Özgüvenlerine sığınan kadınlar

0
12

 

Abzeh köyü olan Jajiy Hable (Bektaşağa), Sinop merkezine 22 km uzaklıkta… 2012 yılında Bektaşağa Kadın Dayanışma Derneği’ni kuran köy kadınları, 15 yaştan 75 yaşa uzanan skalada 11 kadının rol aldığı “Kadın Sığınağı” oyunuyla karşımıza çıktılar.

İlk olarak Sinop’ta sahneye çıkan grup daha sonra İstanbul’un farklı mekanlarında üç performans daha sergiledi. Oyundaki Fidan karakterini Sinop’ta Ebru Yavuz Sun, İstanbul performaslarında ise Ecem Ünsal canlandırdı.

Bektaşağa Kadın Dayanışma Derneği Başkanı Can Ergün ile derneğin çalışmalarını, tiyatro grubu kurulma safhalarını, sahneye hazırlanma süreçlerini konuştuk ve oyunda rol alan kadınlara duygularını sorduk.

“Derneğimizi kurarken hiç bir dilin, dinin ve ırkın kadın kimliğimize zarar vermemesi için karar aldık”

-Bektaşağa Kadın Dayanışma Derneği’nin başkanısınız. Hem sizi tanıyalım hem de 2012 yılında kurulan Bektaşağa Kadın Dayanışma Derneği’nin kuruluş safhalarını öğrenelim.
-1958 doğumluyum. Sınıf öğretmenliğinden emekli oldum. İstanbul’un çeşitli okullarında çalıştım.
15 yıl önce eşimle birlikte Sinop’un Bektaşağa köyüne yerleştik. Bektaşağa, annemin ve babamın köyüdür. Çerkes köyüdür ve Sinop’un gözde köylerinden biridir. Atalarımız 1864 yılında geldiklerinde buraya yerleşmişler. Ancak köyde yaşayanların büyük bir kısmı okumaya gidince köyle bağlantılarını koparmış ve yerlerini başkalarına satmışlar. Şimdi hala Çerkes köyü olarak anılsa da nüfus dengesi yavaş yavaş değişiyor. Köyümüzde ayrıca Türkler, Gürcüler ve Lazlar da var. Son yıllarda, emekli olanların geri dönüş yapması gelecek için yeniden umut vermeye başladı.
Gelelim derneğe, öğretmenlik yaparken de buraya yerleşince de kadınları gözlemleme şansım oldu. Kadınların içlerine kapanmalarına (maalesef artık daha fazla), kendilerini ikinci sınıf vatandaş olarak görmelerine dayanamıyordum. Ayrıca bizim köy diğer Karadeniz köyleri gibi dağınıktır. Bu nedenle birbirimizle ilişkimiz hiç yoktu. Hem kadın mücadelesi başlatmak ve hem de iletişim sağlamak amacıyla düşüncelerimi paylaştım. Bütün arkadaşlar çok olumlu karşıladılar. Hatta erkekler bile desteklediler. Böylece derneğimizi kurduk. Derneğimizi kurarken hiç bir dilin, dinin ve ırkın kadın kimliğimize zarar vermemesi için karar aldık. Buna zarar verecek herhangi bir kurum, kuruluş ve kişilerden yardım almadık. Elbette bir sürü sıkıntımız var. Ve daha çok yeniyiz. Ama güçlükleri köylülerimizle birlikte aşıyoruz. Bu dernekle birlikte köyde bir dayanışma ruhu gelişti.

“İzin makamdan alınır, koca bir makam değildir, hayat arkadaşıdır”

