da hassas olduklarını, katkı talep edildiğinde asla hayır demediklerini de biliyorum. Geçtiğimiz dönem on kadar yardım konserine katkıda bulunduğunu söyleyebilirim. Hatta Murat’ın ve benim de aralarında bulunduğumuz, Hatokşokho Gazi Adıge Dil Derneği’nin, Adıgece öğretmenleri için düzenlemiş olduğu konsere de tüm grubuyla birlikte katkıda bulundu.
Tabış Murat ve ben hem Timur’u anlatmak hem de ilginizi çekebileceğini düşündüğümüz bazı konuları sizinle paylaşmak istedik.

-Gupse: Timur, kendine çizdiğin yolu anlatır mısın?
-Kültürümüzün önemli bir parçası olan müziğimizdeki ögeleriden, söz, beste ve enstrümanların tümünün Adıge kimliği taşımasını istiyorum.
Bizler bugüne dek atalarımızdan günümüze ulaşmış olan kültürel varlıkları kullandık. Bundan sonra biz bu konuda üretecek ve ortaya bir şeyler koyacaksak eğer bunların da Adıge duruşu ve kimliğini taşıması gerekir.
Kültürümüzdeki dejenerasyonun farkında olarak, bu sorunu giderebilmek için, mevcut değerlerimizi onararak yeniden inşa etmenin mücadelesini vermeliyiz. Hem anavatandaki hem de diasporadaki Adıgeler için geçerlidir bu durum.
Kültürümüze Adıge duruşu vermeyi başardığımızda halk olarak varolabilmemizin önkoşullarından birisi gerçekleşmiş olacaktır. Kendime yol olarak işte bunu seçtim. Bu düşünce kendi branşımda kültürüm için yapabileceğim herşeyi kapsıyor. İnsan yapabileceklerini ortaya koymalı, kendi içinde tutmamalı. Böyle davranmayanlar zaten halkına ve kültürüne ihanet ediyor demektir.
Başaramıyorsam zaten halk kendini ifade gücüne sahiptir. “Timur sen pşıneni çal, yeter!” der.
Ben aslında “Pşınawe Cegu” projesi ile sadece ilk adımımı attığımı söylüyorum. Büyük konuşmuyorum. Henüz yolun başındayım. Önce küçük ve dikkatli adımlarla yürüyerek sonra koşmaya başlayacağız.

-Murat: Losan Timur’un pşınawe olduğunu hepimiz biliyorduk ancak şarkı sözü yazdığını ve beste yaptığını yeni öğrendik.
-Pşıneden çıkan melodi, sözler veya kafamızda dolaşıp duran düşünceler… Bunların tümünü insanın aklına ve yüreğine tanrı yerleştiriyor. Tanrı, benim de önce pşıne çalmamı sonra beste yapmamı istedi. Sözler de sonra kendiliğinden gelmeye başladı.
Gençlikte başlayan, yaş ilerledikçe gelişerek devam eden, zamanın değiştirdiği bakış açısıyla ortaya çıkan bazı şeylerle de şekillenerek böylece devam etti. Yani besteler de sözler de pşıne çalarken ona paralel olarak ortaya çıktı.
İnsan müzikte kendini buluyor. Benim de müzikte kendimi bulduğum zaman gelmişti sanırım. Bu durumu es geçmeden başarmak zorundaydım. Pşıne, beste ve söz. Bunların üçü bir araya gelince de ortaya çıktım.

-Böyle giderse şarkıcı Losan Timur’u da dinleriz değil mi?
-Doğrusunu istersen eğitime başladığımda şarkıcı olmayı düşünüyordum. Şarkı söylemeyi çok seviyordum. Daha sonra pşıne baskın çıktı. Ancak yaşantımın 28 yılını da şarkılarla geçirdim.
Pşınaweler de ikiye hatta üçe ayrılıyorlar aslında. Pşınawe yetiştirenler, dansçılara çalanlar ve dans ile şarkıyı beraber icra ettiren pşınaweler. Benim dahil olduğum grup bu sonuncusu olsa gerek.
Adıge pşınesinin, şarkıların ahenginde bütünlük oluşturması için çok uğraştım. Benden önceki kuşaklardan, şarkı ile pşıne bütünlüğünü sağladığını düşündüğüm Theleçerıkho Kim‘i örnek aldım. Müziğin içinde olduğum bunca zaman şarkılara eşlik ederken şimdi düşünüyorum da ‘neden olmasın şarkı da söylebilirim’ diyorum.

