‘Tüm diller yaşasın istiyorum, tüm dillere saygı duyuyorum’

0
393

Sakarya Kafkas Kültür Derneği’nin yeni binasında buluşuyoruz. Aileden başlıyoruz söyleşiye, Abazaca eğitmenliğiyle devam ediyoruz. Çalışmalarıyla, dil sorunlarına ilişkin görüşleriyle, elbette Abhazya’yla ve geleceğe dair projelerle devam ediyor bu güzel sohbet.

Gelin; eğitimci Ahocba İrfan Okuyucu’yu daha yakından tanıyalım…

 


 

-Aslında sizi okurlarımıza tanıtmaya gerek yok, çok iyi tanıyorlar ama yine de anlatır mısınız…

-Hendek ilçemizin Kalayık Köyü’ndenim. 1864 Rus-Kafkas Savaşları’nın bittiği -Kubadı deniyor Abazaca- Kızıl Çayır diye anılan yerden gelen Ahçıpsı boyundanım, dedelerim oradan gelmiş. 1955 doğumluyum. Türkçeyle okulda tanıştım, küçük bir anım var. Babam köyümüzdeki öğretmenleri çok severdi, davet etti. Öğretmen de bana takılmak için “Evli misin” diye sordu. 5 yaşındayım, “Evin var mı” şeklinde anladım Türkçeyi bilmediğim için. “Evet” anlamında başımı salladım. Bir kahkaha koptu büyükler tarafından. Babam kızdı, büyüklerin yanında evlilik, her ne kadar 5 yaşında da olsam… “Bu kerata “Türkçe öğrensin” dedi. Öylece 5 yaşında okula başlattı. Sene sonunda öğretmenim “Bu çocuğa kıyamıyorum, diğer çocuklardan çalışkan” diye sınıf geçirmişti. 10 yaşında da ilkokulu bitirdim.

 

“Türk, Gürcü veya Laz gelinlerimiz hemen Abazaca öğrenirlerdi”

 

-Dolayısıyla evde hep Abazaca konuşuluyordu…

-Evet. Bizim gelinlerimiz vardı Abaza olmayan -köy tamamen Abaza köyü, dışarıdan aldıklarımız; Türk, Gürcü veya Laz gelinlerimiz hemen Abazaca öğrenirlerdi. Şimdi dil problemimiz tartışılırken hep onu örnek veriyorum. Hâkim dil öğrenilmek zorunda. Beni şimdi Almanya’ya gönderseniz, Türklerin olmadığı bir yerde, Almanca öğrenirim orada yaşamak için. O şekildeydi köylerimiz ama şimdi köylerde de dil konuşulmamaya başladığı için dil problemimiz doğdu ve çocuklarımız o dili konuşamaz hale geldi.

 

-Sizin çocuğunuz var mı?

-İki çocuğum var; bir kızım, bir oğlum. Kızım baba mesleği öğretmenliği seçti. Oğlum da makine mühendisi. Kızım evli. Oğlum daha yeni mezun, burada bir fabrikada makine mühendisi olarak çalışıyor.

 

-Onlar biliyorlar mı Abazaca?

-Abhazya’dan Abazaca öğretmeni getirmiştik dernek olarak; Roza Çamagua-pha. Bir de folklor öğreten iki hoca. Hocalar bir seneye yakın buradaydılar. Daha 5-6 yaşlarındayken çocuklarımı getirdim. Hocamız Adigece de Abazaca da şarkılar öğretti -Abhazya’da ünlü bir sanatçı-, 20’ye yakın Adigece-Abazaca şarkı biliyorlar. Dolayısıyla dillerine ilk temeli de orada attılar. Daha sonra dil kurslarıma geldiler. Oğlum ve kızım Kiril alfabesiyle okuyup yazabiliyorlar. Kitaplarımı, sözlüğümü okuyorlar. E, karşısında da Türkçesi var, Abazacasını da okuyabiliyor. İstediğim gibi konuşamıyorlarsa da temelleri var dertlerini anlatacak kadar. İkişer sefer Abhazya’ya gittiler, “Anlaştık, derdimizi anlattık, acıktığımız zaman karnımızı doyurduk” diyorlar ama akıcı bir şekilde konuşamıyorlar.

 

-Eşiniz…

Eşim Abaza değil, o nedenle evde çok konuşulmuyor.

 

“Faruk Abi’yi de burada hatırlamam lazım…”

 

-Halk eğitim merkezinde, derneklerde dil eğitimi verdiğiniz süreçte Abaza olmayan öğrencileriniz de oldu mu?