-Derneğin kaç üyesi var ve ne gibi çalışmalar yapıyor?
-Derneğimizde şu anda 50 kadın üye var.Derneğimizin kuruluş amacını üçe ayırdık.
Birincisi: Köy kadınlarının birlik ve dayanışmasını sağlamak. Bunu başardık. Erkekler dahil hep birlikte mücadele ediyoruz. Bu sayede kadınlar güçlerinin farkına varıyorlar. Artık “Kocam ne der, babam kızar, ama abim” cümlelerinden yavaş yavaş uzaklaşmaya başladık. “Kadın isterse kimseden izin almak zorunda değildir”, “ İzin makamdan alınır, koca bir makam değildir, hayat arkadaşıdır” cümlelerinin altını sürekli çiziyoruz.
İkincisi: Derneğimizi atölyeye çevirmek. Köy ürünlerini imece usulü üreterek “Bektaşağa Kadın Dayanışma Derneği”ni marka haline getirmek ve ürünlerimizi piyasada pazarlamak istiyoruz. Böylece köy kadınlarının ve sonrasında tüm köyün sigortalı olarak iş sahibi olmasını sağlamak amacımız. Bunu yavaş yavaş hayata geçirmeye başladık. Bu yıl daha organize olarak ürünlerimizi yapacağız (makarna, salça, biber tuzu, mantı, tarhana vb). Hatta tanıtım günleri ve fuarlara da katılmayı planlıyoruz.
Üçüncüsü: Kültür seviyemizi bir üst seviyeye taşımak. Köyümüzden bir arkadaşımız film izlememiz için projektör hediye etti. Filmlerimiz hazır, artık izlemeye başlayacağız. Yine bir arkadaş 200 kadar kitap hediye etti. Okuma günleri başlatırız diye umuyorum. Geziler yapmayı planlıyoruz.
Bugüne kadar neler yaptığımıza gelince: Öncelikle Halk Eğitim Merkezinden kurs açtırıyoruz. Böylece kadınlar bir araya gelebiliyoruz. El becerisi kazanıyoruz. Şimdiye kadar ahşap boyama, bilgisayar, kitre bebek, takı, örgü gibi kurslar açtırdık. Burada ürettiklerimizi yavaş yavaş satmaya başladık. Bilgisayar kullanmayı öğrendik.
Kadın meselelerine de kafa yorduk. Kadın ve çocuklara yönelik taciz, tecavüz ve istismarla ilgili olarak Sinop’ta bulunan tüm sendika, dernek, partilerin kadın kolları, valilik ile Aile ve Sosyal Politikalar Müdürlüğünü ziyaret ettik. Yaptıkları çalışmaları dinledik, bilgi alışverişinde bulunduk ve toplumun dikkatini çekebilmek için basın açıklaması yaptık. Aile ve Sosyal Politikalar Müdürlüğünden sunumlar aldık. Sinop’un ensest ilişki ve aile içi şiddette üst sıralarda yer aldığını öğrendik.

“Aile İçi Etkin İletişim”

Sinop Üniversitesi Sağlık Meslek Yüksek Okulu ile işbirliği yaparak öğrencilerin toplum sağlığı stajlarını köyde yapmalarını sağladık. Böylece köyde her aile yapısı ile ilgili bir birikimimiz oldu. Buradan yola çıkarak yine üniversite ile birlikte “Aile İçi Etkin İletişim” başlıklı bir proje geliştirdik. Bu projeyi başta İçişleri Bakanlığı olmak üzere birkaç yere gönderdik. Henüz sonuç alamadık ama peşini bırakmış değiliz. Maddi destek bulabilirsek bu konunun üzerine gideceğiz. Bu projeyi önemsiyorum çünkü bu proje dar bir gruptan başlayarak şiddet ve aile içi iletişim için tarama, anket ve grup terapisi, yazılı ve görsel sunumlar gibi çalışmaları içeriyor.
Başarı sağlandığı takdirde bu çalışmalar geniş alanlara da yayılabilir. Böylece gerçek fotoğraf görülebilir. Fakat bu projeye Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın ilgi göstermemesi bizi üzdü. Halbuki tam da onlarla birlikte çalışılacak konuydu.

“Aralarında hiç tiyatroya gitmemiş kadınlar da var. Hatta küçük bir topluluk karşısında bile konuşmamış olanlar da”

-Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu, Yaraş Kadınları Tiyatro Topluluğu gibi benzer örnekler var. Tiyatro topluluğu kurulması kararı nasıl alındı ve neler yapıldı? Oyuncuların tamamı amatör mü? Kaç oyuncu var ve kaçı Çerkes?
-Dernek kurulduğundan beri bir tiyatro çalışması istiyorduk. Ama çalıştıracak kişi bulamıyorduk. Ben aynı zamanda Sinop Nükleer Platformu’ndayım. Orada Mine Batur’la karşılaştık. O da benim gibi sonradan Sinop’a gelenlerdenmiş. Alanya’dan gelmiş. Orada profesyonel olarak tiyatroda oynuyormuş. Sinop’ta bu uğraşını devam ettirecek ortam arıyormuş. Köy kadınları ile neden olmasın dedik. Arkadaşlara söyledim. Çok olumlu baktılar. Böylece başladık. Baştan söyleyeyim, Mine Hocamızın hakkını ödeyemeyiz. Bir gün bile şikayet etmedi. Tiyatro çalışmalarımız için her gün köye gelip gitti. Fedakarlıkları unutulmaz.
Grubun tamamı amatör. İçimizden 3’ü Çerkes, 4’ü de Çerkeslerle evli.

