Oubykh Nal İzinde Haziran 2016

0
6

Dalkavuk Hanım…
DalkavQuk Hanım…

Eski bir mesleQk…
Eskiden adı olan, şimdi ise adı sânı olmayan meslek…

Efenim…
Efenim beklediğim romanı okumak için, üçlemenin önce ikincisini sonra birincisini okudum…
Yeter mi, yetmez tabii ki…
Sonra Çerkes Mahmut Paşa ile tanıştım…

Bir semâver çay içtim…
Demi az, demi çok…

Her defasında bardağın bittiği…

Arada bir kadeh aldığım da olmuştur…

SF Şarabı…
BA Tangosu…

Mühürdar…
Sonra az bir meyille çıkan Moda…

Nerden başlasam, nerden anlatsam…

Daha ben doğmadan bir sene önce Koçu yazmış…
Dalkavuklara konulacak narh…
Kuyruğu dışında kalmamak üzere bir fındıksıçanını ağzının içine kapatma: 400 para…

Alın buyrun burdan yakın…
Daha Cuma gecesi gördüm, öyle fındık mındık değil, kediden hallice, kafalarımız iyiydi o başka ama koca caddeden karşıdan karşıya geçti ekâbir bir şekilde…
Kedisiyle meşhur semtte bir babayiğit kedi çıkmadı ortaya, hepsi kız peşinde damlardaydı sanki…

Ah Koçu bir bitirebilseydi…
Bitirir dediğim de bitiremez artık…
İstanbul biter mi…

Eskisi ile yenisi ile bitmez…

Birinci Kitap ile başlıyor… Bu demektir ki en azından dört olacak…
Şimdiden diyeyim Mahmut Paşa’ya dördüncüyü bekliyoruz…
Benden demesi…

Ahtapot Osman…
Sağlık Müzesinde ilaçlanıp mumyalanmış gibi akvaryum camından bakarmış…

Vaktiyle dedem tüm müzeleri gezdirirken kapalı diye girememiştik, hem istiyor hem de korkuyordum girmeye…

Ahtapot Osman ile şimdi tanışmadan önce Kaş’ta bir selamlaşmıştık… Öyle uzaktan ama yakında değil…

İki yaşlı Moda’lı…
Akşam kahvelerini içerken sohbet ediyorlar…

Başka bir hikayeye aittir…

Eski yazıyla yazılmış…
Dalkavuk cinsinden bir hanım bulunacak!

Arayalım, bulalım el birliği ile…

Artık on aday mı olur, elli mi olur bilemem…
Eskiden bulması zormuş, şimdi çok…

Kölelere de bir laf atmış Spinoza…

Hititler…
Anadoluculuk olduğu için geçiyor tabii ki…
İzah ve İstihza nasıl İstanbul Hatırasına döndü bilinmez, bir ressam sayesinde elbet…
Bir fırça darbesi…
Telaş… Talaş…
Çok karışır…
Musahip…
Kurtarırmış…

Tam Hıdrellez Zamanı…
Gül dibine çizelim…
Toprağa damla düşünce silecek, hepsini…
Çizen bilecek sadece…



Tik tak, tik tak…
Tıkır tıkır çalışır saat…
Her bir tik taka bağlı, her bir tak tike bağlı…

Altı haneli telefonlar…
Sonra başına 3 geldi…
1 ile 5 geldi diğer tarafa…
Sonra 0 216, 3’ü karşıladı…
0 212, 1 ile 5’i karşıladı…

Boğa denize yakın bir söğüt altındaydı…
Hatırlarım…

Ahmet Mithat Efendi…
Yer alıyor elbet…
Kusurcu Kadın…
Mısır Paşası…
Mangal Maşası…
….
Cigara içmeye görsün…

Ateşe fazla yaklaşmayacaksın…

Osmanağa Camii’nden kaldırılmıyor artık…

Benim Nezahat kalsın, sizin Nihayet gitsin…

Siyah dolmuşların çalıştığı dönemler…
Siyah ile sarı yer değiştirdi, sayı değişmeden…

Avukat bilinen yere gitmiş…
Bildiğimiz yere…
Yine üç nokta…

Mazi Kalbimde Bir Yaradır…

BA gidince deneyeceğim…

DeSoto…
Eskidendi…
Şimdi hiç yok… Olsa binsek…
Hocaların hocası anlatmış…
Kıymete binmiş…

Şanzıman bulunmuş, hiç bulunmayacak bir yerden…
Bulucu…

Çaycı Nuridin’den bir bardak çay olsa içsek derken…
Kafkasya’da hocası var, diye türküsü geliyor aklıma…

Buralarda mektup olması muhtemel…
Çerkes Mahmut Paşa’yı tanıdığım zamanlar sanırım…

Haynape geçmez mi…
Elbet geçecek…
Bir değil, birden fazla üstelik…

Ubıh…

Bir de bana sorulan, vinekoş…
Üstelik demişimdir Çerkeslerde amcazâdelik yoktur…
Yoktur, öğrendiğimi söylemişimdir…
Malta…
Zindan var mı yok mu bilemem…
Tapınakları koruyanlar varmış…
Zindanları korumaya gerek var mı…
Mahkumları koruyanlar olduğuna göre…

Remington marka…
Saman kağıdı…
Seka kağıdı…
Bitmeyen mürekkep…
Mavi, Siyah, Kırmızı…
Üç renk, üç nokta gibi…

Aristo dolaşırmış anlatırken…
Ya öğrenirken…

Çerkeslerde bir söz vardır…
Sofrada geçen zaman ömürden sayılmaz derler…

Brandenburg…
Altı concerto…
Altı kitap gibi…
Üçü vardı, üçü yolda…

Hamamda Aziziye olunca hatırladım…
Yeldeğirmeni yolunda üstelik…
Bulucu’yu ararken üstelik…

Gazete dediğin yirmi dört saat yaşar…

En kıymetlisi olan kuş bokunu gönderiyorum…

Aslında evde açılsa daha güzel olur…
O zaman kınalı ceviz iyi gider…

Sıcak olmalı muhakkak…
Serin bir bardak su…
Belki güzel demli bir çay…

Bir dilimden fazlası olmalı…
Baklava dilimleri…
Açıları dar, açıları geniş…
İki kardeş gibi…

Efenim afiyet olsun…
Bu havalinin en lezizi buradadır…

Akide Şekeri…
Lokum…
Helva…

Bunları yanınızda giderken de götürürsünüz…
İsterseniz hediye de götürürsünüz…

Yemeden gitmeyin…
Bizim havalinin en lezzetli tatlısıdır…

Haberi geldi…
Oğlum dediğinden haber geldi…
Ricası var, oradasınız usulünce şarap için diyor…

Dans bitmez…
Müzik bitmez…
Şarkı bitmez…
Hikâye bitmez…

Bunlar bitmez ise, yazı bitmez…
Usulünce aktarılır…
Kuşaktan kuşağa…

Geriye hiç bir şey kalmaz…
Bina kalmaz…
Toprak kalmaz…

Anlatılanlar, anlatılırsa kalır…

Çok seyahat edemedi Dalkavuk Hanım…

Madrid’i görebildi…
Cervantes’in örülmüş duvarına yaslandı…
Güneşli bir gündü…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here