-Evet, onu biraz daha baştan alayım… Beden eğitimi öğretmeniyim.

 

-Öyle mi, anlamamız gerekirdi bu fit duruşunuzdan…

-Estağfurullah. Bolu Öğretmen Okulu’ndan ilkokul öğretmeni olarak mezun oldum. Daha sonra da İstanbul’da Marmara Üniversitesi Beden Eğitimi Bölümü’nden mezun oldum. Adapazarı’nda uzun yıllar Ali Dilmen Lisesi ve Sanat Okulu’nda beden eğitimi öğretmeni olarak çalıştım. Şimdi hain oldu da, Hakan Şükür’ler, Tuncay Şanlı’lar benim öğrencilerimdi, spora başlattığım kişiler…

Şunu da ekleyeyim, okuduğum bütün okullarda benim devrem olanlara “İrfan Okuyucu” deseniz kimse tanımaz ama “Abaza” dediğiniz zaman tanıyorlar. Nedense bu Abazalık bana yapıştı, öyle bir özelliğim var.

Burada da faal bir beden eğitimi öğretmeniydim. 2005 yılında emekli oldum. O dönem Kadir Erkaya dernek başkanı. Ankara’da, Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun anadili eğiticileriyle ilgili Avrupa Birliği projesi bir faaliyeti varmış. Ludmila Hibba Hocamız Abhazya’dan geldi. Kabardey-Balkar’dan da bir hoca geldi. Bize Ankara’da bir ay kurs verdiler.

Kadir arkadaşımız da beni düşünmüş; ‘emekli, zamanı olan, dili de bilen biri’ olarak… Faruk Abi’yi de burada hatırlamam lazım. Faruk Abi’yle tanışmıyoruz o zamana kadar, Ajıba Faruk… Bir gün evime geldi, “Yaşlı bir adam seni arıyor” dediler, “Buyur amca” dedim, “hayrola”. “Senin Ankara’ya gideceğini öğrendim, oraya hazırlıklı olarak gitmeni istiyorum” dedi. Bir alfabe getirmiş, bir de seslendirmiş alfabeyi. “1. sayfa” diyor, sesli olarak 1. sayfayı okuyor. Resimli bir alfabe…

Ankara’ya gittiğimde 15 Abaza, 25 Adige öğretmen adayı vardı, sınıflarımız ayrı tabii. 15 Abazanın içinde en iyileri olarak gitmiş oldum Faruk Abi’nin eğitimini almış, yeni okuryazar biriydim. Faruk Abim ilk hocam, onu da belirtmiş olayım.

 

-Öğretmenlikte branşınızı da dille ilgili sanıyordum…

-Yok, emekli olduktan sonra başladım. 2005’ten beri, 15 yılı geçti, dil öğretmenliği yapıyorum. Böyle projeleri düşünenlere de tavsiyem olsun; dili bilmek yetmiyor, zamanı olması lazım. Bir de maddi sıkıntısı olmamalı… Benim gibi oradan mezun olup bu işi devam ettiremeyenler var. Adam Trabzon’da, kime dili öğretecek? Nüfusu yok. Veya bir başkası evini geçindirmek zorunda, zaman ayıramıyor. Ya devlet bu işe eğilecek, diyecek ki “İrfan al sana 5 bin lira, sen bu işi yaparsan bu parayı alırsın”, o zaman herkes bu işi yapabilir. Ya da bu işi benim gibi candan sevip fedakârlık yapacak olanlar…

Bunlar hep örtüştüğü için 2005 yılında önce bir Abhazya gezisi yaptım. Oraları da görünce sevgimiz katlandı. Döndüm, kurs açtım burada. Kayalar Köyü’nde yaz tatilinde okulu derslik haline getirdik. 4 ay, 30’a yakın öğrenciye kurs verdim. Sakarya Kafkas Kültür Derneği’nde cumartesi-pazar kurslar açtık o yıl. Yine aynı yıl, Balbalı var, Abaza köyü, orada 30’a yakın öğrenciyle haftanın iki günü kurs açtık. Böylece bütün haftayı dolduracak şekilde kurslara başladım. Ondan sonra hiç aksatmadan dernekte her yıl kurs açtım 2010 yılına kadar, bunların hepsi ücretsizdi. 2019 yılında SAMEK kurslarına başladım. Halk eğitim merkezinde diye sormuştunuz ama ben halk eğitimde hiç çalışmadım.

