Oubykh Nal İzinde Şubat 2016

0
9

Yunanistan’ın KısaTarihi…
Boydan boya bir sütunu doldurunca epey bir hoşuma gitti…
Uzun uzun, bir kitap tanıtımı olsun istedim…
Ayrıca, şimdiden önümüzdeki üç ay garanti…
Kış aylarında yeni kitaplar içimizi ısıtıyor…
QB…
Sinirli Karga…
11 Mayıs…
Dördüncü aya kadar, neler çıkar neler…
Dipnot…
Anı…
Zeminde klasik müzik olamaz…
Zeminde latin müziği de olmaz…
Devrimci marşlar olabilir…
Öyle hafiften çalsa da, soğuk hissedersiniz…
Sanki dışarıda kar yağıyor…
Astragan kalpağı takıp, rap rap yürüyesiniz geliyor…
En son, yirmi sekiz günlük askerlik yaparken yürümüştüm…
Bizim bölük…
Yedinci bölük…
Sekizin önünden geçerken, camları titretiyorduk…
Soğuk bir Mart ayı…
Kütahya…
Havalı bir yerdi canım…
Mehter marşıyla gelmemiştik ama İzmir marşı ile uğurlanıyorduk…
Dağbaşını duman almıştı, Porsuk suyunu takip eden dağların eteklerinde…
Neyse çok uzatmayayım…
Tanımadığım bir isimdi…
Kitabını okurken tanıştık…
Şiirin olması, şairin olması…
Ne güzel başlıyor anı…
Anlatı…
Bir otobüs üstü…
Tekerlek üstünden iyidir…
Eski 302’ler…
Kaçıncı sıradır bilinmez…
Ama oturulmaz…
Gezide marifet yapanlar…
İETT otobüsünü yan yatıranlar…
Barikat kuranlar, barikat yapanlar…
Çiçek çocuklar…
Üç lisan bilenler…
Ana lisanını bilmeyenler…
Onlar barikat ile Taksim’i kapata dursun…
Taksim, çoktan suyun taksim edildiği yer olmuş…
Ermeni mezarlığı yer bulmuş…
Mezar üstü eylem…
Cadde-i Kebir…
Defter-i Kebir…
Hesap verilen defter…
Hesap sorulan cadde…
Nedense, hep sokaklarda meydanlarda hesap soruluyor…
Slogan atmasını bilemeyen…
Gezide, Gırgır hortladı…
Bi Fırt…
Renkli bayraklar…
Renkli merdivenler…
Sokakta helva dağıtanlar, fıstığı da unutmadılar…
Yerli muz olmasa da ithali var…
Elma kokmayan…
Tadı olmayan…
*
Dipnot ile başlıyor…
Kapakta, bir megafon…
Yan bir bakış…
Kapak arkası…
Kırlaşmış gür saç…
Fıldır fıldır bakan, iki iri göz…
Bir dönemin gözbebeği…
Yemin etmiş…
Çerkesim, Türküm, Kürdüm, Sosyalistim…
İlk üçü sarı, sonuncu kırmızı…
Rengi belli eder mi, bilmiyorum…
Rengi belli…
Saati dolduran…
On iki kişi…
Kum Kitabı…
Borges…
Görme Biçimleri…
Kim nasılgörüyorsa…
Gözlük gerekir mi bilemem…
Devrim bir ihtimaldi ama yenildik…
Havana’yı görünce ihtimal olmadığını görüyorum…
Moskova’yı, Kiev’i, Maikop’u, Sohum’u görünce ne diyeceğimi bilemiyorum…
Roma, Atina, Madrid ve Berlin…
Nedense bana hep aynı şeyi hatırlatıyor…
Londra ise şatafat ve gösterişi hatırlatıyor…
Sabah çok erken bir saatte…
Quensgate…
SW7 5AB…
Adres belli…
Karşılıklı iki İrlanda Oteli…
Henüz oraya gelmeden…
Anglikan Kilisesi…
Halpin House karşısı…
‘God Save The Queen’
Köprü altından geçerken söylenememiş…
İngiliz Atları…
Nal sesleri…
Divan Edebiyatı gibi…
Haliç…/Sur içi…
Kaplumbağa terbiyecisi…
Pera…/Üsküdar…
Şark zihniyeti…
Akla gelen; Yaparız abi! Hallederiz merak etmeyin!
Yok…
Hiç mi yok!/Hiç yok!