-Tuncer Cüceloğlu’nun eserini seçme fikri kime aitti? Oyuna hazırlanma süreciniz nasıl geçti?
-Önce sadece kadınların oynayacağı oyun olsun dendi. ‘Kadın Sığınağı’nı okuyunca hepimizin dikkatini çekti. Hem sadece kadınlar oynuyordu hem de kadına şiddetin her halini anlatıyordu. Herkes kendi rolünü seçti. Okumalarla işe başladık. Sonra ezber, hareketler, dekor, kıyafetli çalışma ve sahne provaları. Şunu fark ettik ki her aşama çok önemliymiş. Her aşamaya geçişte yeniden başa döndük. Oynayacağımız role girmek zormuş. Ben toplum karşısında konuşmaya alışığım ama kendim olarak…
Hatun karakterinde oynayan Şirin Hocam hariç oyuncularımızın hepsi köyde yaşıyor. Çoğu ev kadını. Aralarında hiç tiyatroya gitmemiş kadınlar da var. Hatta küçük bir topluluk karşısında bile konuşmamış olanlar da. Kelimelerin doğru okunuşu, vurgular, doğru nefes, vücut dili… Bunların hepsini çalışıyoruz.
Tabi bu arada biz köyde yaşıyoruz. Hemen hepsinin hayvanları, tarlaları, çocukları, eşleri var. Çalışmaya nisan ayında başladık. Ekim ayında da sahneye çıktık. Bu aylar köy işlerinin en yoğun olduğu dönemlerdir. Toprağın sürülmesi, sebzelerin dikimi, otların temizlenmesi, sulanması, çıkan ürünlerin değerlendirilmesi gibi süreçler… Yazın gelenimiz gidenimiz de olur. Bütün bu yoğunluk içinde kimse bir gün bile şikayet etmedi. Ailelerimiz de bizi destekledi. Çok mutlu ve eğlenceli bir çalışma dönemi geçirdik. Sinop’ta oyunumuzu sergilerken 450 kişilik salon tıklım tıklım doluydu. Oyun bitince aldığımız alkış ve güzel tepkiler bütün yorgunluğumuzu aldı götürdü.
Bütün bunların yanında oyunun yazarı Tuncer Hocamıza da özel teşekkür etmek istiyorum. Her anımızda bize rehberlik etti. Desteğini esirgemedi.

“Bir annenin çocuğuna söylediği ‘Sütümü helal etmem’ cümlesi en ağır şiddettir mesela”

-Sahnelediğiniz “Kadın Sığınağı” oyunu kadını, şiddeti, özlemi ve çaresizliği adeta haykırıyor seyirciye. Sosyal medyada Çerkes kadınların böyle bir oyunda yer almaları konusunda “Çerkeslerde şiddet yoktur” gibi eleştiriler de yer aldı. Buna dair düşüncelerinizi anlatır mısınız?
-Evet oyunumuz şiddetin her halini anlatıyor. Kadının kadına şiddeti, kadının erkeğe şiddeti, annenin çocuğa çocuğun anneye şiddeti, töre şiddeti… Yazar Tuncer Cücenoğlu sığınma evlerini dolaşarak gerçek yaşam öykülerinden oluşturmuş oyunu. Yani tamamı gerçek.
Bana göre şiddet şekli ne olursa olsun şiddettir. Şiddetin kadını, erkeği, okumuşu, makam sahibi, ırkı yoktur. Şiddeti uygulayan insanlar vardır ve bir de uygulanmasına izin verenler. Tabii bu izin ikili ilişkiler için geçerli. Toplumsal olaylardaki şiddet kişileri aşar çünkü. Örneğin savaşlarda şiddeti engelleyemezsiniz.
Bir de şiddetin adını koyalım. Adı konmayan şeyi tedavi edemezsiniz çünkü. Şiddet nedir? Bir annenin çocuğuna söylediği “Sütümü helal etmem“ cümlesi en ağır şiddettir mesela. Erkeğin kadına, kadının erkeğe uyguladığı özel hayata müdahale de şiddettir. Gelinle kaynananın birbirine müdahalesi de. Dayak şiddetin görünür yüzüdür sadece.
Sosyal medyada konu tartışılıyorsa ne güzel. Doğruya ulaşmanın en iyi yolu tartışmaktır. Bunu sosyal medyada değil de gerçek ortamda tartışabilsek ne iyi olur. Orada da gerçek yaşamlar anlatılsa mesela.

