Çerkes ezgilerinin peşinde Yevaz Zuber

0
128

Nalçik’teyiz. Güneşli ama soğuk bir gün. Hatokşokho Gazi Adige Dil Derneği’nden arkadaşımız Kıp Gupse’nin, şıkepşıne’yle ilgili çalışmalarına dair haberdar ettiği, yayımlandığı gibi bize kitabını ulaştırdığı ve hatta buluşmamıza da aracılık ettiği Yevaz Zuber (Зубер Еуаз) ile atölyesinde tanışıp sizler için söyleşi yapacağız. Bzabza grubundan Apsova Diana (Диана Апсова) ile atölyede karşılıyorlar bizi.
Sohbet anadilde… Bittiğinde hem enstrümanların bulunduğu salonu hem de alt kattaki, imalatın yapıldığı atölyeyi gezdiriyor Yevaz Zuber. Tekrar üst kata çıktığımızda 16 telli, henüz tanıtımı yapılmayan şıkepşıne’yi ayaküstü çalmaya başlıyor. Öylece kalıyoruz. Nasıl bir ses! Tarifsiz bir duygu yaratıyor. Bu güzelliği tüm dünyayla o an paylaşmak istiyor insan. Ancak bize özel bu dinletiyi, planlanan tanıtım programı sonrasına bırakıyoruz. Hatta söyleşiyi size aktarışımız dahi bugünlere sarkıyor. Yevaz Zuber arabaya bineceğimiz caddeye kadar bizi geçirip yolcu etmeden dönmüyor atölyesine…

 

-Şıkepşıne ile nasıl tanıştınız?
-Çok küçüktüm. Evimizde makaralı teyp vardı. Babam içinde pek çok eski wored’in kayıtlı olduğu bir makara getirdi, bunlardan Hapaşe Hasan’ın söylediği eski bir wored dikkatimi çekti çünkü başka bir müzik aletiyle çalınmıştı. Babama sorunca “Şıkepşıne bu, eski enstrümanlarımızdan biri” diye cevap verdi. Daha sonra fırsat buldukça bu parçayı defalarca dinledim. Müzik okulundaki öğrenciliğim esnasında Hurey Felix (Хъурей Феликс) bir grup oluşturmuştu, anneme sahne tecrübesi edinmem için katılmamı önerdiler. Amatör bir gruptu.
Oraya ilk gittiğimde Petroz Aslan’ı gördüm, şıkepşıne çalıyordu. Teypten sonra canlı olarak şıkepşıne’yi ilk kez görüyordum. Müzik aletleri çalmaya yatkındım, “Deneyebilir miyim” dedim, verince kısa da olsa bir parça çaldım. “Bir şıkepşıne istiyorum, nasıl edinebilirim” diye sordum. Hurey Feliks’in o dönem düzenlediği kursta çalınacak şıkepşıne’leri imal etmek üzere Nalçik’e Vladimir Oyberman (Владимир Ойберман) adlı bir ustayı davet ettiğini söyleyen Petroz Aslan, beni onun yanına götürüp tanıştırdı. Ancak o güne kadar hiç kimseyi eğitmemişti.

