Bir sözlü tarihin öznesi Çerkesler (Dizi 2. Bölüm)

0
170

Jıneps’in aralık sayısında tanıttığımız “Hafızam Çerkesçe” kitabının yazarı Ulaş Sunata ile görüştük. Kitaba ilişkin merak ettiklerimizi sorduk. Bizi kırmayıp röportajı kabul ettiği için kendisine teşekkür ediyoruz.

-Öncelikle hem sizi hem de proje ekibinizi tebrik etmek istiyorum. Kitabınız sizin de giriş bölümünde bahsettiğiniz üzere TÜBİTAK destekli “Türkiye’deki Diasporalar: Kuzey-Batı Kafkasya Halkları Örneği” adlı projeye dayanıyor. Dolayısıyla tebriki tüm proje ekibine yollayabilirim sanıyorum. Hocam, ilk olarak sormak istediğim soru önsözde yer alan bir ifadenizle ilgili. Orada “Çerkeslerin söz sahibi olarak yer bulduğu ve kendinden olmayana doğru –bir bilmeyene anlatır gibi -kendini- Çerkesliği– anlattığı bir çalışma sunmak istedim. Çerkeslerin özneleştiği bir eksende tutmak istediğim bu çalışmada sistematik ve analitik bir aracılık görevi üstlenmek istedim” diyorsunuz. Bu kitapta yer alan 30 görüşmecinin anlattıklarını kesintisiz vermenin de bununla ilgisi olduğunu düşündüm. Elbette bundan fazlası da var. Sizin aracılığınızın sınırlarını merak ediyorum. Bununla ilgili ne söylersiniz?
-Evet, bu kitapla öncelikle yapmak istediğim aracılık görevi görmekti. Bu kitabın arkasında büyük bir sözlü tarih araştırması var. Bu araştırmayı tasarlarken ince detaylar üzerinde durdum. Ekibe dahil ettiğim öğrencileri özenle seçmeye çalıştım. Ardından çok kapsamlı bir saha çalışması yürüttük. Sözlü tarih görüşmelerinin yanı sıra derinlemesine görüşmeler, kanaat önderleriyle ve sivil toplum temsilcileriyle odak grup çalışması yaptık. Tüm bu birikimi farklı mecralardan sunmak önemli diye düşünüyorum. Kitap bu anlamda bu araştırmadaki sözlü tarih tekniği ile ortaya çıkarmaya çalıştığımız toplumsal hafızanın bir dökümü niteliğinde. Tabii biz çok daha fazla kişiyle sözlü tarih görüşmesi yaptık, yine bunlardan hafızadaki farklılıkları yansıtan 30’unu seçmeyi tercih ettim. Bu görüşmelerdeki anlatıların içeriğini bozmadan, akışını koruyarak, birkaç kere derleyerek size ulaştırmak ayrıca önemliydi. Böylece siz okuyucular onların ağzından, doğrudan, tek çırpıda dinler gibi okudunuz. İşte benim için emek yüklü bu aracılık görevi de buydu zaten, yani nihayetinde bu anlatı Çerkeslerin anlatısı olsun, bu kitap önce onların kitabı olsun istedim.

