Oyumuzu sorgulamalı!

0
366

Ülkedeki çatışmacı siyasi havanın etkisi ile giderek keskinleşen cephelerde birbirini anlamaya çalışmayanlar, bizler, 1 Kasım’da yine sandık başında olacağız. Şimdilik görünen o ki 7 Haziran seçimlerinden farklı bir tablo çıkmayacak ortaya.
8 Haziran sabahından itibaren özenle planlanmış bir senaryo uygulanıyor ve uygulamalar çeşitlendirilirken değişik aşamalarda erken seçime yönelik sürekli kamuoyu yoklamaları yapılıyor. İstenen sonucun alınamayacağı görülürse muhtemelen seçim ertelenecek. Olağanüstü durum, savaş durumu vb. gerekçelerle. Senaryoda bunun da yeri vardır mutlak. Cumhurbaşkanı, 7 Haziran seçiminin kopyası olan bir seçim istemez. Buradan çıkan sonuç, 1 Kasım’da sandık başına gidemeyebileceğiz demektir.
Sandık başında olabilmemiz için, HDP’siz bir seçim gerek. Bir şekilde HDP’siz. Parti kapatılmayacak, eyvallah. Kişiler kapatılabilir, sandıklarla ilgili ilçe seçim kurullarının işaret ettiği gibi inisiyatifler geliştirilebilir, vd. Yani normal olmayan bir seçim yapılır. 7 Haziran seçim sonuçlarına denk düşen bir sonucun alınacağı görülen bir ortamda, demokratik bir seçimin yapılacağına/yaptırılacağına siz inanıyor musunuz? Her iki senaryo gereği yaşananlar/yaşanacaklar korkutuyor beni.
***
Geçmiş seçimlerdeki oy tercihlerimizi ne kadar sorguluyoruz, belki de doğru soru şu; sorguluyor muyuz?
Bugüne kadar oyları ile hükümet edecekleri belirleyenler, kişisel aidiyetleri ile her daim doğru karar vermişler midir? İşçiler, köylüler, Aleviler, çeşitli kimliklere mensup olanlar, özelde Kürtler, biz Çerkesler…
7 Haziran’a kadar 17 kez genel seçim yapılmış bir ülkede hepimizin durumu bir değerlendirmesi gerekmez mi? 7 Haziran’a kadar; 1965 seçimlerinde TİP’in (Türkiye İşçi Partisi) 14 milletvekili ile Meclis’e girdiği dönem ile 1977 seçimlerinde Ecevit’in henüz “Karaoğlan” iken, “üreticiden tüketiciye” gibi yaklaşımlarının olduğu dönemler farklıdır. Ama ne olursa olsun sonuçta her daim devletin geleneğini sürdürenler iktidar oldu. Hepimizin devlet için var olduğu, bu uğurda demokrasinin sürekli ertelendiği, özgürlüklerimizin sınırını kendimizin belirleyemediği dönemlerdi.
Örneğin Aleviler, kendilerini katledenlere oy verdi. Dersim’i, Sivas’ı yaşamış olmalarına karşın oy tercihlerinde çok ağır bir değişim söz konusu oldu. Örneğin Kürtler, 2011 seçimlerinde çoğunlukla AKP’yi tercih etti.Her kimlikten ve inançtan işçiler, emeklerinin karşılığını hiçbir zaman vermeyen, asgari ücret pazarlığını aymazca sürdüren partilerin hükümet olması için oy verdi. Kendisine layık görülen sefil yaşam koşullarına karşın, var olanı da yitirme kaygısının yaratıldığı korku ikliminde seçeneksiz gördü kendisini. Köylüler benzer şekilde. Hemen her kimlikten insanlar, kimlik ve kültürlerini yaşatmak ve geleceğe taşıyabilmek için anadilleri dahil yasal düzenlemelerin hiçbiri yapılmamasına, Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde anadile konan üç şerhin kaldırılması için yıllardır hiçbir girişimde bulunulmamasına karşın hep benzer partilere oy verdi. Sonuç olarak, 100 yıla yaklaşan Cumhuriyet tarihi boyunca insanlar her geçen yıl kimliğine yabancılaştı ve egemen anlayışın kuyruğunda dolaşır oldu.
Anayasa’daki “herkes Türktür”, “herkesin dili Türkçedir” gibi iki maddenin gündeme gelmesi için hiçbir çaba harcamayan, bu ve benzer talepleri engelleyen partilere oy veriyor olmanın, eğer kimliklerimizden muaf değilsek açıklanabilir bir yanı yok aslında.Yok ama yine de 100 yıllık devlet geleneğini sürdürenlere, sürdürecek olanlara oy vermeyi seçeneksiz görenler var. O geleneği sürdürenlerin ağzı ile konuşan, kendilerine ezberletilenleri tekrarlayan. “Terör, anarşi, devletin ve milletin bölünmezliği, kamu düzeni, şehit…”. Hep aynı lafları tekrarladılar. Bir yere varamadık.Ve yıllar sonra hala aynı şeyi yapıp oy almaya devam edebiliyorlar.
