Bizim coğrafyada kadın olmak…

0
116

Sınır komşusu olsak da, her bir cumhuriyetin arasında 2 saat gibi kısa mesafeler olsa da, Adige kadınlar ile Osetyalı, Dağıstanlı, Çeçenyalı, Abhazyalı kadınlar genel olarak birbirinden oldukça farklı özellikler taşıyorlar. Milliyetler; tarihsel, geleneksel, sosyokültürel, ekonomik birçok nedenden dolayı birbirinden farklı olduğu için kadın olgusu da bu farklılığı taşıyor haliyle. Yani ‘’Kafkasyalı kadınlar’’ şeklinde bir genelleme yaparak anavatan coğrafyasındaki kadınların tümünü kapsayan değerlendirmeler yapamayız.

Benim yaşadığım Kabardey bölgesindeki Adige kadınlar için kadın olmak; çocukken aile içinde ve eğitimde, erkeklerle eşit şartlarda başladığı yaşamına, yetişkin olduğunda, erkeklerle toplumsal alan paylaşımında eşitsizliği kabullenmek demektir. Yoğun bir tempoyla çalışırken çoluk çocuğa karışıp, hayatındaki erkekleri çekip çevirdiğini zannederek, düşünmeye ve sorgulamaya zamanı olmadan, özveri yumağı halinde yaşamak demektir.

Kadın olmak zor bizim buralarda. Alternatif yaşam tarzlarını, başka seçenekler olduğunu bilmedikleri için zor olduğunu düşünmüyorlar kendi yaşamlarının. 18-22 yaş aralığında yapılan evlilikler ile hemen çocuk sahibi olarak, daha eğitimini tamamlamadan aile sorumluluğunu alarak, bir yandan da çalışmaya başlayarak giriyorlar mevcut çarkın içine. Köylerde ve bir arada yaşayan geniş ailelerde önce gelin olmakla, sonra da bütün yükü sırtlamakla başlıyor mücadele. Şikâyetçi değiller kadınlar. Aile birliğine saygı duyan bir eşleri varsa gerisi çok önemli değil onlar için.

Burada kadın ve erkek nüfusu sayıca birbirine çok yakın. Ancak kadınların çalışmasının yasaklandığı birkaç sektör hariç (doğurganlığı etkileyecek bazı işkolları) diğer tüm sektörlerde kadınları erkeklerden çok daha fazla görebilirsiniz. Erkeklere özgü işler olarak bilinen pek çok sektör de buna dahildir. Ekonomik özgürlükleri olması anlamında bu durum sevindiricidir. Ücretli bir işi olmayanlar ise ya ticaret yaparak, ya evinde, bahçesinde bir şey üreterek (yiyecek, küçükbaş hayvan vs.) gelir elde etmenin bir yolunu buluyorlar. Kadınlar için yapılamayacak bir iş yoktur. Bu konudaki esneme yeteneklerine ve özverilerine hayranım. Çalışmanın, bir meslek sahibi olmanın gerekliliğini bilerek yetişiyorlar. Ayakları üzerinde durma yetileri her zaman var. Çalışkan ve özverili olmaları yaratılış mıdır yoksa kendi ailelerindeki kadınları örnek almaları mıdır bilemiyorum. Belki de her ikisidir.

Bu özveri ve çalışkanlığın robotumsu görüntüsü beni rahatsız ediyor. Kendileri alan seçme, belirleme yerine, kendilerine erkekler tarafından ayrılan alanlarla yetiniyorlar ve bunu değiştirmeye çalışmıyorlar. Bu, özellikle de bürokrasinin, yönetsel kadroların dışına itilmeleri anlamına geliyor. Oysaki kadınların yaradılışları itibariyle sahip oldukları empati, sağduyu gibi diğer tüm olumlu insani özellikler, her işi en az erkekler kadar iyi yapabileceklerini dünyada örnekleriyle kanıtlamaktadır.

Çerkes olmalarının bu ötelemeye katkısı var mıdır, evet vardır. En geri kalmış toplumlarla kıyaslandığında bizde kadının yeri çok özeldir denebilir. Bugüne baktığımızda ise hep ayrıcalıklı olagelmiş erkeklerin, bu durumu hâlâ kendi lehlerine kullanmalarına göz yuman ciddi ve güçlü bir kadın nüfusumuz var.

Bazı şeyler pat diye değişmiyor. Yaşam-zaman akıyor, insanlar ciddi bir koşuşturmaca içindeler. Yani yaşamak için çalışmak zorundalar. Düzen iyi ayarlanmış; düşünme, çalış!