“Sinop’ta nükleere, Yırca’da zeytin ağaçlarına, Burdur’da kuruyan göllere dair farkındalık yaratmak”

-Sizin ayrıca çocuk kitaplarınız var. Köstebek üzerinden masallar yazmışsınız. Yazmaya nasıl karar vermiştiniz? Kaç kitabınız var?
-Oğlum gazeteci ve yayıncıdır. Kendi çocuğu da olunca Türkiye’ de çocuk kitaplarındaki boşluğu daha fazla hissettik. Böylece Köstebek Yayınevi fikri çıktı ortaya. Yayınevimiz daha çok yeni. Köstebek ise bir karakter olsun istedik. Yurdun değişik yerlerinde sorunlara değinsin. Çocuklarda farkındalık yaratsın. Sinop’ta nükleere, Yırca’da zeytin ağaçlarına, Burdur’da kuruyan göllere vs… Şimdilik iki kitabımız basılmak üzere hazır. Önce “Köstebekle Öğreniyorum” serisini çıkarttık. Daha sonra “Kim Demiş ki Ben Yapamam” adı altında bir kitap daha bastık. Cumhuriyet Türkiye’sinde öncü kadınları anlatıyor. Kitapta özel çizimlerle 41 kadını 36 kadın anlatıyor. Kitap 9 yaşla 14 yaş arasını hedeflese de bence her kadının ve özellikle kız çocuklarını okuması gerekir.
Kağıt fiyatlarının uçtuğu, okuyan sayısının hızla düştüğü günümüzde zor bir iş başarmaya çalışıyoruz yani.

“Dayanışmayı iliklerime kadar hissettim”

-Bektaşağa Kadın Dayanışma Derneği ve bünyesindeki tiyatro topluluğunun başka projeleri var mı?
-Bektaşağa Kadın Dayanışma Derneği ve tiyatro ekibi olarak hayallerimiz çok. Ben bir oratoryo istiyorum mesela. Yönetmenimiz Mine Batur da komedi.
Tiyatro grubu olarak yurtdışına da gitmek istiyoruz. Dernek olarak değişik yerleri gezmek oraların kültürlerini incelemek istiyoruz. Bu sene köyümüzde bir festival neden olmasın? Maddi olarak desteğe ihtiyacımız var, bunun yollarını da arıyoruz. Ama çok da dert etmiyoruz doğrusu. Köy ve köylüler olarak dayanışmamız bütün zorlukları aşacaktır. Hepsine tek tek teşekkür ediyorum. Bu tiyatro çalışmamızda bize destek olan İstanbul’daki tüm hemşerilerimize nasıl teşekkür ederim bilmiyorum. Birlikte olmayı, dayanışmayı iliklerime kadar hissettim. Bizi kadın-erkek, başörtülü-başörtüsüz, Alevi- Sünni, Türk-Kürt diye ayırmaya çalışanlar ayıramayacaklar. Bunu gördüm ben. Biz bütün olmayı öğrenmişiz bir kere.

“Erkek meselesi değil sistem meselesi”

-8 Mart Dünya Kadınlar Günü için bir mesajınız olabilir mi?
-Kadınların siyasal ve sosyal alanda söz sahibi olmalarının yolu ekonomik özgürlükten geçiyor. Ekonomik özgürlük yolunda ilerlerken de cinsiyet ayrımcılığına, emeğin sömürülmesine izin vermemek gerekiyor. Bu özel günü bunları vurgulayarak, içeriğini boşaltmadan kutlamalı. Haklarımıza sonuna kadar sahip çıkmalıyız. Günümüz Türkiye’sinde kadınlar her geçen gün ekonomik ve sosyal yaşamdan el etek çektirilerek eve kapatılmak istenmektedir. Bunun için bu gün daha anlam kazanmaktadır. Daha fazla ses çıkarılmalıdır. Aslında bu, kadın erkek meselesinden daha çok bir sistem meselesidir. Bunu da özellikle belirtmek isterim.