“Öğrenciliğim 9 yıl sürdü”
Yaşlı adam bana dönüp baktı ve “Yarın gel” dedi. Her gün atölyesine gidiyor, şıkepşıne üzerine, müzik üzerine sorular soruyor, saatler boyunca yaptıklarını izliyordum; fakat o hiçbir şey demeden çalışıyordu. Yaptığı şıkepşıne’leri çalmam için bana veriyor, ben çalarken o çalışmasına devam ediyordu. Bazen neden buradayım diye kendime soruyordum. Uzun bir süre sonra “Şıkepşıne yapmak istiyor musun?” sorusuna ben de “Artık buraya gelip zaman kaybetmek istemiyorum. Bana şıkepşıne yapabilecek misin?” sorusuyla karşılık verdim. Bunun üzerine “Şıkepşıne yapmak istiyor musun?” diye tekrarlayınca müzik okulunda okuduğumu, o güne kadar hiç ahşapla uğraşmadığımı söyledim. Oyberman’ın “Uzun zamandır seni izliyorum, şıkepşıne yapmak istiyor musun?” sorusunu üçüncü kez tekrar etmesi üzerine evet dedim ve öğrenciliğim tam 9 yıl sürdü. Bu sürede keman ve şıkepşıne yapmayı öğrendim.
Bugün de şıkepşıne, apepşıne, pşınedıkuakua gibi çok eski tarihlerden beri kullanılagelen müzik aletlerimiz üzerine çalışıyoruz, Hurey Feliks’in bize tahsis ettiği bu yerde, şu an oturduğumuz mekânda… 8 yıl önceydi. Ben de işsizdim o aralar. Kabardey’in dışına gitmem gerekti. Bir süre sonra döndüğümde Feliks beni çağırıp kaybolmakta olan enstrümanlarımızla ilgili şu soruyu sordu: “Halkı halk yapan değerlerden biri de kendi müziği ve bunları icra ettiği müzik aletleridir. İnsan yabancı bir müziği yabancı enstrümanlarla dinleyip kendi müziğini duyamadığında kendi kültürüne yeterince aşina olmaz ve kültürel anlamda yarım kalır. Müziğimizi ve eski enstrümanlarımızı yeniden canlandırabilmek için ne yapabiliriz?” O ara gençler de “Şıkepşıne öğrenmek istiyoruz” diye bana geliyorlardı. “Bu konuya dair bir düşüncem var, ancak önce üzerimizde bir çatı olması gerek” deyince bir yer verdi. Çocuklara hem şıkepşıne çalmayı hem de yapmayı öğretiyordum. 8 yaşından başlamak üzere gençler geldi ama her yaştan öğrencim oldu, 30 yaşında, 40 yaşında… Hatta onlardan biri bu yıl 70 yaşına bastı, ona da genç diyelim!

“Sesini duyduğumda hüzünleniyorum, diyen çok”
-Neden şıkepşıne öğrenmek istiyorlar?
-Bunu sorduğum kişilerin çoğu “Bu müzik aletinin sesini duyduğumda çok hüzünleniyorum, ağlayacak gibi oluyorum, bunu çalmayı öğrenmem gerek” cevabını verdi. Biz de onlara, “Ne zaman istersen, kendini ne zaman hazır hissedersen gel, başlayalım” diyoruz. Böylece birkaç yıl içinde şıkepşıne çalanların sayısı hızla arttı ve bir dönem unutulan ismi yeniden anılır oldu.
-Evet, son yıllarda sık sık duyar olduk şıkepşıne’yi…
-20. yüzyıl başlarında şıkepşıne tamamen kaybolmaya yüz tutmuşken Şevej Yelmırza (Щэуэж Эльмырзэ) 2 telli şıkepşıne’yi 4 telli yaparak biraz daha üzerinde çalıştı ve tekrar kullanıma sundu, böylece tekrar bilinmeye, görülmeye başladı. Ancak sonra yine ortadan kalkan şıkepşıne, Hurey Feliks’in çabalarıyla gün yüzüne çıkarıldı. “Bjamiy” grubu kullandı. Müzik enstitülerinde ders olarak okutulmaya başladı. Ben de o okullardan birinden mezunum fakat okullarda okutulmasına rağmen çalınmıyordu, bu çalışmalarla yine ortaya çıktı.
Alt katta da şıkepşıne imalatı yapıyoruz. İmalatından çok, daha da gelişmesi konusunda çalışmalar yürüttüm.

“Zaman, kendi gereklerini ortaya koyuyor”
-Geliştirme süreci nasıl başladı?
-Eski şıkepşıne’nin görüntüsü klasik bir enstrüman olarak çok güzel, ancak olduğu gibi kalır, geliştirilmez ve günümüzün müzik yapılan mekânlarına uygun hale getirilmezse yok olacağını düşündüğüm ve bu bizi çok üzeceği için üzerinde çalıştım. Zaman, kendi gereklerini ortaya koyuyor, buna uygun hale getirdiğimizdeyse onunla beraber ileri taşınıyor. Örnek verecek olursak; şıkepşıne’nin iki-üç kez yok olmaya yüz tutmasının nedeni, o dönemin gerekleri olan haşeş’ten (Batı diyalektiyle haçeş – xьэщIэщ) çıkıp salonlara geçememesidir. Müzik haşeş’ten sahneye çıktığı zaman sesi yetmedi. Bir de sahnede birçok müzik aleti birlikte çalındığında onlarla uyum sağlayamadı. Bunun üzerine Kabardey’de Şevej Yelmırza şıkepşıne’yi biraz geliştirdi, ancak mekânlar daha da büyüyünce şıkepşıne kullanılmamaya başladı. Üstelik mekânlar artık çok daha büyük. Bir de çalmak istediğin her şeye müzik aletinin cevap vermesi, her sesi çıkarabilmesi lazım. Bence şu an şıkepşıne o noktaya ulaştı. Hangi sesi istersen çıkarabilecek kapasitede, diğer müzik aletlerinin hepsiyle birlikte çalınabilecek durumda.