 

-SAMEK’te…

-Sakarya Meslek Edindirme Kursları (SAMEK)… Birçok kurs var, İngilizce, Arapça var, başka diller de var, kurslar açılıyor, 2010’da “Niye bizim dilimiz olmasın” diye müracaat ettik; onlar da kabul ettiler, Adigece sınıfı ve Abazaca sınıfı açtılar. 2010’dan 2019 yılına, bu pandemi dönemine kadar orada kurs verdim ve bir ders ücreti ödüyorlar, onu da aldım.

 

-Bunun için herhangi bir sertifika gerekmedi mi?

-Ankara’da almış olduğum, KAFFED’in eğitim sonrasında verdiği sertifika yeterli oldu.

 

-Peki, eğitmen kursu açma şansı oldu mu hiç bu dönemde?

-Onu federasyonumuza çok söyledim. Adigece olarak ikinci bir kurs daha açtılar ama Abazaca olarak açılamadı, yeterince kursa katılım olmadı. Burada açmak istedim, “Ben yaparım” diyen çıkmadı. Öğrencilerim, kursiyerlerimden öğretmenlik yapabilecek seviyede olanlar da oldu, bu işi sevenler de oldu ama hayat meşgalesi, “Sen onu bırak, bunu yap” diyemiyoruz, olmadı yani…

 

-Abaza olmayan öğrencileriniz de olduğunu söylemiştiniz… Bir farklılık oldu mu öğrenme sürecinde?

-Dili bilip okuma-yazma öğrenmek için gelenler var, onlar için çok basit. Dili hiç bilmeyen, konuşamayan Abaza ile Abazacayla ilk defa tanışan Abaza olmayan arasında fark yok. Zaten Abazacanın en çok zor kısmı telaffuz. Alfabe öğretmek kolay, 64 harf; Türkçede olmayan sesleri öğretmek zor, çok zaman alıyor ama onu da yolda telafi ederler diyorum. Biraz başını gözünü yararak da söylese, ilk başlayanlar için, öğrendiklerini konuşmalarını istiyorum.

 

-Milli Eğitim Bakanlığı’nın açtığı yaşayan diller ve lehçeler dersi kapsamında eğitim verdiğinizi biliyoruz. Biraz ondan da bize söz eder misiniz, hangi yıllarda nerede ders verdiniz, kaç sınıfınız vardı?

-Milli Eğitim Bakanlığı’nca Adigece ve Abazaca da okullarda seçmeli ders olarak kabul edildikten sonra alfabeler Modül 1, 2, 3, 4 olarak hazırlandı; üçü basıldı, 4.sü basılamadı. Bu alfabeleri hazırlayan da benim. Bahçeşehir Üniversitesi’nde Sinem Vatanartıran Hocamız bizi topladı. İngilizce öğrenme kitabından bana Türkçelerini gönderiyordu, ben de onları Abazacalaştırıyordum, kitaplar o şekilde hazırlandı. Tabii bizim dışımızda da emeği olan çok insan var ama Abazaca kısmının tamamı bana ait, alfabelerde emeğim var.

2014-2015 eğitim-öğretim yılında, Hendek’te Beylice Köyü var, yolun üzerinde hemen, Abazaca “Apsara” diyoruz, “Çamlık” anlamına gelen bir köy, orada sınıf açıldı, ilk öğretmeni benim. O yıl 8 ay, üç vasıta değiştirerek buradan oraya gidip ders verdim. İkinci yıl, Abhazya’da eğitim alan, Yeliz Argun kardeşimize devrettim. 2015-16 eğitim-öğretim yılında o ders verdi. İki yıl sınıf açabildik, sonra açılamadı.

 

-O yıl ders alan öğrenciler şu anda ne aşamada, ilerletenler oldu mu, bağlantınız devam etti mi?

-Orası Abaza köyü, anne-baba Abaza, köy Abaza, onun için orada öğrenenler için o dili yaşatmak… Bilmiyorum, her gün görüşüyorum desem yalan olur ama o zamandan beri bayağı büyüdüler, bazen karşılaşıyorum, Abazaca “Nasılsınız” diyorum, “İyiyiz” diyorlar, yani fena değil diye düşünüyorum.

 

-Bir temel atıldı…

-Evet, bir temel atıldı.