-Zaman ayırdığınız için teşekkürler. Başarılar diliyoruz Bektaşağa kadınlarına…
-Biz teşekkür ederiz. Emeği geçen herkese teşekkür ederim. Bu yolculuğa beraber çıktığımız arkadaşlarımıza da ama en çok da bu zorlu süreçte bizi yalnız bırakmayan eşlerimize ve çocuklarımıza özel teşekkürler.

***

Mine Batur (Yönetmen)
Alanya Güzel Sanatlar Akademisi Belediye Konservatuarı’nı bitirdikten sonra Alanya Şehir Tiyatrosunda oyuncu olarak tiyatro hayatına başladı.
Sinop’ta yaşamaya başladıktan sonra çalışmalarına Bektaşağa Kadın Dayanışma Derneği ile devam etti.

Melahat Kandemir (Dudu Kadın)
B
-Bu oyunda oynamak nasıl etkiledi: Tiyatroda oynamak öz güvenimi arttırdı. İnsanlarla olan iletişimimi geliştirdi. Hayata daha olumlu bakmaya başladım.
-Oynadığı karakter nasıl etkiledi: Rolde kendi yaşantımdan kesitler buldum. Ama insanlar için kötü cümleler kurmak bana göre değil.
-Yakınları ne dedi: Hepsi olumlu karşıladı. Beni teşvik etti. Özellikle öğrencilerimden aldığım övgüler beni çok mutlu etti.

Ecem Yavuz (Zilfo)
2003 doğumlu, lise öğrencisi
-Oynamak nasıl etkiledi: Aralarında en küçük oyuncu benim. Büyüklerle iletişimim olumlu yönde gelişti. İlerde de oyunculuk yapmayı düşündüğüm için bu oyun bana tecrübe kazandırdı.
-Oynadığı karakter etkiledi mi: Oynadığım rol kendi hayatımla ve yaşadığım yerle ilgili çok ters olduğu için başta adapte olmakta çok zorlandım. Ama daha sonra empati kurdum ve bu tür olayların günümüzde ne kadar ciddi derecelere vardığını daha iyi anladım. Canlandırdığımız rollerin gerçek hayatta da karşılığı olması insanlık açısından gerçekten üzücü, bunu bir kez daha anladım.
– Yakınları ne dedi: Önce kimse ciddiye almadı. Ama oynayınca çök olumlu tepkiler aldım. Herkes sıkılmadan izlediğini söyledi. Sahnedeki o gururu (özellikle selam verirken) hiçbir şeye değişmem. Selam verirken bütün emeklerimizin karşılığını aldığımızı düşündüm. Duygulandım.

Ecem Ünsal (Fidan)
Kadın Sığınağı oyununda canlandırdığım Fidan, annem Güllü ve diğer tüm kadınlar sayesinde bir kere daha maddi imkanları yetersiz ve eşinden eziyet gören, “kadın” olduğu için yadırganan insanların yaşadığı zorluklar, “Bir şeyler yapmalı, bu haksızlığa son vermeli” hissiyatını uyandırdı. Evet zor durumda olan kadınlarımız var, ama gerek tiyatroyla gerek elimizdeki imkanlarla onlara “sığınak” olmamız, bu durumu sonlandırmak için çabalamamız gerekiyor. Ancak o zaman insan olabiliriz.
Tiyatroyla 8 yaşımdan beri birlikteyim. Kendimle tiyatroyu bütünleştirdiğim için meşakkatli olsa da kırmızı perdesiz bir hayat düşünemiyorum. Kadın Sığınağı benim için unutulmaz bir tecrübe oldu. Oradaki kadınların psikolojisi beni derinden etkiledi. Kadınların zor yaşantıları üzücü olsa da hayatımızın bir gerçeği haline gelmiş… Uzun süre canlandırdığımız kadınların etkisinde kalacağım gibi görünüyor. Umarım kadınlar hak ettikleri yaşama kavuşurlar, kimseye mecbur kalmadan yaşayabilirler. Yoksa gerçek bir toplum olmamız imkansız.
Kadın hakları savunucusu bir aileye mensup olduğum için aile ve akrabalarımdan olumlu geri dönüşler aldım. Oyunu izleyen arkadaş çevrem de kadınların hayatlarından en az benim kadar etkilendiklerini dile getirdiler.

