Türkiye Çerkesleri Birliği

0
30

Meliş Fethi Özlü

General İsmail Berkok’un cümleleriyle başlamak istiyorum. Ünlü tarihçimiz 1958 yılında yayınlanan Tarihte Kafkasya eserinde; “Kafkasya hakkında en doğru eserler ancak Kafkasyalılar tarafından yazılabilir. Zira dil, anane, görüş ve duyuş gibi esere canlılık verecek olan unsurlar, ancak Kafkasyalılar’da bulunabilir. Ayrıca, haleflerimizin boşluklarını doldurmalarını ve zinciri temadi ettirmelerini temenni ediyorum. Bu zincirin gösterdiği istikameti takip edecek olan Kafkas evlatları, kim bilir belki de bir gün atalarının uğruna seller gibi kanlar akıttıkları emellere kavuşacaklardır” der.
Ünlü araştırmacı Max Müller de Çerkesleri, kendine özgü medeniyet yaratmış dört milleten birisi olarak görür. Ancak biliyoruz ki, Batılıların ve araştırmacıların dikkatini bu yönüyle çeken Çerkeslerin %90’ı diasporada yaşamakta, dağıldıkları coğrafyalarda -hatta Anavatan’da dahi-varlıklarını zorluklarla sürdürmeye çalışmaktadır.
Bu nedenle, hepimizin kabul ettiği gibi, anavatandaki ve diasporadaki Çerkes toplulukları arasında kültürel, siyasi ve ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesi gereklidir. Dört bir coğrafyaya dağılmış halklarımızın mevcut ortak hafıza ve mitlerle, yaşanmışlıklardan beslenen kültürleri ve siyasi varoluşları, ne yazık ki yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Ortak bir vizyonun geliştirilmesi ve sahiplenilmesi, her zamankinden daha önemli hale gelmiştir.
Bu ortak vizyon ise; anavatan Kafkasya ile “doğrudan ve politik olarak doğru” ilişkiler içinde olunması, “haklarımızın ve haklı taleplerimizin savunulması”, “elde edilen haklarımızın korunması ve geliştirilmesini sağlamak üzere uyum ve dengeli biçimde birlikte davranılması” olmalıdır.
Söz konusu ortak vizyonun hayata geçirilmesinde ise, gerek Anavatan’a coğrafi yakınlığı, gerekse diasporadaki en büyük topluluğu oluşturması nedeniyle Türkiye’deki Çerkeslere büyük sorumluluklar düşmektedir. Nitekim bu nedenle, diğer diaspora coğrafyalarında yaşayan soydaşlarımız ve örgütleri, Türkiye Çerkesleri’ni, bir ortak vizyonun oluşturulması ve hayata geçirilmesi açısından öncü olarak görmekte ve faaliyetlerini örnek almaktadır.
Diğer yandan her ne kadar coğrafi açıdan farklı mekanlara dağılmış, politik açıdan farklı tercihlere bürünmüş olsalar da, diaspora topluluklarının “ortak bir kimlik altında buluşma refleksi” her zaman vardır. Sahip oldukları ortak tarih ile hafıza, yaşanmış ortak acılar, paylaştıkları köklü ortak kültür, en önemlisi de “yok olma endişesi”, örgütlü bir sivil toplum hareketine kanalize edilmesini zorunlu kılmaktadır.
Ortak kimliğimizin demokratik kazanımlarını genişletecek ve geleceğimizi yönlendirecek ortak vizyon ise; ancak etkin ve güçlü bir sivil toplum hareketi ile belirlenebilir ve hayata geçirilebilir. Bunun için ise, “kuruluşlarımızın ve söz edenlerin”, öncelikle, içinde barındırdığı günümüz politik koşullarında daha da ağırlaşan olumsuzluklardan, (xabze kültürüne yakışmayan ağır eleştiriler, farklı görüşlerimizin buluşabileceği ortaklıkları öne çıkarmak yerine, farklılıkları öne çıkarmaktan, kişisel güç ilişkilerinin sağlayacağı menfaatler peşinde olmaktan ve benzerlerinden, kutuplaşmalardan, dışlayıcı ve ötekileştirici söylemlerden) kurtulması gerekmektedir.
Bir başka deyişle, toplum olarak ortak kimliğimiz etrafında buluşarak, haklı demokratik taleplerimizi meşru zeminlerde dillendirebilmek için, birbirimizi neredeyse nefret söylemi içinde anmamıza ve kutuplaşmaya neden olan negatif tutumları terk etmeli, bu türden anlayışlardan kurtulmalıyız. “Biz”im değil, bir “biz”den söz edebilmemizden hoşlanmayan, bunun da aslında engellemek isteyenlerin işine yarayacağı akılda tutulmalıdır.