-Gupse: Müziğinin türünü ve dinleyici kitleni nasıl tanımlarsın?
-Karma folk diyebiliriz. Hem otantik hem de modern enstrümanları kullanarak yapılan müzikler çünkü. Yakında otantik ve ayrıca diğer enstrümanlarla da seslendirilmiş yani ayrı ayrı albümler çıkaracağız.
Müziklerimiz, her yaştan ve her sosyal kesimden insana hitap ediyor sanırım. Bunu gelen tepkilerden anlıyorum.

-Murat: Yıllarca Nehuş Kerim’le birlikte müzik yaptınız, sahne aldınız. Neden yollarınızı ayırdığınızı insanlar merak ediyorlar.
-25 yıl kadar önce, ikimiz de birer toy delikanlıyken, komşulukla başlayan beraberliğimiz sahnelere taşındı. Hatokşukuey Boğazının köyünden çıkarak Kerim ve Timur olarak 25 yıl birlikte çalıştık. Birlikte pek çok güzel iş yaptık. Ancak yaşam döngüsünde insan farklı düşünmeye başlıyor. Daha fazlasını yapmayı arzuluyor, hayal kuruyor ve hayallerinin peşinden gitmek istiyorsun. Pşınawe olarak ben de kendi müziğimi yapmak, kendi projelerimi, eserlerimi ortaya koymak istedim. İş arkadaşımla farklı düşünüyor olmamız ister istemez yollarımızı ayırmamızı gerektirdi. Böyle durumlarda uzun süredir birlikte çalışmış olmak sorunu çözmüyor. Herşeye bir nokta koyup, insanlar için ilgi çekici olduğunu düşündüğün şeyleri başarmak üzere heyecanla işe koyuluyorsun. Tanrı, ‘başarabileceğin şeyler var, hadi yoluna git’, diyor. Demek ki ben de bu sesi yüreğimde hissettim ki (gülümsüyor) “İzimi yol yapmak üzere adım attım!”

İyi yaşlının olmadığı yerde iyi gençler de olmaz!

-Gupse: Çevrende çoğunlukla gençler var, umut verici bir görüntü bu!

-Gerçekten de öyle. Beni yaşça büyük olarak gördükleri için çevremde toplanıyorlar. Şu anda yedi projeyi aynı anda yürütüyoruz. Küçük adımlarımızı işte bu gençlerle birlikte atıyoruz, sonra yine birlikte koşmaya başlayacağız. Zaman içerisinde bakarsın belki birileri ayrılıp daha hızlı koşmak isteyecektir. Koşsunlar.
Şimdiye kadar hep müzik için uğraştık. Diktik, suladık, büyüdü, serpildi, kök saldı! Artık gölgesine insanların gelmesi lazım. İşte ben bunu arzuluyorum. Artık paylaşarak katkıda bulunmanın zamanı gelmiş olmalı. Adıgeler der ya, “iyi yaşlının olmadığı yerde iyi gençler de olmaz!”. İşte bu söz ne kadar doğruysa tam tersi de o kadar doğru bence. Yani iyi gençlerin olmadığı yerde de iyi yaşlılar olmaz!
Halkın beyni de, gözü de, ruhu da, kanatları da gençliğidir! Buna gerçekten inanıyorum ve bu nedenle yüzümü gençlere döndüm. Onlarla birlikte planlar yapıyorum ve onlarla birlikte hareket ediyorum. Gençleri sadece ben seçmiyorum, onlar da beni seçtikleri için bir araya geliyoruz. Çok yönlü bir çalışma grubumuz var. ‘Şarkı söyleyen’, ‘enstrüman çalan’, ‘tiyatro oyuncusu’, ‘Adıgece seremonileri idare eden’ gibi. Kültürümüzün kapsadığı herkes diyelim. Beraber çalıştığımız bu arkadaşlarımız istediklerinde yollarına yalnız da devam edebileceklerdir. Örneğin ben tiyatro yapamam ancak tiyatro isterse bizim aramızdan insan alabilir.
Stüdyosunu kullandığımız Liy Aslan başta olmak üzere şarkıcı olarak onyedi kişi ve ayrıca diğer müzisyen arkadaşlarımız da var işin içinde. Mesela son konserde ikiyüz kişilik bir kadro ile çalıştık.