-Bzabza grubu nasıl oluştu?
-Hurey Feliks bu binayı bize tahsis ettikten sonra hem şıkepşıne imal edip hem ders vererek çalışırken birinci yılın sonunda 4 telli şıkepşıne’nin çalmak istediğim parçalarda bazı seslere yetmediğini gördüm. Bunun üzerine 2014 yılında 4 teli 6 tele çıkardım. Hurey Feliks’in kurucusu ve rektörü olduğu Kuzey Kafkasya İdari Bilimler Akademisi’nde büyük bir organizasyonla, eğitim verdiğim gençlerle birlikte 10 kişilik bir grupla tanıtımını yaparak 6 telli şıkepşıne’yi müzik dünyasına sunduk. Bunun üzerine Hurey Feliks “Mademki bu kadar geliştirdin, yaygınlaşması için de bir grup oluştur” önerisinde bulundu. Ben de hayır demedim, eğittiğim gençler de bu işe gönüllüydü, şıkepşıne’lerimiz vardı, müziklerimiz hazırdı. Diğer müzik aletlerini de işin içine katmamda bir sıkıntı yoktu. Ben de bu konuyla ilgili yeterince bilimsel yeterliliğe ulaşmıştım, onun üzerine Adige-Abaza müziklerini çalmak üzere “Bzabza” grubunu oluşturdum.

-Evet, konserlerinizi zevkle izliyoruz. Grubun sayfasında da Adige-Abaza müzikleri çaldığınızı belirtmişsiniz…
-Neden Abaza müziklerini de kattığımı soranlar oldu. Bu, kültürümüzün zenginliği… Teperife’yi ele aldığımızda örneğin; Adigelerden Şapsığ ve Bjeduğlarda çalan daha çok ve Türkiye’dekiler… Burada teperife’yi çalan hiç kimse kalmadı. Heku’de bu tür müzikleri çalan pek kimse kalmadı, diasporada daha çok var. Burada da çok fazla müzik parçası var ama diasporada dans müzikleri daha fazla sayıda. Teperife’yi Adigeler kendi müziğimiz diye çalıyorlar, Abhazlar da benzerini çalıyorlar. Bu kimin müziği diye araştırsak da kökenini bulamayacağız. Binlerce yıl geriye gitsek de çok iç içe geçtiğini görüyoruz. Kültür olarak, müzik olarak çok fazla iç içe geçmiş durumdayız. Dans müziği olarak Abzehkler de Şapsığlar da bizim dansımız ve müziğimiz diyorlar, Abhazlar da bizim diyorlar, hangisinin dediği doğru, bunu ayırt etmek gerçekten çok zor, bu nedenle teperife bizim ya da bizim değil diye çalmamazlık edemiyoruz.
Pşıne üzerinden gidersek; geçmişte Kabardey’de kullanılan “Kazan pşıne”si vardı, Tataristan’ın başkenti Kazan’da üretiliyordu. Bir dönem bizde çok kullanılıyor ve birçok parça bununla çalınabiliyordu ama tek müzik aletimiz buydu demek eksik olur; Hohner’i de bir yere koymak gerekir, örneğin teperife’yi küçük Hohner’le çalmayıp neyle çalacaksın, onunla çok güzel çıkar. Bugün “Asetin pşıne” adını verdiğimiz pşıne’nin üretimi 1940’lı yıllarda Kabardey’de yapılıyordu, daha sonra Osetya’da büyük bir fabrika açıldı, orada üretilmeye başladı ve adı “Asetin pşıne” oldu. Adı “Asetin pşıne” oldu diye yok saymamız doğru değil. Diğer taraftan Batum’da da çok güzel pşıne’ler üretiliyor ve Karaçay-Çerkes’te çok kullanılıyor, bu pşıne de oradan toplumumuza, müziğimize katılmış oldu. Pşıne’yi Kafkasya’yı işgal etmek üzere gelen Rus ordusu getirdi, o zaman tanıştık ve enstrümanlarımız arasına girdi. Yine pşıne’yi Rus ordusu getirdi diye reddetmek mi yoksa bu da artık bir müzik aletlerimizden biri oldu demek mi gerekir?