Şirin Özbilen (Hatun)
1949 doğumlu, emekli öğretmen
Ben kızını eliyle törenin kucağına gönderen, çaresiz, iki arada bir derede kalan anneyi oynuyorum. Rolüm karakterime tamamen ters ve çok etkisinde kaldım. Gerçek hayatta böyle bir şey asla yapamazdım. Beni etkiledi mi? Evet… Böyle anne olmaz olsun. Kızını koruyacakmış gibi yaklaşıp, onu kurşunlara hedef göstermek… Benim annelikten anladığım bu değil.
Yakınlarım beni çok başarılı buldular. Gerçi öğrencilik ve öğretmenlik yıllarımda da tiyatro yaptım. Vatan yahut Silistre, Buzlar Çözülmeden gibi oyunlarda oynadım. Ama bu bambaşka bir duyguydu. Sinop’tan kalkıp Bektaşağa köyüne gitmek, her yaş grubundan köy kadınlarıyla özveriyle ve bıkmadan usanmadan çalışmak… Anlatılamayan bir hazdı.
Ve sonunda perde! O alkışlar özverili çalışmamızın, emeğimizin karşılığı olan alkışlar. Çekinerek başladığımız bir mücadeleden, başarıyla çıkmak.
Teşekkürler Mine Batur hocam. Teşekkürler Can Ergün Atabek hocam. Teşekkürler Bektaşağa Kadın Dayanışma Derneği’nin cesur kadınları. Beni de aramıza alıp, 70 yaşımda yeniden sahne tozu yutturduğunuz için. Bu yaşta da insanların bir şeyler yapabileceğini bana gösterdiğiniz için…

Gülay Yavuz (Güllü)
1968 doğumlu, ev hanımı
-Bu oyunda oynamak nasıl etkiledi: Gelecekteki hayatıma farklı bir pencereden bakmamı sağladı. Özgüvenim arttı. Ayakları yere daha sağlam basan bir birey oldum. Ve en güzeli vücut dilimi doğru kullanmayı, doğru nefes almayı ve kelimeleri doğru telaffuz etmeyi öğrendim.
-Oynadığı karakter etkiledi mi: Kendi hayatımı yansıtmamakla beraber empati kurarak Güllü’nün neler yaşadığını algıladım. Buradan çıkardığım en önemli ders: Kadınların ekonomik özgürlüğü olmalı. Ve kızlar okumalı, okumalı, okumalı…
-Yakınları ne dedi: Hiç tanımadığım insanların araması, güzel dileklerde bulunması, tebrik etmesi beni çok mutlu etti.

Ebru Yavuz Sun (Fidan)
İlk başta “tiyatro meşakkatlidir” düşüncesi ile üstesinden gelemeyecekmişim hissine kapıldım. Çalışmalara başladığımda zaman çok kısıtlıydı, heyecan ve tecrübesizlik beni panikletmişti. Tüm bu tempoya rağmen ekip arkadaşlarımın enerjisi ve başaracağız motivesi hiç düşmedi. Çalıştıkça sahne daha da eğlenceli hale gelmişti. Sahne günümüz geldi çattı… Perde arkasında oyuna dakikalar kala tüm o sakinliğim, sahneye alıştım hisleri gitti ve tekrardan heyecan bastı. İlk 10 dakika dizlerim titredi.
Ve perde açılmıştı. Oyun bittiğinde ayakta alkışlandığımızı gördüğümde anladım ki biz çok güzel ve özel kadınlarız.