 

“Abhazya’ya her gidişimde bavullar dolusu kitap, materyal getirmeye çalıştım”

 

-Eğitim verdiğiniz süreçte, özellikle ilk yıllarda ders kitabı ve yardımcı ders kitabı konusunda, görsel-işitsel malzeme temini konusunda zorluklar yaşadınız mı?

-Beylice Köyü’ndeki süreçte zaten Milli Eğitim Bakanlığı kendi kitabını bize hazırlatmıştı, basılmıştı, onu ders kitabı olarak kullanıyorduk. Yardımcı ders kitabı olarak; Abhazya’ya her gidişimde, üç sefer gittim, bavullar dolusu kitap, materyal getirmeye çalıştım, hep paramla aldığım kitaplar… Gece-gündüz Abazaca dil kurallarıyla ilgili çalıştım. Elbette zorluk çektim. Faruk Abi sağ olsun, sıkıştığım yerde ona soruyordum, onun yardımını alıyordum.

 

-Çocukların yaşayan diller ve lehçeler dersini seçmelerinde ailelerin tutumu neydi?

-Milli Eğitim Bakanlığı okullarda seçmeli ders olarak kabul ettiği zaman biz çok heyecanlanmıştık, sevinmiştik, ben de yönetimdeydim o zaman dernekte. Köy köy dolaşıp sınıf açılsın diye velileri ikna etmeye ben de katıldım. Fark ettiğim, çoğumuz asimile olmuşuz; vatandaş hiç çekinmeden “Yaa ne kazandıracak bu”, “Abazaca öğrense ne olacak, İngilizce öğrensin”, “Benim çocuğum Anadolu lisesinde okuyacak” diyor, bu bir.

İkincisi; bu ülkede çok “Öğretmen ayrımcı gözüyle bakarsa; bölücü gözüyle görürse, kafayı takarsa benim çocuğum zarar görür” endişesi taşıyanlar var, onları ikna etmekte epey zorlanıyoruz, böyle bir kanı yerleşmiş vatandaşımızda. Maddi bir getirisi olmadığını, faydası olmadığını söylüyor. Böyle nedenler var.

En büyük nedenlerden biri de evlerimize televizyon girdikten sonra dil yok olmaya başladı. Gece gündüz evimizin içinde Türkçe hâkim oldu. Arkasından en büyük darbeyi de son yıllarda taşımalı eğitim vurdu. Mesela benim köyüm Abaza köyü, çocukların hiçbiri benim köyümde okula gitmiyor, Hendek’in değişik okullarına gidiyor. Hendek’te 7 tane, 8 tane ilkokul varsa o 7-8 okula dağılmışlar, onun için 10 öğrenciyi bir okulda yakalamak da zor ama köyde olsaydı o 10 öğrenciyi yakalamak kolaydı. Seçmeli ders için 10 öğrenci olması lazım, 10 öğrenciyi bir arada yakalamıyorsunuz. Sınıf açılmasını engelleyen en büyük nedenlerden biri bu.

Bir de en büyük şikâyetimiz, bu ülkede yeterince dil öğretmeni olmayışı.

 

“Teknoloji sayesinde dilimiz kurtulacak diye ümit ediyorum”

 

-Pandemi sürecinde KAFFED’in düzenlediği çevrimiçi Abazaca kursunda eğitmenlik yaptınız. Bu yöntemin zorlukları ve getirdiği kolaylıklar neler oldu katılımcılar ve eğitmenler açısından?

-Daha önce söz etmiştik, televizyon yüzünden dilimiz çok zarar gördü diye. İnşallah teknoloji sayesinde de dilimiz kurtulacak diye ümit ediyorum çünkü Zoom, öğretmen ihtiyacını çok kolaylaştırıyor. Abhazya’dan bir öğretmen dünyanın her yerine Zoom vasıtasıyla ulaşabiliyor. Daha önce telefon ediyorlardı “İrfan Abi ben Abazaca öğrenmek istiyorum” diye Ankara’dan, Kayseri’den, Adana’dan, Mersin’den; onlara ulaşmak mümkün olmuyordu, yardım etmekte çok zorlanıyordum ama şimdi telefonda WhatsApp diye bir şey var, Zoom diye bir şey var; yani onlara ulaşmak çok daha kolaylaştı, bunun için çok seviniyorum.

Ancak şu dezavantaj var; yaşım gereği teknolojiye uzak bir insanım, bilgisayarı da şimdiki telefonu da hep bu dil sayesinde ancak kendime yetecek kadar kullanabilmeye başladım. Sözlük kitabım için dernekteki bilgisayarda tek tek -yeni başlayan biri olarak- tuşlara basarak öğrendim ve normal bir insanın iki senede bitireceği bir şeyle on sene uğraştım.