-Neden ve nasıl bu 30 kişiyi seçtiniz? Mesela ağırlıklı olarak Uzunyayla -Kayseri, Sivas, Kahramanmaraş-, Samsun, Çorum’un köylerinde yapılmış görüşmeler var. Örneğin Kocaeli, Düzce, Bursa’daki köylerde yaşayan Çerkeslerle yapılmış görüşmeler yok. Buradaki köylerin, nasıl denir, daha otantik ya da aslı gibi olduğunu mu düşündünüz?
-Sondan başlayarak yanıtlayayım. Hayır, seçtiğimiz görüşmecilerin yaşadıkları bölgelerin daha otantik olduğunu düşünerek seçmedim. Bu kitabın arkasındaki sözlü tarih çalışması Çerkes diasporasının Türkiye kırsalına ait biliyorsunuz. Proje kapsamında ön çalışma sırasında köy haritasını resmetmeyi denedim, Türkiye’de Karadeniz kıyılarından aşağıya akan hatlar olduğunu, bunlardan benim öncelikle önem verdiğim ana aks ise Samsun’dan aşağı, Çorum ve Tokat’ı da kesen, ardından Sivas (Yıldızeli, Şarkışla), Kayseri (Pınarbaşı), Maraş (Göksun, Andırın) yani Uzunyayla’da yoğunlaşan ve Osmaniye, Adana üzerinden Hatay’a akan aks. Saha sırasında zaman ve bütçe gibi kısıtlarımız da vardı, bu sebeple en çok bu aksta sözlü tarih çalışması yaptık. Ama buranın dışında Balıkesir, Bilecik, Eskişehir ve Düzce’de de çalışma yaptık. Nitekim kitapta Balıkesir’den iki görüşme var. Her ne kadar yerelden yerele farklar olsa da, Çerkeslerin iç dinamikleri ve ağlarının o kadar kuvvetli olduğunu gördüm ki, bu bakımdan kitabın tüm Çerkes hafızasını yansıttığını düşünüyorum. Bu anlamda daha detay başlıklara yoğunlaşmak üzere yeni çalışmalar yapılmasını tavsiye ediyorum. Eğer destek bulursam, örneğin ilerisi için yapmak istediğim bu bağlamdaki çalışma daha Güney Marmara ve Doğu Marmara bölgelerine ait olacak.

-Görüşmecileriniz 18-82 yaş aralığında kadın ve erkeklerden oluşuyor. Hem cinsiyet hem de yaş farkları göz önüne alındığında kimliğe dair hangi konularda farklılaşıyorlar?
-Ben hep söylerim; göçmenler yerlilere göre, gençler yaşlılara göre, kadınlar erkeklere göre daha açık daha cömert konuşur. Ama bu metodolojik bir durum. Her birinin anlatısı kendi içinde farklı zenginlikler taşıyor. Çerkes diasporasında bence özellikle göze çarpan, gençlerin kimliklerine sahiplenme konusundaki istekleri.

-Kitabınızı okuduğumda açıkçası şaşkınlık içerisinde kaldığım bölümler oldu. Kimi zaman aynı görüşmecinin birbiriyle çelişen ifadeleri ya da yanlış bilgiler vermesi gibi. Örneğin birkaç görüşmeci Çerkesleri Çarlık Rusyası’nın değil, komünistlerin -onların ifadesiyle- sürdüğünü iddia ediyor. Bu çok ilginç… Yakın geçmişe dair farklı bir kurgunun kimliğe de kuşkusuz etkisi var. Kimlik de çok katmanlı, girift bir şey sonuçta. Siz bu kurguyu nasıl yorumluyorsunuz? Örneğin Müslüman kimliğini ön plana çıkarmak da buna dahil edilebilir mi?
-İnsanların olanı biteni veya olmayanı nasıl okuduğunu anlamaya çalışmak çabamız. Çelişen ifadeler veya doğru bilinen yanlışlar olmazsa şaşmalıyız belki de. Sözlü tarih, yapıldığı tarih koşullarında kişilerin geçmişe bakışıdır. Yani içinde bugün de vardır. Düne dair bugünden sözlerle konuşuruz. Dünden ezberimizde kalanları söyler buluruz kendimizi bazen. Yani sözlü tarih kompleks bir yapıdır. İçinde tarih gibi gedik ve tutarsızlıklar olur. Yapılması gereken, bu kurguların farklı okuyucu gözlerinde yeniden çözümlenmesi ve gerektiğinde yapısöküme uğratılmasıdır. Bu kitap okuyucusunu kapsar, sürece dahil eder, okuyucu bir tüketici değil, üretimin bir parçası haline gelir.

