Yassıada gizemleri!

0
752

‘Demokrasi ve Özgürlükler Adası’ ilan edilen Yassıada’da, dünden bugüne bakıldığında tartışılacak o kadar çok konu var ki. 1960 ihtilalinden sonra adada kurulan mahkemelerin, dönemin başbakanı Adnan Menderes ve bakanları Hasan Polatkan ile Fatih Rüştü Zorlu’nun idam kararlarının alınması, aynı adanın bugün ‘Demokrasi ve Özgürlükler Adası’ ilan edilmesi oldukça düşündürücüdür. Bugünü ve başta ABD olmak üzere emperyalist güçlerin sömürü haline getirdiği yönetimlerin ilk tohumlarının atıldığı dönemi de tartışmakta fayda vardır. Mahkeme kararları ve sonuçları elbette tartışılır. Ancak dünün açtığı bu yolun sonucu bugün AKP’nin Türkiye’yi bitirişe getirmesidir.
Tarihsel pencereden bakacak olursak, Doğu Roma İmparatorluğu döneminde yapılan manastır ve kilise yapılarını Osmanlı dönemi takip eder. 1859 yılında adayı satın alan Birleşik Krallık Sefiri’nin yaptırdığı yapıların ardından 1947 yılında Deniz Kuvvetleri’nin satın alması ile ada, 1952 yılında komutanlığa ait lojmanlar, spor alanı ve tesislerin yapılması ile 1978 yılına kadar askeri amaçlı kullanılmıştır. Deniz Kuvvetleri’nin adadan çekilmesinden sonra atıl kalan tesisler 1960 ihtilalinde yargılamaların yapıldığı alan olarak tarihte yerini almış, o süreçten sonra da yine kendi kaderine terk edilmiştir.
1970 yılında 1. derece doğal SİT alanı, 3. derece arkeolojik SİT alanı olan yer için plan tadilatı teklifi hazırlanmış, planlar askıda iken Adalar Belediyesi’nin itirazı ile 3. İdari Mahkeme’nin “Çevre düzeni planlarına ve kamu yarına aykırı” kararı ile plan değişikliği iptal edilmiştir. Yargı kararına rağmen, ne yazık ki Türkiye’de son dönem plan değişikliği uygulamalarında yöntem olarak devreye giren Çevre ve Şehircilik Bakanlığı burada da devreye sokulmuş, Yassıada ve diğer adalarda plan değişikliğinde E: 0.30 olan yapılaşmayı öngören çalışmaları planlardaki plan notlarına da işleterek, adanın doğal yapısını tamamen değiştirip sözde ‘Demokrasi ve Özgürlükler Adası’ adı altında hiçbir kamu yararı olmayan uygulamanın yapılmasını sağlamıştır. 2013 yılında yapılan bu plan değişikliğinde plan notlarındaki ‘’Bu alanda uygulama ile ilgili Tabiat Varlıkları Koruma Komisyonu’nca onaylanacak avan projeye göre TAKS, (Taban alanı katsayısı), yapı yüksekliği, kat yüksekliği vb konuların onaylanacak avan projede olma şartı ortadan kaldırılarak, kurul devre dışı bırakılmış ve bugünkü yapılaşmanın önü açılmıştır.
Adadaki arkeolojik yapılar tahrip edilmiş, ağaçlar kesilmiş, deniz üzerinde dolgu yapılmış, kayalar oyularak doğal kıyı şeridi bozulmuştur. Yeni planların uygulanmasının önünün tamamen açılması ile yapı yükseklikleri ve yoğunluğu ile ilgili tüm koruyucu plan kararları yok sayılarak 125 yataklı otel, 600 kişilik konferans salonu, 200 kişilik cami, sosyal alanlar, bungalovlar, kafe, restoran ve buna bağlı tesisler ile heliport alanı, açık hava müzesi, kütüphane, sergi salonları, seyir terası ve teknelerin yanaşacağı iskele yapılmıştır. Bütün bu yoğun yapılaşma adanın tamamen beton adaya dönüşmesini sağlamıştır. Adadaki plan değişikliği ve uygulamalar öncesindeki hava fotoğrafları ile şimdiki halinin fotoğrafı bu gerçeği en güzel şekilde ortaya koymaktadır.
Yassıada ve Türkiye’nin bu manadaki doğal ve arkeolojik SİT alanları son 20 yılda büyük bir saldırıya uğramış, geri dönülmesi mümkün olmayan sonuçları ile günümüze taşınmıştır. Koruma amaçlı planlar, koruma kurulları, yasa ve yönetmeliklerin hiçe sayılarak “Ben yaptım oldu” anlayışı ile yapılan bu müdahaleler adı her ne olursa olsun: İster demokrasi ve özgürlük, ister sürgün adası. Bu acı değişimin gerçeğini asla örtemez. Gelecek nesiller bu adada yapılanları ve yapanları bir kez daha yargılayacaktır…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here