-Murat: “Gençlerin kafeden, eğlenceden başka bir dertleri yok” diye sitem eden büyüklere rastlamışsındır sen de Timur….
-Doğru. Bunu söyleyen büyüklerin demek istedikleri şey düşündürücüdür aslında. Büyüklerimiz; “Xabze yığın halinde gelir sonra parça parça ayrılır“ demişler. Yani anayasa ve yasalar gibi. Herşeyi kapsayan bir bütün ile ve bu bütünü oluşturan her detay bir nedeni taşıyarak. Herşey yerli yerinde anlamlı ve herbiri sıralı olarak. İşte tüm bu kuralların ince detayları ile neyin nasıl uygulanacağı açıkça gösterilmiştir. Yani herşey yerinde ve zamanında yapılmalıdır. Büyüklerin burada söylemek istediği şey Adıgelerin hiç bir şeyin aşırısını sevmediklerini gösteriyor.

-Murat: Pşıne senin için en anlam taşıyor? Adıge gençliğinde bazı milli duyguların uyanması için pşıne araç olabilir mi, oluyor mu sence?
-Adıgeyim diyen bir insan için pşıne çok şey ifade eder. Adıge pşıne dediğimiz eskiden kullanılan enstrümanla bugün kullanılanlar arasında çok fark var aslında. Her şey gibi pşıne de çok değişime uğradı. Pşıneden söz ederken, milletimizi farklı kılan düğün-eğlence geleneklerinden söz etmemiz gerekir. Eski xoxlarımızdan, kafelerimizden, gençlik şakalarımızdan ve diğer şeylerden de.
Bizim eğlence ortamımız gençleri işleyen, yetiştiren bir değirmene benzer. Bu ortamda adeta öğütülerek işlenen gençlik kendi doğru yolunu bulur. Eğlence ortamında eğitilmeyenler için Adıge halkına mensup olma özelliklerini tam olarak taşıdıklarına inanmak zor gibi. İşte bu eğlencelerimizin enerji kaynağı pşıne olduğu için de onun taşıdığı anlam eşsizdir. Pşıne eğlencenin kaynağı olarak yaşama dair pekçok şey içeriyor ve bence insanın ruhunu, tıpkı tanrının insanı ilk yarattığındaki kadar temiz kılıyor. Nasıl ki bir şarkının seslendirilmesi ona anlam kazandırıyorsa eğlenceye hareket kazandıran da pşınedir. Adıge pşınesi dinleyen insanın yüreğinin iyilikle dolacağına inanırım ben. Sevecen ve ağırbaşlı olarak, beraber eğlendiğin insana saygını, onu yücelttiğini gösterebiliyorsun pşıne ile. Düşünürsen eğer sadece bu bile ne kadar anlamlı.

Eleştiriyi dinlemek, anlamak ve sindirebilmek gerekiyor

-Gupse: Yaptığın müzikler, CD’ler, konserler ve diğer işlerde de eleştiriye açık mısın?
-Tabi ki. Eleştiriyi kaldıramayanın başına neler gelebileceğinin farkındayım. Adıgece bir söz vardır; “Duyabilen dinlerken duyuyor, duyan dikkate alıyor!”. Yani eleştiriyi dinlemek, anlamak ve sindirebilmek gerekiyor. Ancak laf olsun diye konuşanlarla yapıcı olanları ayırmak gerekiyor. Ben de eleştiri gücü ve yetisi olan insanların eleştirilerini dikkate alıyorum.