Can Ergün (Nazan)
1958 doğumlu, emekli öğretmen
-Oyunda oynamak nasıl etkiledi: Bu oyun hayatıma renk kattı. Birçok insanla iletişim kurmama neden oldu. Tiyatroyu, tiyatrocuları ve yaşadıkları zorlukları daha iyi anladım.
– Oynadığı karakter etkiledi mi: Arkadaşlarım bu rolü bana çok uygun buldular. Evet ikimiz de dernekçiyiz. Yerimizde duramıyoruz. Ama o kadar. Nazan karakteri kendisi olamamış hiç. Kocasının parasıyla var olan bir kadın. Aslında var olmayan evliliğini bitiremeyecek, sözüm ona “rahatını bozamayacak” kadar korkak. Maalesef böyle birçok kadın var etrafımızda.
-Yakınları ne dedi: Kimse şaşırmadı. Herkes destek oldu. Çok olumlu tepkiler aldık.

Filiz Cicibaşoğlu (Deniz) 1963 doğumlu, ev hanımı
-Bu oyunda oynamak nasıl etkiledi: Öncelikle tiyatroda oynamak bana özgüven sağladı. Hayata bakışım değişti. Köyde yaşayan arkadaşlarımın hem bağ bahçe yapması hem de itinayla provalara katılması ve oyundaki performansları bana tiyatronun eğitici yanı olduğunu gösterdi. Hayata karşı, insanlara karşı farkındalığım arttı. Daha objektif olmayı öğrendim. Tiyatro bilindiği gibi ekip çalışması. Provalarımızda birlik, beraberlik, yardımlaşma gibi duyguları da paylaştık.
-Oynadığı karakter etkiledi mi: Deniz’in patronuna karşı dik duruşunu, işi bırakmasını çok yerinde bir davranış olarak gördüm.
-Yakınları ne dedi: İlk duyduklarında çok da tepki vermediler. Daha sonra hepsi benimle birlikte heyecanlandılar. Kararlı olmamı memnuniyetle karşıladılar. “Sen aklına koyduğunu yaparsın” dediler. Hepsinin çok desteğini gördüm.

Remziye Gümüş (İzmirli)
1964 doğumlu, ev hanımı
-Bu oyunda oynamak nasıl etkiledi: Oynarken çok güzel duygular yaşadım. Başarılı olunca daha da etkilendim. Bu duygu anlatılmaz yaşanır ancak.
-Oynadığı karakter etkiledi mi: Çevremde de böyle karakterler var. Bu durum beni üzüyor.
-Yakınları ne dedi: Hepsi çok destek verdi. Tebrik ettiler. En büyük desteği eşim ve çocuklarım verdi.

Fisun Akay
(Psikolog Serap)
1966 doğumlu, ev hanımı
-Oyunda oynamak nasıl etkiledi: Tiyatro monoton hayatıma renk kattı.
-Oynadığı karakter etkiledi mi: Serap karakterini oynadığımda etrafımdaki olayları hiç fark etmediğimi algıladım. Çok zor durumda olan kadınlarımız varmış. Şimdi insanlara farklı açıdan bakmayı öğrendim.
-Yakınları ne dedi: Herkes çok beğendi. “Roller herkese tam oturmuş” dediler.

Meliha Özkaptan (Cezayir)
1964 doğumlu, ev hanımı
-Bu oyunda oynamak nasıl etkiledi: Özgüvenim arttı. Yalnızlığımdan kurtuldum. Toplum içine çıkmaktan artık korkmuyorum. Düşüncelerimi aktarmaktan korkmuyorum.
-Oynadığı karakter etkiledi mi: Ezilen ve zorla kapatılan kadınları daha iyi anladım. Herkesten olumlu tepkiler aldım. “Senden bunu beklemezdik” dediler. Herkes destekledi.

Gülhan Aydemir (Zeynep)
-Bu oyunda oynamak nasıl etkiledi: Beni çok mutlu etti. Kendimle barışık oldum. Daha pozitif bakıyorum hayata. İnsanlarla ilişkim olumlu anlamda gelişti. Bir yere girerken çekinirdim. Kendime güven geldi. Evde de ailemle daha pozitif bir ilişkim oluştu.
– Oynadığı karakter etkiledi mi: Müdür olmak bana özgüven kattı. Ama sert bir müdür olmak mizacıma uygun değildi. Beni zorladı. Dayak bana ters… Dayak yiyen bir müdürü oynamak canımı sıktı.
-Yakınları ne dedi: Etrafımdakiler destekledi. Önce olumsuz bakanlar bile artık destekliyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here