Bunun dışında telefonda PlayStore’da Abazaca-Türkçe Sözlük dediğiniz zaman Türkçe yazarsanız Abazacasını veriyor, Abazaca yazarsanız Türkçesini veriyor. Bir başka arkadaş sisteme yükledi.

 

-Android için mi geçerli?

-Bunları Abhaz Çalışma Grubu içindeki üyeler proje haline getiriyorlar, “iPhone için de hazırlayacağız” diyorlar. Çevrimdışı da çalışıyor. 20 binin üzerinde kelime var. Abhazya’dan buraya gelenlere de faydalı olur diye çift dilli hazırladık. Daha sonra bunu kitap olarak bastırdık. Nalçik’te yaşayan Afitap Hanım “İrfan Abi, senin sözlüğünü sesli hale getirelim” dedi, bu proje var. Abhazya’da Behice Bağ arkadaşımız üstlendi, kitap 30 bin kelimelik, sessiz bir ortamda seslendirmem biraz zor olacaktı. Her harfi bir öğrenciye vererek Abaza çocuklara dağıttılar, böyle bir seslendirme çalışmaları var.

Ayrıca KAFFED olarak müracaat ettiler, Adigece Fahri Huvaj kardeşimizin sözlüğü, Abazaca benim sözlüğüm Türk Dil Kurumu tarafından yakında basılacak. Şu anda birkaç kişi tarafından incelemesi yapılıyor; İstanbul’da Abazaca bilen Bekir Hapat kardeşimiz inceleyenlerden biri. Sonra ihaleye veriliyormuş. Biraz uzun sürebilir.

 

-TDK’da basılması ne sağlayacak?

-Devletin bizi tanıması açısından; “Kürtçe sözlük bastırdı TDK, niye Abazaca, Adigece sözlük bastırmasın” şeklinde bir talep neticesinde bu oldu. Örneğin 4 modül alfabe basıldı, kullanılmıyor ama biz yarın 10’ar kişilik sınıflar açabilsek devletten öğretmen de dersi de talep edebileceğiz diye ümidimiz var.

 

-TDK’dan sözlük basılı olarak mı yayımlanacak, web sitesinden mi paylaşılacak?

-Basılı olacak.

 

“Benim tezim bu; Ubıhça ana gövde, Abazaca ve Adigece onun kolları…”

 

-Sizinle bu söyleşiyi planlarken şöyle bir şey hatırladım; Abhazya’da bir rehberin anlattıklarını dinlerken mest olmuş, adeta konuşmanın bitmesini istememiştik, ne yazık ki artık pek çoğumuz bu seslere yabancıyız. Çoğumuz Kuzey Kafkas dillerini ayırt etmekte zorlanırız. Bu yabancılaşma nasıl aşılabilir?

-Benim tezim bu; Ubıhça ana gövde, Adigece ve Abazaca onun kolları… Tezimi de şuna dayandırıyorum; Abazacada 64 sesimiz var, Adigecede yanılmıyorsam 59 ses var, Ubıhça 82 sesten oluşuyor 2 sesli harf, 80 sessiz harf olmak üzere. Diller sürekli sadeleşir. Örneğin Türkler Orta Asya’dan buraya gelirken şu an konuştuğumuz dili konuşmuyorlardı, ses sayısı daha fazlaydı. Azerbaycan Türktür, alfabede harf sayıları bizimle aynı değil, farklıdır. Sürekli sadeleşerek Türkçe bu hale geldi. Yani bir dil ses ilave ederek çoğalmıyor ama çok ses sadeleşebiliyor. Ubıhça 82 ses ve 40-50’ye yakın ortak kelime var, Abazacada da Adigecede de var, ana gövde budur diyorum. Böyle bir tezim var, bilmiyorum ne derece doğru.