-Yüzyıllardır kullanılagelmiş, kültürümüzün bir parçası olmuş pşıneyle çalınmış ağıtları, müzikleri de yok saymak anlamına gelmez mi bu?
-Evet, bu müzik yoksunluğu demektir, yok sayamayız. Bu enstrümanların kültürümüze katkısı çoktur, kültürümüzü, müziğimizi zenginleştirir. Ama şıkepşıne en eski müzik aletimiz…
Eskiden şıkepşıne telleri at kuyruğu kılından olurdu. Koyun bağırsağının özel olarak kurutulmasıyla da ipler elde edilir ve tel olarak kullanılırdı, çok güzel bir sesi vardı. Bugün ise hazır tellerden alıyoruz. At kılı ısıdan etkilenip çok sık akort gerektirirken metal teller öyle değil. Günümüzde artık nasıl çizme giymiyorsak, elektrik kullanıyorsak bu gelişimin doğal sonucudur, ayak uydurmadığımızda gitgide zayıflayarak müzik de dans da yok oluşa gider. Elimizdekileri korumamız, çoğaltmamız, üzerine neler ekleyebileceğimizi düşünmemiz gerekir.

“Kitabı hazırladık, ancak 30 yıla yakın bekledi”

-Şıkepşıne ile her parçayı çalabiliyor musunuz?
-Şöyle; şıkepşıne üzerine okumaya başladığımda önümüze bir problem çıktı; şıkepşıne ile çalınabilecek sadece 5 parça kalmıştı. Şıkepşıne ile ilgili kitabı hazırlamamın nedenlerinden biri de buydu. O zaman Kardenğuş Zıramuk (КъардэнгъущI Зырамыку) da hayattaydı ve Bilim ve Kültür Enstitüsü’nde çalışıyordu, yanına gittim. “Seni bize ne getirdi” diye sorunca, okulda şıkepşıne öğrenmekte olduğumu ve şıkepşıne ile çalacak az sayıda parça kaldığını anlattım. Sadece bu 5’inin var olduğuna inanmadığımdan, başka parçalar da olması gerektiğini düşündüğümden bahsedince “Gel içeri, şöyle otur bakayım” dedi. Ben orada beklerken Zıramuk arşive indi ve Kabardey, Kabardey Hicret, Kahe, Adigey bölgelerinde 40’lı, 50’li, 60’lı yıllarda yazılmış, kaydedilmiş müziklerimizin birer kopyasını hazırlayıp bana verdi. “Başkalarını da buldukça kopyasını çıkarıp sana ulaştıracağım” dedi.
Böylece kasetleri dinleyerek o parçaları çalmaya başladım. 20, 30, 40, 50 tanesini hatırlarsın ama sayı daha da artınca parçaları aklımda tutamadığımı, unuttuğumu gördüm. “Bu böyle olmayacak, yazmam lazım” diye düşündüm ve kâğıda dökmeye başladım. Bir süre sonra parçaların sayısı 100’ü aştı. “Bunları basmam ve insanlara ulaştırmam lazım” deyip 90’lı yıllarda düzenlemeye koyuldum. O günden bu zamana 30 yıla yakın zaman geçti. Kitap taslağını hazırlayıp kompozitör Haupe Cebrail’e (ХьэIупэ ДжэбрэIил) götürdüm. “Bütün bunlar iyi hoş ama bunların şıkepşıne’ye özel nota sistemiyle yazılması lazım” deyince Cebrail ile birlikte şıkepşıne’ye özgü bir nota sistemi oluşturduk. Cebrail iyi bir müzisyen ve sözlü tarihimize, destanlarımıza, orada çalınan müziklere hâkim biri.
Sürekli karşılıklı çalıştık. Cebrail yazıyor, ben çalıyordum, olmuyordu, tekrar deniyorduk; onun yazdıklarını çala çala, tek tek bütün notalara oturttuk. Bir yıla yakın birlikte çalışarak bahsettiğim 100’den fazla parçanın notalara dökülmesini gerçekleştirdik. Kitabı hazırladık, ancak 30 yıla yakın bekledi, bastıramadan öylece kaldı.