-Gupse: Albümlerin istediğin gibi oldu mu?
-Aslında sadece bir albüm çıkartmayı planlarken iki albüm birden çıkmış oldu. Önce “Pşınawe Cegu” çıkacaktı, yani sadece müziklerden oluşan albümü çıkartacaktım. Sözler, besteler, seslendirmeler hepsi birbirinin peşisıra gelince diğer albüm de oluştu. Seslendirenlerle özdeşleşen şarkılar çıktı ortaya.
Bizim Çebıhan adında ünlü bir pşınawemiz vardı. 150-200 yıl öncesinden sözediyorum. Ondan öncesini pek bilmiyoruz. En eski olarak bildiğimiz ve günümüze kadar gelen Çebıhan haberleri ve kafeleri var. Ben de Çebıhan’ı bir idol olarak görüyorum. 150-200 yıl geçmişi bilerek bir o kadar daha ileri taşıyabilir miyiz düşüncesi ile bakıyorum müziklerimize.
Şarkılarda da, mesela Adıge kültürünün sembolü olan Ceguaque şarkısını, Adıge kadınının sembol sesi olan Sokhur Olga seslendirdi. Yaşlıya verdiğimiz değeri anlatan Jışhamahue şarkısını, geçmişi, duruşu ve görüntüsü ile özdeşleşen Moley Alihan seslendirdi. Diğerleri de öyle. Şarkıcıların seslendirdikleri her şarkı kendilerine çok iyi oturdu. Bu tesadüf için de tanrı beni gerçekten seviyor ve kayırıyor diye düşünüyorum.

-Murat: İki albümünü de Türkiye’de çıkarttın. Neden xekude değil de orada?
-Hepimizin bildiği tarihi felaket halkımızı anavatan-diaspora olmak üzere ayırdı ne yazık ki. Dünyanın dörtbir yanına dağıldı insanımız.Çoğu da Türkiye’de yaşıyor. Bu durum insanlarımız mentalite olarak biraz farklılaşmasına neden oldu. Ben bu iki albümde müziğin becerebildiği kadar anavatanda ve diasporada yaşayan soydaşlarımızı birleştirmek istedim. Müziğimle xexes-xekurıs köprüsünde bir halat da ben olmak istedim.
Aslında benim diaspora ile tanışıklığım yeni değil. İlk olarak 1993 yılında Şam’daki Adıgelerle tanıştım. O zamandan beri de ilişkilerimiz devam ediyor. Diasporamız benim hazine sandığım. Hepimiz aynı topraklar üzerinde yaşıyor olmayabiliriz. Ancak ruhen birleşmeliyiz. Bunu tüm kalbimle istiyorum. Her birimizin “biz bir bütünüz” diyebilmesi gerekir.

-Murat: Türkiye’de albümlerini alanlar fotoğraflar paylaşıyorlar internette. Senin böyle bir beklentin olmasa da insanlar farkındalar.
-Müzik marketlerde Adıge müzik CD’si alınabildiğini, bulunabildiğini internette göstermek istemeleri sadece beni memnun etmek için değil, hem bir millet olduğumuzu hem de bir vatanları olduğunu göstermek istemelerindendir diye düşünüyorum. İşte tüm bunlar köprüye benim de bir halat attığımı düşünmeme neden oldu.

-Gupse: Şarkıların başka dillere çevirilse ve seslendirilse hoşnut olur musun?
-Hem de çok hoşuma giderdi. “Bu bir Adıge şarkısıdır ve Adıge vatanında yapılmıştır, biz bu dile çevirdik” diye söyleseler. Ne büyük bir mutluluk bu… hayali bile güzel.

-Murat: Sana neler ilham verir Timur, var mı senin de ilham perilerin?
-Duygular olsa gerek. Duygular yoğunlaşmaya başladığında pşınemi alıp şöminenin karşısına geçiyorum. İçime doğan müziği pşıne ile çalmaya başlıyorum. “Bana sunulanı alıyorum” diyelim (gülümsüyor). Tuşlara yerleştirdiğim müziği sonra da notalara dönüştürüyorum. Ardından bunun üzerinde birçok çalışma, düzenleme de yapılıyor tabi ki.
Söz yazarken de öylesine bir konu için şiir-şarkı yazamıyorum. Konunun taşıdığı anlam yönlendiriyor beni. Dillendirilmesi gerektiğine inanıyorsam yazabiliyorum. Mesela geçenlerde bir arkadaşım doğum gününde dosluk üzerine bir xox yaptım. Arkadaşım çok etkilendi, dostluk konulu bir şarkı yapmamı istedi. Benim de aklımdaydı bu konu zaten -biten çok eski bir dostluk için- sonra sözler ve beste çıktı ortaya. Bunun gibi işte.