Işık Doğudan Yükselir…
Bilgelik…
Çok uzak…
Sakal olması lazım…
Ak olması lazım…
Zaten dinlemezler yoksa…
Dinletmezsin…
Kirli mirli, bir işe yaramaz…
Ferrari’sini satsa bile işe yaramaz…
Aile üç şey öğretmiş…
At…
Silah…
Kurt köpeği…
Her insanın bir hikayesi bir de şiiri vardır…
Her insanın bir resmi vardır…
Her insanın bir şarkısı vardır…
Her insanın bir izi vardır…
Kimi kalıcı olur…
Kimi olmaz…
Kimi insan hiç hatırlanmaz…
İz toprağa çıkmasın…
Parka, ne güne duruyor…
Kaçakçılar…
Muz…/Sigara…/Çay…
KaçakÇay…
Nizip…
Çok sevdiğim için kaçak çayı, Antep’li misin diye sordular…
Üsküdar…
Kastamonu…
İnebolu arada kalıyor…
Pazarı kurulsa da her daim, sayfaları çevirdikçe İnebolu’ya gitme isteği uyandırıyor insanda…
Balık ve salata…
Rakı olmaz ise olmaz…
Helva…
Solculuk…
Sağcılık…
Çerkeslik…
Ne kadar payı varsa…
Kim ne derse desin, bu kitabın benimle işi bitti diyemem…
Binlerce kitabın benimle işi bitmediğine göre, bu kitabın da benimle işi bitmedi…
Kastamonulular Derneği…
Biraz sarımsak…
Biraz koku…
Biraz tad…
İlk elli sayfa…
Bitmesin istediğim kitaplardan…
Yaşandığı için…
Gerçek olduğu için…
Elimde birkaç şehir dolaşacak gibi gözüküyor…
İstanbul, Paris, İnebolu, Mardin…
Kaç şehir göreceğiz…
Kıbrıs’lı Altı Öğrenci…
İz bıraktığı anıları…
Niğde’nin çimento tozu, ciğerde…
Pazarlık yaparken, müzakereci olduğunu unutup, genç olduğunu hatırlamak…
Belki yaşı biraz daha küçük olsa, bir değil iki tane çikolata isteyecek…
Avni Lifij…
Bülent Uluer…
Bir pipo dolusu tütün…
Bir nefes tütün alan körük…
Ateşi yel veren körük…
Çıtırdıyı duyan kulak…
Kendi portresini çizen, kendi yaşamını yazan…
Yaraya tütün basılan…
Kesiğe basılan tütün…
Çiğnenen tütün…
Bir şiş üstünde, bir ip üstünde…
Bir kızak üstünde…
Günyüzünde kurutulan…
Damla düştüğünde, damladan saklanan…
Bir kağıt içinde rulo edilen…
Tükrük ile biten…
Bir cigara nihayetinde…
Bir Tekel ürünü…
Öksürten…
Birşey anlatırken öksürten…
Azıcık kafa dağıtan…
Azıcık keyif veren…
Daha çok acıyı azaltan…
Daha çok üzüntüyü, kederi buluta gömen…
Bir tütün kardeşliği…/Beyaz bıyığı sarı…
İki parmağı sarı…
Bir tahta masada dirsek çürüten…
Bir tahta sandalyede ömür tüketen…
Ajitatör…
Adı…
Yürüyüşlerin, cenazelerin konuşmacısı…
Evinden konuşma yapmak için alınan genç!
Evler…/Yurtlar…
Evlerin önünde ayakkabılar…
Gizli genç evleri…
Kapı önünde bir mahalle gencin ayakkabıları…
İçeride çay demlenir her daim…
İkinci çay bardağının hep karıştığı evler…
1850’lerde Beyoğlu’na kurtlar inerdi, demiş Ahmet Mithat Efendi…
Genç olan, bir karar vermek için kırkı geçmek gerek, diyor…
Bir Düğün Fotoğrafı…
Tek Kadın…/Tek Gelin…
Gerisi erkek…
Kapının önünde bırakılan ayakkabıların sahipleri…
Üç ölenlerin fotoğrafı…
Vur emri ile aranmak…
İnsan yüzlü birine adres sormak…
Filistin…
Yetmedi Avrupa…
Sesi güzel olduğu için ısırık elma ile ödüllendirilen…
Fransız hizmetçi odası…
Kase kase çorbalar…
İlave su ile çoğalan çorba…
Wanted…
İstenmeyen Adam…
Geri çekilen pasha!
Çekilmek zorunda kalan pasha!…
Arkadaş olan arkadaş kalır…
Marş olmadan önce yazılmıştır…
Düz okuma yerine çapraz okuma başlamıştır…
Bitti bir solukta…
Bir kabza kafaya…
Bir mermi her yere…
Bir kurşun yarası, bir laf yarası…
Beethoven adı geçer…
Bir değil dokuz defa üstelik…
Yeşil ceket ile ses duyulmaz…
Alkış hiç…
Şark hizmetini, Paris banliyösünde tamamlayan…
İspanyolca konuşan ülkelerde değişim buraya gelir mi diye düşünülüyor…
İsteniyor desek daha doğru olur…
Yunanistan’dan gelen kravatsız meltem değil sadece yön değiştiren…
Kars ve Genç’ler!
At sırtında gidilen taş binaları örten kar kokusu cabası…
İmzasının güzelliği…
Sayfanın sonunda, sayfanın başında imza olur mu hiç…
Kurtuluş…
Kurtuluş…
Tatavla dese konu da bilmez bizim nesil…
Kurtuluş…
206’da biz varız…
208’de ben varım…
‘Son Ibıh’ var…
Ben oubykh diyorum ama o başka…
Koleksiyon…
Tespih…
Pipo…
Kartpostal…
Sandık dolusu…
Bir yatak üstünde…
Bir diz yerde…
Bir tespih elde…
İki dev arasında bir genç…
Genç…
500 DM
Avro olmadan çok önce…
Toptaşı Cezaevi…
Bir yaşam okulu…
Hacıbekir Lokumu…
Duvara dayanan itiraf etmiş…
Düzceli olduğunu…
Daha ne desin…
Lokum tıkmış ağzına…
Şirketi Hayriye Vapuru…
Kokan adamın kokusu…
Karaköy ile Kadıköy arasında koktu…
Tüm köylerde tüm tepelerde kokusu vardı kokan adamın…
Nargilede yaşam olduğu gibi…
Tüm elementlerin olduğu gibi…
Kokan adam kokuyu bilir…
Bit pazarlarında en iyisi ve ucuzu bulunur piponun…
Yüz yaşında yüzbir pipo…
Bana güvenmesini ve içki içmesini isterdim…
Sevdiği yere bir daha gitmesi ve duvarı arkasına alması gibi, bir değil iki defa benimle içki içmesini isterdim…
Metinsiz konuşmalar…
Hepsi üstelik…
Dinlesem yazardım…
O iki Ermeni Amca ile otursam onlar anlatırdı…
Arka…
Arkadaşlarına geçtim…
Bizler uykuda sevilen çocuklardık…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here