-Niçin?
-O dönem gizlice söyledikleri şey, “Bu genç yaşında bunları bastıramazsın” cevabıydı.
Çok sayıda yere başvurdum yayımlamaları için. 25-26 yaşındaydım o sıralar. Götürdüğüm yerlerden bazılarının bahanesi şuydu: “Bunlar iyi ama yenilerini de yaz!” Bir arkadaşımız şöyle dedi: “Zoruna gitmesin Zuber ama bu kadar zamandır emek harcadın ve devam ediyorsun, bir sürü yere de basılması için götürdün ama şu dönem bastıramazsın.” Nedenini sorduğumda, “Anlaman gerekiyor, müzik üzerine çalışan ve çok ciddi paralar ödenen birçok enstitü var, bunu onların yapması gerekiyor. Sen 25-26 yaşında gencecik bir adamsın, bunca enstitünün yapması gerekeni yaptığın için bastırmazlar, ancak 40 yaşından sonra mümkün olur” dedi. Ona inanmamıştım ama gerçekten de söylediği şey doğruymuş, daha önce çıkaramadım, ancak 40 yaşından sonra yayımlatabildim (2018), üzüldüğüm noktalardan biri bu. Kitabı o günlerde bastırabilmiş olsam onunla kalmaz, devam eder, daha fazla müzik parçasını kâğıda dökebilirdim. Şevkim kırıldı, o günkü motivasyonum yok artık, şimdi de devam etmeye çalışıyorum ama o arada 15 yıl kaybettim.

“Qafe’leri, eski wored’leri çalmaya çok uygun bir müzik aleti”

-Kullandığınız ahşap özel mi?
-Nasıl ki Avrupa’da keman yapımında kullanılan ahşap o bölgenin müziğine özelse bizim de şıkepşıne’mize, müziğimize en uygun ahşaba, uzun denemelerden sonra Jılağsteney bölgesindeki armut ağacında ulaştım, ikinci sırada da elma ağacı geliyor. Ceviz ağacından yapılan şıkepşıne’nin de sesi güzel oluyor. Bölgeye gidip ormandan kesilmiş ya da evlerin bahçesinde kesilmiş duran ağaçları alıp 10-15 sene kurutuyorum.

-“Adige-Abaza müzikleri” konusuna dönersek…
-Evet, kime ait olduğunu bilmediğim, her iki tarafta da çalınan müzikleri böyle adlandırıyorum; müziği kim çalıyorsa, kim sahipleniyorsa onundur; oynuyorsan senindir, çalıyorsan senindir!
Çalışmalarımızda daha çok diasporadaki müzikleri ele almaya çalıştık; en çok Abaza, Şapsığ, Kabardey müziklerini, Ürdün’den Umar Abidet’in müziklerini, Suriye’den eski wored’leri aldık; ayırt etmeksizin alıp Adige müziği, Adige dansı diye ortaya koyduk. Heku’de çalınanlardan farklıydı diasporadaki müzikler. Anavatandakiler dinlediklerinde, “Bizim böyle müziğimiz mi vardı” diye sordular. Biz de “Neden olmasın, bunlar diasporada çalınan müzikler” dedik. Geçmişte hepimiz anavatanda yaşıyorduk, daha sonra dünyanın farklı yerlerine dağıldık; bu nedenle ister Almanya’daki, ister Ürdün’deki bir Adige müzik bestelemiş, çalmış olsun, hepsi kültürümüzün bir parçası, bu işler anavatanda yapılmadı diye yok sayamayız. Hatta bu birikimi daha da çoğaltacağımızı düşünüyorum.