Щауэгъу уэрэд

Зэ закъуэ ебакъуэм напэм,
lэщlокlыр пэжым и кlапэр.
Мэшэсыр пцlыжьым и кlэсу,
Ныщопсыхыр жыжьэхэм нэсу.

Пцlыlуэпцlышэу шэхум хохьэжыр,
Бгъуэтым къащтэ,щыlэжым пэжыр.
Зэзэмызэ си щхьэм ирожэ,
Зэзэмызэ си гум йожалlэ.

Ныбжьэгъугъэ-уемыбакъуэ уи псалъэм!
Ныбжьэгъугъэ-хэти иlэщ и пщалъэ!
Ныбжьэгъугъэ-хыремыху уи зы налъэ!
Ныбжьэгъугъэ-екlуу хуэкlуэ уи пlалъэм!
Ныбжьэгъугъэ-зым зомыхьэ и псалъэ!
Ныбжьэгъугъэ-уи фlыр хейм хуэгъэдалъэ!

Си пшыналъэр къыщопсалъэ,
Ныбжьэгъугъэм и щlыналъэм.
Ныбжьи гугъи дыздипlалъэщ.
Ныбжьэгъугъэр фымыщl джэгуалъэ!

Уи губжькlэ уымыч лъэбакъуэ,
Дэчыхкlэ зыфlэх ныкъуакъуэр.
Фи дамэр зыр зым евгъэкъуи,
Ныбжьэгъугъэр фымыщl дыкъуакъуэ!

Фыхуэфlыгъуэ зи lуоху екlакlуэм.
Фи ныбжьэгъум и гур вгъэщабэ.
Фемыфыгъуэ зи lуоху ефlакlуэм.
Фи ныбжьэгъур фи щхьэм хуэвгъадэ.

 

-Murat: Duyguların yoğunlaşsa da parmaklarının seni dinlemediği oluyor mu?
-Çoğunlukla öyle aslında (gülümsüyor).

-Murat: “Yetenek yedi kuşağa genlerle taşınır” diye bir atasözü var. Senin yeteneğin nereden geliyor, ilk kiminle başlıyor? Sülaleden mi, aileden mi yoksa ilk seninle mi başladı?
-Doğru ve bende de anlamı kanıtlanmış bir söz. Babaannemin pşıne çalışını hatırlıyorum. Onun kanını taşıdığım için de şanslıyım. Bir gün beni yanına çağırarak “Timur, senden umutluyum, pşınawe olabileceğini düşünüyorum. Sana söyleyeceklerimi dikkatle dinlersen bu yolda ilerleyebilirsin” demişti. Önce parmaklarımı pşıneye nasıl yerleştireceğimi sonra da Adıge pşınawede olması gereken karakter ve duruşu anlattı. Kendisi yumuşak başlı bir insandı. Gereksiz yere öne çıkmaz hem de arkada kalmazdı.Nenem pşıne çalarken parmaklarından başka ne yüzü ne de vücudu hareket ederdi. Pşıne çalarken çok güzel görünürdü insanın gözüne.
Nenemin yaşı çok ilerlemiş olmasına rağmen eski Adıgelerin pşıne çalış şeklini ve eski kafeleri bana öğretmişti. Hatta bunlardan bir kafeyi “Nenemin Kafesi” adıyla çaldım ve kaydettim.

-Gupse: Eskiden Uzunyayla‘da pşınawelerin çok nazlı oldukları bilinirdi. Çünkü pşıne çalmanın ekonomik bir getirisi yoktu o zamanlar. Hatır için, rica minnet yapılırdı bu hizmet. Şimdi ise hem burada hem de kısmen diasporada bir meslek, başlı başına bir iş kolu oldu.
-Otuz yıl kadar önce burada da öyleydi. Hatır için çalınırdı pşıne. Zamanla koşullar değişti ve pşıne çalmanın bir getirisi oldu. Hatta şimdilerde profesyonelliğin boyutu pşıne çalmaktan öteye düğün organizasyonları yapmaya kadar çıktı. Yani herşeyiyle bir düğünün görsel atmosferinin sorumluluğunu taşımaktan sözediyorum.

-Gupse: Adıge Cegu (Adıge Düğünü) organizasyonlarından söz eder misin? Senin de düğün organizasyonu yapan bir grubunun olduğunu biliyorum Timur. Kabardey’de aynı işi yapan başka gruplar da var. Sizin ne farkınız var diğerlerinden?
-Bizim kültürümüzü temsil eden en belirgin ortam düğünlerimizdir. Düğün ortamı için “kültür kazanı” diyebiliriz. İşte bu bol malzemeli kazanın içindeki unsurlardan biri de biziz. Bu işi yaparken küçücük tohumlar ekiyoruz gençlere. Onları düşündürebilmeyi, kültürümüzün güzelliğini farketmelerini sağlamaya çalışıyoruz.
Düğün sahipleri nasılsa düğün için belli bir bütçe ayırıyorlar ve illaki düğün yapıyorlarsa, neden Adıge Xabze’ye olabildiğince uygun bir düğün olmasın!
Grubumuzun adı “Bzerabze Gup”. Evet, başka gruplar da var ve benzer şekilde çalışıyoruz. Ortaya çıkış düşüncemiz ve hareket noktamız aynı. Aslında hepimiz, insanların bir araya geldiği düğünlerde xabzeye uygun ortam oluşturmaya çalışıyoruz. Biz bir düğünü başından sonuna kadar herşeyiyle Adıge tarzına uygun olarak tasarlıyoruz. Gelin alma ve salon seremonileri (nıse yişe: gelini götürme, malha teyşe: damadı kız tarafına tanıştırma, şevo yişıj: damadı götürme, vune yışe: gelini yeni evine götürme, guaşe teyşe: gelini kayınvalide ile tanıştırma vs.) hatıyakho ile düğünün idare edilmesi, fotoğraf ve video çekimleri ile bunların bizim müziklerimizle montajını da kapsıyor. Başlı başına bir iş oldu bu konu.
Düğünlerde toplanan kitleleri düşünürsek eğer, insana ulaşılabilinen en iyi ortamlar olduğunu anlarız. Xabzeyi insanlara gösterebileceğimiz ortamlar. İnsanlar farklı kültürlerden etkileniyorlar, biraz da özenti var. Bunlara karşı biz hem kültürümüze uygun olarak ortamı şekillendiriyoruz hem de bir düğün atmosferinde insanların eğlenmesini sağlıyoruz. Düğün sahipleri de davetliler de sonuçtan çok memnun kalıyorlar.

-Gupse: Bir ortamın Adıge Xabze’ye uygun olduğuna nasıl karar veriyorsun? Seremonilerde kullandığın sözler, deyişler, xoxları nasıl seçiyorsunuz veya davranış şekillerinize nasıl karar veriyorsunuz? Bu konuda danıştığın, fikir aldığın ya da başvurduğun bir kaynak var mı?
-En başta Beğajnokho Berezbi’nin “Adıge Kimliği“ adındaki kitabı var kaynak olarak. Gerçekten ciddi bir kaynak bu konuda. Bu kitap, Berezbi daha genç bir akademisyen iken yapmış olduğu araştırma-derleme çalışmasıdır. Bunun dışında yazılı olarak mevcut güvenilir başka kaynaklarımız da var, onlara da başvuruyoruz. Mesela en çok bilinen ceguaque Ağnokho Thlaşe’nin haberine bu kaynaklar sayesinde ulaştık. Tabış Murat’ın derlemiş olduğu eski xoxlar da elimizin altında. Böyle eşsiz kaynaklar varken insan sıkıntı çekmiyor. Biz işte bu hazineyi dilimizle insanların önüne döküyoruz sadece.