Bu diller doğal dil. Kafkasya coğrafyasını biliyorsunuz, her türlü yeşillik, yeşilin tüm tonları, mavinin tüm tonları ve arazinin engebeli oluşu… Su sesi, yani bir damla yaprağın üzerine düştüğü zaman ayrı ses çıkarıyor, toprağa düştüğü zaman ayrı, tüm bu ses zenginliği oradan kaynaklanıyor. Doğadaki tüm sesleri barındırıyor ve çok geniş… “Bir dil bir insan” diyorlar, öyleyse “Bir dil bir kültür, ayrı bir dünya” diyorum ben, 10 dil biliyorsam 10 ayrı dünya, 10 ayrı kültürü anlayabildiğimi düşünüyorum. O yüzden tüm diller yaşasın istiyorum, tüm dillere saygı duyuyorum. Dilimi de çok seviyorum, inşallah kaybolmaz Ubıhça gibi; kaybolmaması için de elimden geleni yapıyorum.

Bugün bile, memuriyet alışkanlığıyla çok erken, 5’te, 6’da uyanırım, Abazacayla bir şey yazmadığım, çeviri yapmadığım bir günüm yok. Sayfama girerseniz Facebook’ta, beğendiğim hikâyeleri Abazaca-Türkçe, çift dilli olarak yazarım; önce Abazaca, sonra onu Türkçeye çeviririm, mukayese etsinler, oradan faydalansınlar, Facebook’u dil için kullanıyorum.

-Aslında konuştuk, teknolojik gelişmeler bize kolaylıklar da sağlıyor, mesela dünyanın başka yerlerinde yok olan bazı dillerin tekrar bu teknolojik olanaklarla, telefonlarla canlandırıldığına dair haberler okuyoruz kimi zaman. Kuzey Kafkas dilleri için de bu söz konusu olabilir mi, yani gelecekte Ubıhça gibi ölecek mi dillerimiz, yoksa tersine bir ivme kazanması mümkün olabilecek mi sizce? Sizin zamanında konuşmayı bilenler çoktu elbette ama son zamanlarda da okuma-yazmayı bilenler arttı. Nereye evrilecek gelecekte, nasıl görüyorsunuz?

-Mesela KAFFED’in Zoom üzerinden açtığı kursta 70 kişi başlamıştık, oradan her gün mesajla soruyorlar, mesela “Nanduma iyi gelecek nasıl söyleyeceğim, bunu yazar mısınız” diyor, yazıyorum. Bu sefer “Seslendirir misiniz” diyor, çok basit; hemen basıp kaydediyorum, Türkçede olmayan sesleri böylece dinleye dinleye öğreniyor. Telaffuzu zor olanları bana sordukları zaman hemen seslendirip gönderiyorum. Ben de zevk alıyorum. Onlara söylüyorum “Çekinerek sormayın, faydalı oldum diye mutlu oluyorum” diyorum, zamanım bunlarla geçiyor. İnşallah teknolojiden faydalanabiliriz.

 

“Mesleki terimler sözlüğüm de basıma hazır halde”

 

-Türkçe Abazaca-Abazaca Türkçe Sözlük çalışmanız yayımlandı. KAFDAV’dan edinilebiliyor, almak isteyenler için bilgi verelim. Aslında hazırlık esnasında bilgisayar kullanmada yaşadığınız zorluklardan söz ettiniz, onun dışında nasıl bir süreç izlediniz sözlüğü hazırlamada, başka kaynaklardan yararlanma, zorluklar-kolaylıklar, neler yaşadınız?

-Abazaca okuma-yazmaya başlayınca anadilimde okuduğum kitaplardan müthiş zevk aldım. Dolayısıyla anlayamadığım sözcükler çok çıkmaya başladı. Önce onları toplayıp bilen birilerine, Faruk Abi’ye sordum, sonra baş edemeyince Abhazya’dan sözlükler getirttim. Daha önce benim gibi öğretmen kökenli Cihat Agırba büyüğümüzün hazırladığı, solmuş, fotokopi Abazaca-Türkçe küçük bir sözlük var, ondan faydalandım. Oktay Çkotua Abazaca-Türkçe bir sözlük hazırlamıştı, ondan faydalandım. Ama onlar yetmemeye başladı. Sözlük çalışması böyle başladı… Çektiğim sıkıntıları başkası çekmesin mantığıyla bir sözlük hazırlamış oldum.

Teknolojik olarak çok sıkıntı çektim ama uğraşmaktan çok zevk aldığım ve hâlâ devam ettirdiğim, şu anda basılabilir durumda mesleki terimler sözlüğü çalışmam var, hukukla ilgili, pazarda karşılaşabileceğin, çiftçilerin karşılaşabileceği çift sürmek, pulluk gibi terimler… Facebook’ta da her gün paylaşıyorum. Resimli mesleki terimler sözlüğü de basıma hazır şekilde. Bu iş dipsiz kuyu gibi, sözlük bitmiyor, ne kadar doldurursan alıyor. Ondan zevk alıyorum, dünyam o…

 

-Peki, onun basımı ne zaman mümkün olacak?