-Gerek anavatanda gerek diasporadaki kültürel varlıklar bu şekilde derlenip toparlanmazsa, sizin yaptığınız gibi emek verilip gün yüzüne çıkarılmazsa hepsi yok olacak…
-Evet, kitabı da yayımlama amacımız bu. Günümüze ulaşan şıkepşıne ile çalınan parçaları derleyip toparlamaktı asıl amaç. Basılanların dışında, şu anda da elimizde oldukça fazla sayıda müzik parçası var. Bunların çokluğuyla övünebiliriz. 20 yıl önce İskoçya’ya, Avrupa’daki ünlü keman virtüözlerinin katıldığı bir konferansa bizi de davet ettiler. Onlar kemanlarını çaldılar, biz şıkepşıne’yle sahnedeydik. Kahe’den Nogay Zaur (Ногъэй Заур) bizimleydi. Kendisi en eski şekliyle 2 telli şıkepşıne’yi çalıyordu, bende de 4 tellisi vardı.

-Daha 6 tellisi yoktu, değil mi?
Yoktu, 4 tellisi vardı. Sahnedeki performans sonrasında Londra’dan bilim insanları yanımıza gelip “Biz bütün dünyaya hükmeden bir imparatorlukken 18. yüzyılda bütün otantik enstrümanlarımızı yitirdik, sizin gibi küçük bir halk nasıl oldu da eski bir müzik aletini korumakla kalmayıp böyle geliştirebildi?” diye sordular. Geliştirdik, bundan sonra da geliştireceğiz, bunun için elimizde birçok veri var. Şıkepşıne çalan müzisyenlerimiz var. Eski 2 telliyi çalan müzisyenimiz de var, 4 telli çalmak isteyen olursa 4 tellisi de var, 6 tellisini de geliştirdik. 16 tellisini de önümüzdeki günlerde Kuzey Kafkasya İdari Bilimler Akademisi’nde tanıtacağız (14 Aralık 2019 Cumartesi günü tanıtımı yapıldı).

-16 mı?
-16 desem de 16’nın tamam16 desem de 16’nın tamamını çalmıyorsun, seslerin çoğu ana sese eşlikçi. Üstteki tellerden birine bastığında alttaki teller ona eşlik ediyor. Neredeyse her tele vokal yapan altta 2-3 tel var. Qafe’leri, eski wored’leri çalmaya çok uygun bir müzik aleti olduğunu düşünüyorum. Eski şarkılar vokal olduğunda güzel olur ya, benzer şekilde bu geliştirdiğimiz şıkepşıne de o işlevi görüyor. Bunun dışında bir düğünde ya bir grubun dansında rahatlıkla kullanılabilir; ses olarak o etkinliğe rahatlıkla yetebilecek kapasitede artık. Tek başına da kullanılabilir, diğer müzik aletleriyle birlikte kullanıldığındaysa parça daha da güzelleşiyor.

“Türkiye ve Amerika’dan gelenler de var, internet üzerinden de ders veriyorum”

-Yeni projeleriniz var mı?
-Bzabza grubu olarak çoğunluğu Kabardey qafe’lerden oluşan bir proje hazırlıyoruz.
6 tellisini yaptıktan sonra Bzabza ile birlikte programlar düzenlemiştik; şimdi de kıyafetlerimiz, yeni şıkepşınemiz ve derlediğimiz yeni parçalarla performanslarımız olacak.
Bütün bu çalışmaların dayanağı şıkepşıne ama apapşıne’mizi de geliştirmek istiyoruz. Bunun dışında pşınedıkuakua’mız (arp) da var. 10. yüzyıla kadar çok farklı müzik aletlerimiz vardı, 13-14 türdü, pşıne kültüre girince hepsini geriletti.
Bugün aslında hepsini kültürümüze, müziğimize uygun şekilde gün yüzüne çıkarma imkân ve birikimine sahibiz.

-Çocuklara ders vermeye devam ediyor musunuz?
-Evet, çok öğrencim var; Türkiye’den, Amerika’dan gelenler de var, internet üzerinden de ders veriyorum, destek oluyorum. Şıkepşıne de yapıyoruz. Burada eğittiğimiz öğrenci sayısı 1000’i geçti. Almanya’ya 2-3 ayda bir gidiyoruz, Münih’teki dernek bizi davet ediyor, Apsova Diana pşıne, ben de şıkepşıne dersleri veriyorum. Çocukların okulunun kapandığı zamana denk getiriyorlar; gidip eğitim verip dönüyoruz.

-Jıneps okurları adına bu güzel sohbet için çok teşekkür ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here