-Gupse: Son yıllarda anavatanda düğünlerin eski xabzeleri, xoxları uyandırarak organize edildiğini görüyoruz. Buradaki bu potansiyel neden diasporaya da yansımasın? Neden oradaki düğünler de anadilimizi, xabzelerimizi sergileyerek yapılmasın?
-Neden olmasın! Ben bu konuda her türlü fedakarlığa hazırım. Talep olduğu takdirde diasporaya özel bir grup hazırlayarak dilimizi ve xabzemizi düğün atmosferinde sergileyebiliriz. Manevi birliktelik kurmak zorundayız demiştim ya, işte bu konu da birlikteliğimizin ögelerinden birisi olacaktır.

İnsanların bir araya gelerek kültürümüzün belirgin özelliklerini yaşadıkları ortamlardan birisi de düğünlerimiz. Kültürümüzün önemli ögelerinden birisi olan Çerkes düğünleri, özellikle gençlerde milli kültürel nüvelerin tohumlarının atıldığı ortamlar.
Düğün gibi eğlence ortamlarında hazır bir araya gelmişken, anadilimizi kullanarak oluşturulacak mizansenlerle, insanların manevi olarak ortak bir enerji paylaşmaları sağlanabilir. Ayrıca dayanışma ruhunun yeniden canlandırılması adına da toplumumuza güzel bir katkı olmaz mı!
Manevi değerlerimize sahip çıkmak yani onları yaşatmaya çalışmak, asimilasyonu da yavaşlatacaktır.
Türkiye’de artık düğünlerin Çerkes geleneklerinden uzaklaştığını -yöreye göre farklılık gösterse de– hepimiz biliyoruz. Düğün sadece müzik eşliğinde dans etmek değildir, olmamalıdır. Danslarınız sadece Çerkes dansları olsa bile!
Kestirmeden sonuca ulaşmayı amaçlayan, ‘zamanın gereği’ aldatmacasıyla uygulanmayan pek çok geleneğimiz var. Yoktan varetmemiz gerekmeyen yani sadece yeniden canlandırılması gereken birçok seremoni ve ritüellerimiz var.
Başlangıçta en azından anadilini anlayan insanların bulunduğu yerlerde örnek olarak uygulanmaya başlanabilir. Hiç zor değil. Önce anavatandan uygulayıcılarla yola çıkılır sonrasında Türkiye’de de bu işe gönüllü, istekli belki de profesyoneller ortaya çıkacaktır.
Bu sembolik ritüeller sayesinde; hem o ortamda bulunan insanlar arasındaki mevcut bağları sağlamlaştırıyor, hem yeni duygusal bağlar kuruluyor, hem de geçmişimizle bağ kurmuş oluyoruz. Yeni nesillere de -düğünler aracılığı ile bile olsa- globalleşme ile yitirilen değerlerin tekrar nasıl kazanılacağını ve dejenerasyondan daha az etkilenmenin yollarından birini göstermiş oluruz.
İster köy düğünü ister salon düğünü olsun bir düşünün derim, başından sonuna kadar anadilinizin ve müziğinizin en güzel haliyle sergilendiği, dilinizin o muhteşem özelliklerini gösteren xoxlarınızın peşpeşe söylendiği bir atmosfer istemez misiniz? Üstelik de bunları yapacak olanın siz olmadığınız, düğün sahibi olarak, hiç stres yapmadan, herşeyin tıkır tıkır yürüdüğünü görerek, davetlilerin ortamdan haz alarak mutlu oldukları bir ortam! Eminim herkes ister.
Tabi ki yüz yıl önceki bir düğün atmosferi değil burada sözünü ettiğimiz. Zamanın gereklerine göre, uygulanabilirliği hesaplanmış, düşünülmüş, anadille bezenmiş bir xabze yumağı.
Gençler olmadan düğün olmaz! Hazır bir araya gelen gençlerimize, toplumsal değerlerimize sahip çıkılması adına nelerin önemli olduğunu hatırlatmak için ideal ortamlardır düğünlerimiz. Dilimiz gibi, geleneklerimiz gibi.
Sadece düğünler de değil, ailede dünyaya gelen ilk çocuk için yapılan tören, çocukların ilk yürümeye başladıkları ilk adım seremonisi vs. gibi pek çok kutlama, anma seremonileri yapılıyor burada. Neden orada da olmasın! Biz meraklılarına duyuralım istedik. Başlangıç ve örnek olması açısından talep olduğu takdirde Losan Timur hazır.

Kıp Gupse Altınışık

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here