Üret! Yaşamak istiyorsan buna zorunlusun! Çocukların var, onların geleceğine odaklan! Çalış! Daha rahat yaşamalıyım diye çırpınan kadın; peki neden sadece erkekler yönetiyor, ben de olmalıyım demiyor? Örneğin Kabardey Parlamentosu’nda şu anda %80 erkek,%20 kadın milletvekili vardır. Bu oran diğer yönetim kadrolarında kadınların aleyhine olarak daha da düşüktür.

Yazar-şair bir kadın arkadaşım anlatmıştı, Yazarlar Birliği Başkanlığı’na aday olmak istemiş seçilemeyeceğini bilerek. “Aday olmana bile engel olurlar” demişti. Temayül öyle, erkeklerin tutmuş olduğu köşe başlarına kadınlar yaklaşmıyorlar. Bu konunun Çerkeslikle doğrudan ilişkisi olduğunu düşünüyorum. Çünkü nüfusun az olduğu yerlerde telkin ve ikili ilişkilerle pek çok şeyi kendi lehine çevirebiliyor erkekler.

Nedenleri araştırıldığında tabii ki bulunabilir. En başta çok uzun yıllar süren savaşlarla azalan erkek nüfusun korunması ve onurlandırılması, aynı nedenle kadınların tüm ekonomik ve sosyal yaşamı sırtlanmış olması ile başka alanlara yönelmemesi, tamamen değişen siyasi sistemlerde, altüst olan ekonomik düzenlerde yaşamsal kaygılar vs. pek çok neden sayılabilir. Bir de Çerkes geleneği diye uygulanan, dayanağını kimsenin sorgulamadığı “erkekse öncelik ondadır” saplantısı var. Toplumsal davranışlara bu cinsiyet ayrımcılığı iyice yerleştirildi. Erkek sadece erkek olduğu için kadınlar tarafından saygıyı hak eder. Halen uygulanmakta olan geleneklerimizin seremonilerinde bunu açıkça görebiliyoruz. Yaşamı paylaşırsınız, belki yükün çoğunu da kadın sırtlar ancak yan yana/eşit olamazsınız.

Seremonilerdeki sofra düzeni bunun en belirgin örneğidir. Yaşça büyük olsa da erkek varken kadın öne geçemez, sofrayı erkek yönetir. Bu önemsiz gibi görünen örnek, toplumun aynasıdır aslında. Kadınlar bunu sorun olarak görmüyorlar. Dolayısıyla değiştirme yönünde de bir çabaları olmuyor.

Benim gözlemlerim ile fark ettiğim adaletsizliklerin, burada doğup büyümüş olan kadınlara öyle görünmemesinin nedeni, yukarıda anlattığım yoğun meşguliyetleridir. Düşünmeye, sorgulamaya zamanlarının olmamasıdır. İyi veya kötü yönetiliyor olmak şimdilik dertleri değil. Oysaki uğraşlarının sonuçlarının iyi ya da kötü sonuç vermesi buna bağlı. En başta da yetiştirmeye çalıştıkları çocuklarının geleceğiyle refah düzeyinin belirleyici faktörleri gibi tüm temel öğeler, yönetim mekanizmasının iyi ya da kötü olmasıyla doğrudan ilgilidir.

Kadın ve erkek arasındaki toplumsal eşitsizliği yaratan ve kadının toplumdaki yerini belirleyen en belirgin etmen, bazı milliyetlerde din olgusudur. Dünyadaki diğer örnekleri gibi, kadının yok sayıldığı toplumlar kadar olmasa bile, Çeçenya, İnguşetya ve Dağıstan’da da toplumsal yaşamda dinin kadını öteleyen gerçekliği çok net olarak görülmektedir. Bu halkların köklü kültürlerinin, bu konuda kattığı değerlerin bile önüne geçmiştir bu durum. Sovyetler Birliği zamanında kadına dayatılamayan pek çok şey artık toplum baskısı ile dayatılabilmektedir. Örneğin kafasını-saçını örtme zorunluluğu… Gururla danslarını izlediğiniz ünlü dans topluluklarındaki kadınlar ve kadın şarkıcılar artık türbanlıdır. Kadınların isteyerek, kendi iradesiyle kafasını örtmediğini çok net olarak fark edebilirsiniz kıyafetlerine ve davranışlarına bakarsanız. Türban bu zihniyete verilecek sadece ilk şekilsel örnektir. Genel olarak bu cumhuriyetlerde toplumdaki cinsiyet ayrımcılığını fark etmemek mümkün değildir.

Toplumsal cinsiyet eşitsizlği konusunda farkındalık yaratmak adına, hem erkekleri hem de kadınları kapsayan ve sadece benim yaşadığım yerde değil Kafkasya’da her bölgede geniş kapsamlı bir anket çalışması yapılmasını isterdim. Belki o da olur ve sizlerle paylaşırız.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here