-Öğretmen emeklisiyim ve tek maaşım var, eşim de çalışmıyor. Çocuklarım da üniversite öğrencisi o zaman. Ekonomik olarak çok rahat biri değilim. Basılan sözlüğü Abhaz Çalışma Grubu üstlendi. KAFDAV’a onlar bastırdı, Aynı şekilde, ne zaman ihtiyaç duyarlarsa sözlük hazır.

 

-Biraz geriye gidersek; ailenizin anavatandan sürgün hikâyesine dair size neler anlatılırdı, neler hatırlıyorsunuz?

-O konuda biraz şanssızım… Abhazya’dan gelen kültürümüzü araştırmak için buradaki Abaza köylerini dolaşan oradan gelen kültür araştırmacılarına hep kılavuzluk yaptım. Orada anlatılanları gördüğüm zaman kendimi çok eksik hissettim. Annem sağdı, babam daha erken öldü. Babam küçükken anne ve babasını kaybetmiş, yetim büyümüş, o nedenle Kafkasya’yla ilgili bize çok şey anlatılamadı.

 

-Abhazya’ya birkaç kez gittiğinizi söylediniz…

-Evet, Abazaşta’ya da gittim.

 

-Neydi izleniminiz? Kültürel anlamda benzerlikler… Tabii 157 yıl oldu sürgünden bu yana. Orada da egemen bir kültür var, burada da öyle. İki tarafta da aslında asimilasyon söz konusu…

-Evet, maalesef.

 

-Oradaki dile ilişkin çalışmalar, dil eğitimi konusunda neler gözlemlediniz?

-Bu konuda da şikâyetçiyim. Abhazya bağımsız bir devlet diyoruz, yedi ülke tarafından tanınmış diyoruz ama dil üzerinde yeterince, en azından benim istediğim duyarlılık yokmuş gibi geliyor iktidarlar açısından. Dört yıl ilkokulda anadilde eğitim var, ondan sonra ancak Abhaz edebiyatı bölümünü seçersen orada Abazaca, onun dışında üniversite de dahil olmak üzere anadilde eğitim yok. Bütün resmi toplantılar anadilde yapılmıyor. Anayasasında yazmışlar milletvekili adayı olmak için de anadilini bilme mecburiyeti var ama uygulamaya gelince maalesef yok. Bunlar gerçek, onun için üzülüyoruz. Yazılı edebiyatı olmayan hiçbir millet yaşayamaz, hiçbir dil yaşayamaz. Türkiye’de okuma-yazma ancak benim gibi birkaç kişinin gayretiyle oluyor, bizden sonra bu işi devam ettirecek insanlar lazım. Devletin okullarda okutması lazım. Bu olmadığı zaman dilin yaşama şansı maalesef yok. Orada bu açıdan biraz daha iyi diye düşünüyorum ama istediğimiz ölçüde değil.

 

-Türkiye’de aslında çok fazla yasaklarla gelen sınırlamalar vardı. Çocuklarına insanlar anadilde isim veremiyordu. Yazmak, çizmek, şarkı söylemek bile yasaktı. Şimdi de aslında anadilinde eğitimle ilgili kampanyalar düzenleniyor, özellikle Kürtçeyle ilgili ama biz galiba biraz uzak duruyoruz, biraz sakıncalı buluyoruz bu tür talepleri farklı anlaşılma kaygısıyla… Ne kadar fırın ekmek daha yememiz lazım Türkiye’de bunun gelişebilmesi için? Umut var mı?

-O konuda çok iyimser değilim. Önce milli şuur dediğimiz, “Dilimin yaşaması lazım” inancı herkeste olmalı… Herkes yemek yiyor, herkes eğleniyor, herkes “Daha iyi arabam olsun, daha iyi evim olsun, daha iyi yaşantım olsun” diye düşündüğü zaman… “Ben Türküm” diyen insanlara rastlıyorum; Abaza, Adige olduğu halde Türküm diyor. Türkle bir problemim yok, bu vatanla bir problemim yok, o ayrı bir şey. Türkiye vatandaşıyım ama Abazayım. Benim kültürüm de yaşasın. Bunu herkesin söyleyebilmesi, bunun için gayret etmesi lazım. Bu olmadığı zaman ister istemez asimile oluyoruz.