-Görüşmecilerin ortaklaştığı neredeyse tek şey, yok olan dil karşısındaki endişeleri gibi geliyor bana. Buna dair çözüm önerileri farklı olsa da dilin yavaş yavaş kaybolduğunu fark etmişler. Bir de Ethem Bey konusu var elbette. Orada da konuya “makul vatandaş” olarak tepkide bulunuyorlar. Aslında hem dil hem de Ethem Bey konusundaki tavırları bir anlamda devletle ilişkilerinin sınırını belirliyor diye düşünüyorum. Siz, çoğunlukla temkinli olan bu yaklaşıma dair ne dersiniz?
-Güzel bir tespit. Bunu şöyle de okuyabiliriz: Dil ve Ethem Bey konuları Çerkeslerin Türkiye’de Cumhuriyet itibariyle kurdukları vatanda ulus-devlet kurgusu içinde dışlandıkları, hor görüldükleri, yok sayıldıkları, hain ilan edilme riski taşıdıkları, o kimliğin girift katmanlı yapısına meydan okuyan iki nokta. Sığındıkları imparatorluktan sonra uğruna mücadele ettikleri ülkede resmi dili Türkçe olan ve Çerkes Ethem vakası gibi iki olguya uyanan Çerkesler için kolay olmadığını belirtmek isterim. İnanın Çerkesler uyandıkları o sabah biz “makbul vatandaşlar” olalım demediler. Ethem konusu enstrümantalize edilmiş, çok daha içkin ve azınlık formasyonundan daha can yakıcı ve kafa karıştırıcı niteliğiyle kritik. Dil konusu ise talep edilebilmesi ve imkân verilebilmesi ile bugün için daha sıkıntı veriyor. Yani Çerkesler için dil belli noktalarda geç kalınmış bir taleptir, bu geç kalmışlık Çerkesleri üzüyor.

-Kitabınızda görüşmecilerin Ermenilere dair anlatıları da var. Adnan Çelik-Namık Kemal Dinç “Yüz Yıllık Ah!” adlı kitapta, 1915 olayları esnasında özellikle Diyarbakır’da Kürtlerin hafızasında neler olduğunu yazmıştı. O da bir projeye dayanıyor. O kitapta da yer yer Çerkeslere atıflar var. Aslında daha çok devlet olarak yer alan Çerkeslerin… Sizin görüşme yaptığınız Çerkeslerden biri de “Biz devletiz zaten” diyor. Çerkeslerin Ermenilerle ilişkisi aslında bir yokluk zemininde diyebilir miyiz? Çünkü “Biz geldiğimizde onlar gitmişti” diyorlar. Aktarımları nasıl yorumlamalı?
-Kitabın sonunda “Gerçek, Hafıza, Dile Gelenler” kısmında iki makale var. Bunlardan “Diasporanın Sosyokültürel Hafızası olarak Çerkes Köyü” makalesinde daha önce yaşayan veya eskiden birlikte yaşanılan halklara ilişkin kırsal hafızayı altı başlıkta toplamıştım: boşluk algısı; burası değil, civar köyler algısı; birliktelik algısı; talan algısı; karşılılık algısı ve son olarak tampon farkındalığı. Yani sadece yokluk zemininde değil. Çerkeslerin Ermeniler ile ilişkisi çok daha fazla boyutlu, hafıza bize bunu söylüyor.

-Son sorum; köy gibi şehre nazaran daha homojen bir yerleşim yerinde yaşayan diaspora Çerkeslerinin hafızasını nasıl tanımlarsınız?
-Köyler şehirlere göre daha fazla kültürün korunmasına imkân veren mekânlar. Ayrıca köyün konumu Çerkes diasporası için son derece mühim. Çerkes kimliğini, Çerkesler arası bağı kuvvetlendiren iki unsur varsa, biri dernekler ile büyüyen sivil toplum, ikincisi de köydür. Ama köyü öyle uzakta, şehirden izole bir yer olarak okuyamayız, bunu özellikle belirtmeliyim, Çerkes köyleri anlamını köy-kent uzamında yapılandırmaktadır. Köy, şehrin ilgisiyle vardır. Orada yapılan düğünler, festivaller sayesinde şenlenir, çoğalır. Bu sebeple Çerkeslerde kırın hafızası daha farklı biçimde de şekillenir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here