Özetle, tarihten gelen ve günümüze taşınan haklı taleplerimizin doğru ve çağdaş bir yapı içerisinde, etkili bir sivil toplumu örgütü vasıtasıyla, farklılıklarımızı yok saymayan ancak ortak kimliğimizi ve çıkarlarımızı öne çıkaran bir birlik ve beraberlik anlayışı içerisinde bu güne aktarılması, gündeme oturtulması ve gündemde tutularak gereği için ortak biçimde hareket edilmesi gerekmektedir. Bunun en önemli parçası da, ortak kimlik bilinci içinde günümüzü, geçmişimizi temsil eden kurumlarımıza ve yürüttükleri faaliyetlere sahip çıkılması, emek verenlerin emeklerine saygı gösterilmesidir. Ortak varlıklarımız olan kadrolardan, kuruluşlarımızdan azami fayda sağlanarak yola devam edilmelidir.
Geçmişte olduğu gibi bugün de medeni dünyanın saygı duyduğu bir “bizden” söz edebilmeyi sağlayan binlerce yıllık kültür birikimimizle dokuduğumuz ortak kimliğimiz ancak böyle korunabilir. Bu ortak kimliğimizin denge ve ahenk içinde sürdürülebileceği çatı KAFFED’dir. Bu kuruluşumuza da önemli ve özel görevler düşmektedir. Bu bağlamda KAFFED’in kapısı tüm Çerkeslere açık tutulmalı, hak arayışı yolundaki yürüyüşe destek vermek isteyen herkese açık olmalıdır.
Tarihimiz ve bugün, diasporada içinde bulunduğumuz politik koşullar, aramızdaki farklılıklar ne olursa olsun birlik, beraberlik ve ortak akıl içerisinde hareket etmeyi tavsiye etmekte, meşru ve demokratik zeminlerde yürütmek durumunda olduğumuz var olma mücadelesinin gerektirdiği güç burada yatmaktadır. Aksi halde, kaybedeceklerimizin faturası çok ağır olacaktır.
Belirttiğim bu hususlar ışığında öncelikli önerim, toplumumuzun thamatelerinin, kanaat önderlerinin, farklı kesim temsilcilerinin, kuruluşlarının belirli aralıklarla bir araya geldiği buluşmaları gerçekleştirecek bir “heyetin” (Türkiye Çerkesleri Birliği) kurulmasıdır. Böylelikle, bir yandan içinde bulunduğumuz sorunlara dair saptamaların dinamik ve katılımcı biçimde yapılabilmesi mümkün olacak, diğer yandan bunlara yönelik olarak yapılması gerekenler konusunda kararlar alınarak, anlık, haftalık, yıllık mutabakatlar sağlanarak bunların uygulamaya geçirilmesi, yapılanların denetlenebilmesi gibi, zaten kültürümüzde olan gelenek yeniden, ancak daha etkin ve çağdaş bir görünümle canlandırılmış olacaktır. “Danışacak birini bulamaz isen, kalpağını önüne koy, ona danış” Çerkes atasözünü hatırlatırım.
Rahmetle andığım merhum General İsmail Berkok’un Tarihte Kafkasya eserinden alınan şu cümlelerle ve Adigey Cumhurbaşkanı Sayın Kumpil Murat’ın sözleriyle bitireyim.
Berkok; “Hâlbuki Kafkasyalılar şimdiye kadar bu hususta lüzumu kadar gayret ve himmet göstermemişlerdir. Kültür vaziyeti, mahkumiyet ve muhaceret gibi keyfiyetlerin bu sukuta müessir olduğu şüphesizdir.”
Kumpil Murat; “Kardeşlerim, kız kardeşlerim, Adigey Cumhuriyeti’nin 28. yılı dolayısıyla mutluluk duyuyor ve kutluyorum. Adigey bizim toprağımız olduğu kadar sizin de vatanınız. Siz de buranın kalkınması için çalışıyorsunuz. Başka ülkede yaşasanız da köklerinizin Adigey vatanında olduğunu unutmuyorsunuz. Dilinizi koruduğunuz için tarihinizi de unutmuyorsunuz. Bu durum bizi çok sevindiriyor ve gururlandırıyor. Cumhuriyetin daha da ileriye gitmesini, vatanımızın zenginleşmesini, dilimizin ve adetlerimizin yücelmesini diliyorum”.
Naçizane ben de şöyle diyorum; “Dernek, federasyon ve vakıflarımız bu kadar çok iken ve elimizdeyken kederlenemeyiz, anavatandaki ve diasporadaki soydaşlarımızı üzemeyiz.”
Saygılarımla.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here