Annem 93 yaşında öldü, geçen sene; annemin de asimilasyonun etkisinde kaldığını gözlemledim. Abhazya’dan gelen profesörleri anneme götürüyorum, yaşlı insanlar arıyorlar Abazaca konuşmak için, ancak Türkçe karıştırmadan konuşamıyor. Kendimi övmek için söylemiyorum ama ben konuşuyorum. Örf, âdet, gelenek bakımından da dil bakımından da annemin bildiği birçok şeyi ben bilmiyorum. KAFFED’in bir paylaşımı vardı, çok hoşuma gitmişti: “Dedelerimiz bu vatan için ölürken Türkçe bilmiyorlardı ama şimdi anadillerini bilmiyorlar.”

Rahmetli babam okumayı, tahsili çok seven biriydi, ortaokuldayken veli olarak okula gelirdi, utanırdım babamdan Türkçesinden dolayı. Abaza olduğu çok açık belli olur bir şivesi vardı. Ama şimdi büyüklerimize bakın; hiçbirinin konuştuğu Türkçeden dolayı Abaza olduğunu anlayamazsınız, herkesin Türkçesi düzeldi. Bu bizim asimile olduğumuzun göstergesi işte! 93 yaşındaki annem ben çocukken Türkçe bilmezdi ama şimdi Türkçe karıştırmadan Abazaca konuşamaz hale geldik. Bunları fark etmemiz, üzülmemiz, çare aramamız lazım.

Bir projeden de bahsetmek istiyorum; beni KAFFED’in eğitimine gönderen o dönemki dernek başkanı Kadir Erkaya arkadaşımızın projesiydi bu, ben de çok doğru buluyorum. Sporda onunla birlikte çalıştık, MEB’de spor bölümü başkanlığı yaptı. Burada bir köyde Eğitimspor diye yaklaşık 50 kişilik bir tesisi var. İçinde çim futbol sahaları, voleybol, basketbol sahası var, spora müsait bir tesis. Şöyle diyor: “Türkiye’nin her yerinden Adige ve Abaza çocukları toplayalım, yazın okullar tatil olunca oraya kamp kuralım. İrfan Abi Abazaca kurs versin; Ragıp Hocamız var, o çocuklara Adigece ders versin. Tabii çocukları sıkmamak için spor da yapsınlar, cumartesi-pazar denize de götürelim, çocuklar tatil yaparken dillerini öğrensinler.”

 

-Yaz okulu gibi…

-Yaz okulu gibi ama sosyal faaliyetler olsun, geceleri sinemaya götürelim, yine dille ilgili olsun, çocuklara hitap eden şeylerle bunu yapalım… Hasta bakıcı olsun, onlarla ilgilenen kadınlar da olsun. Sonra bu çocukları alalım ertesi yaz Abhazya’ya götürelim, Adigeleri Adigey’e götürelim. Orada kendi sülalelerine bırakalım. Burada öğrendikleriyle 2-3 ay, başka dil duymadan orada kalsınlar. Dönelim; bu sefer orada tanıştığı arkadaşlarını burada misafir edelim. Ve üç yıllık böyle bir proje yapalım. Bunu çok doğru buldum ve her yerde anlatıyorum. Eğer finans sağlanabilirse böyle bir projede ücretsiz katkı vermek isterim. Türkiye şartlarında ancak bu şekilde dilimizi yaşatabiliriz diye düşünüyorum.

 

-Evet, İlkay Karaduman da örneğin İKKD’de drama ile Adigece öğretiyordu. Müziklerle, oyunlarla belki daha cazip hale gelebilir…

-Daha önce bahsetmiştim, çocuklarım koroda çalıştılar, çok faydasını gördüm. Çocukları övmek Abazalarda ayıptır ancak oğlum da kızım da akordeon, mızıka çalar, sosyal olarak da bir büyük geldiği zaman ayağa kalkmasını, kapıya kadar uğurlamasını bilir. Köyde göremediklerini dernekte gördüler, öğrendiler. O nedenle Sakarya Kafkas Kültür Derneği’ne hem beni hem çocuklarımı olumlu yönde etkilediği için teşekkür ediyorum. Spor dünyasından kültür dünyasına geçmeme bu dernek vesile oldu.

 

-Kültüre katkılarınız eşsiz, karşılığı ödenemeyecek şeyler… Bize zaman ayırdığınız için de çok teşekkür ederiz.

-Ben teşekkür ederim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here