Ne demeye mi çalışıyorum? 100 yıllık ezberleri bozmak kolay değil.
Terörle aramıza mesafe koymak değil sorun. Biz sıradan vatandaşlar bunu yapıyoruz zaten, yapmak zorundayız da. Sorun hükümetlerin iktidar ve devlet olduktan sonra terörle aralarına mesafe koyabilmeleridir. 1980 dönemi yaşananları bilmeyenimiz kaldı mı? Cezaevlerinde, Gayrettepe işkencehanelerinde, Diyarbakır’da, her kimlikten insanlara, özelde Kürtlere devletin yaptıklarını duymayanımız kaldı mı? 33 askerin nasıl öldürüldüğü, derin devlet adına hareket edenlerin yöresel giysilerle halka yönelik eylemleri, yargısız infazlar, cumartesi anneleri..Bütün bunları hatırlıyor ve değerlendiriyor muyuz? Yanıt evet ise devleti temsil edenlerin iktidar uğruna yaptıklarının, söylediklerinin gönüllü sözcüsü olmaktan bir an vazgeçip başka bir şey söylemeli ve yapmalıyız. İktidarın ağzı ile konuşmayı terkedip tersinden bakmalı olaylara, farklı bir okuma – değerlendirme yapmalı. Yeni bir şey, farklı bir şey böyle mümkün.
Terörle ilgili aynı şeyleri 30 yıldır dinliyoruz. Bir köşe yazısından alıntılayayım, belki daha inandırıcı olur.
“20 yıllık aktif gazetecilik hayatımda devlet yetkililerinden… / Tam 45 kez ‘Bıçak kemiğe dayandı’ cümlesini… / Tam 38 kez ‘Teröristler ağır kayıp verdi’… / Tam 39 kez ‘Bu sefer terörün beli kırıldı’… / Tam 51 kez ‘Terör örgütü bu kez çok ağır darbe aldı’… / Tam 61 kez ‘Son terörist öldürülünceye kadar’… / Tam 18 kez ‘Mağaraları başlarına geçirildi’… / Tam 159 kez ‘Ölü olarak ele geçirildiler’ cümlesini işittim.” 28.09.2015-Ahmet Hakan.
Yeni Türkiye dedikleri bu tekrarlar mı? Ya da korucu ve özel tim tekrarları mı? Beş biner kişi alınacakmış. İktidar sahipleri için yeni olabilir -ki onlar için de eskidiğini biliyoruz- ama Türkiye için o kadar eskidi ki. Bilmekten öte hep atıf yaparlardı, “öyle çözülmez bu işler” diye. Şimdi belli ki ihtiyaç duyuyorlar eskiye. Neden ola ki?
Varamadığımız yer demokrasi daha fazla demokrasi, eşitlik, özgürlük ve adalettir. Değişmediğimiz sürece de varamayacağız. Başka bir şey söylemek lazım, yeni ve ileri olandan yana olmak lazım, bunun için farklı olmak lazım.
Sorgulamak, şüpheyle bakmak, sorumluluğu önce devlette ve devleti temsil edenlerde görmek, derin devleti ve devlet terörünü sorgulamak, insan-devlet ikileminde olmadaninsanı her daim öne koymak,terör nereden gelirse gelsin yadsımak.. gerek.
Ne demeye çalışıyordum? 100 yıllık ezberleri bozmak kolay değil mi demiştim. Evet. Bugün iktidar sahipleri tekrar ediyor. Daha dün, bugün terörist dedikleri ile görüşüyor, baldıran zehiri içiyor, eskiyöntemlerin örneğin dağlarımıza alın terimizin birikimi milyarlarca liralık bomba yağdırmanın bir işe yaramadığı söyleniyordu.. Şehit cenazeleri gelmiyordu. Bugün ise yine güvenlikçi yaklaşımlar, şehitler sonsuza kadar olacak hamaseti, tek başına iktidar için oylarına gerek duyulan ve oyun dışına itilmesi gereken HDP ile terörü eşitleme söylemleri.. Ve itiraf; “Vermediniz 400 vekili, alın size”. Ezberletilenler de tekrarlıyor.
Düşüncenin özgürce ifadesine saygıdan vazgeçeli çok oldu, hakaret ve tehditler uçuşuyor üstelik. Karanlıktan aydınlığa çıkış gerek ve bu güç bizim ellerimizde.

Önceki İçerikDERNEKLERDEN
Sonraki İçerikHauti Sohrokov, DÇB’de yaşananları anlattı
Yaşar Güven
1958’de, Düzce Köprübaşı Ömer Efendi Köyü’nde doğdu. 1980 yılında İTÜ Gemi İnşaat ve Deniz Bilimleri Fakültesi’nden mezun oldu. Üyesi olduğu Gemi Mühendisleri Odası’nın (GMO) 50. yıl ve İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nin (İKKD) 60. yıl Andaç çalışmalarının editörlüğünü yaptı. Her iki kurumun yönetim kurullarında görev aldı. Kurucusu olduğu firmada iş yaşamı devam ediyor. 2005 yılı aralık ayında yayın hayatına başlayan Jıneps gazetesinin kurulduğu tarihten itibaren yayın kurulu üyesi.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz