Festival filmleri ve Kafkasya

0
340

Çekimleri Kuzey Osetya, Çeçen Adası ve Abhazya’da yapılan 3 film, farklı festivallerin gösterim listesine girdi

Svetlana Rodina ve Laurent Stoop’un çektiği 92 dakikalık ‘Ostrov – Lost Island (Kayıp Ada)’ adlı belgesel, 29 Nisan-9 Mayıs 2021 tarihleri arasında gerçekleşen Hot Docs Kanada Uluslararası Belgesel Film Festivali’nde ‘En İyi Uzun Metraj Belgesel’ ödülünü aldı. İsviçre yapımı film, daha önce Nyon’daki Visions du Réel’de seyirciyle buluşmuştu.

Kabardey-Balkarlı kadın yönetmen Kira Kovalenko’nun “Yumrukları Gevşetmek” adlı filmi, 6-17 Temmuz 2021 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan 74. Cannes Film Festivali’nin programına alındı.

İrina Vasilyeva’nın yönettiği 76 dakikalık “25 Yıllık Yalnızlık” adlı film, Art Doc Fest’te (Artdocfest Belgesel Film Festivali) gösterildi.


Yumrukları Gevşetmek

 

Çekimleri Kuzey Osetya’da gerçekleştirilen ‘Yumrukları Gevşetmek’ filmi, Osetya’nın Mizur adlı dağ kasabasında yaşayan bir ailenin sorunlarını anlatıyor. Babalarının baskıya dönüşen yoğun ilgisinden bunalan gençlerin ailelerini terk ediş öyküsüne odaklanıyor.

Yönetmen Kovalenko, Kabardey-Balkar Devlet Üniversitesi’nde Alexander Sokurov’un yaratıcı atölyesinde aldığı yönetmenlik eğitimini 2015 yılında tamamladı. Kovalenko’nun 2016 yılında çektiği ‘Sofichka’ adlı film, Dublin “İpek Yolu” Film Festivali’nde ‘En İyi Film’, ‘En İyi Yönetmen’ ve ‘En iyi Kadın Oyuncu’ ödüllerini kazanmıştı.

Tanıtım

Zaur, yaşadığı trajik olayların ardından, bir maden kasabası olan Mizur’a taşınmıştır. Oğullarını ve tek kızını ebeveyn şefkati ve aşırı korumacılık arasındaki sınırları bilmeksizin katı bir biçimde yetiştirmiştir. En büyük oğlu Akim çalışmak için en yakındaki büyük şehre, Rostov’a kaçmıştır.

Küçük oğlu Dakko, hayattan ne istediğini henüz bilmemektedir, kızı Ada ise kaçmak için planlar yapmaktadır. Bağımsız bir yaşama kavuşmak için babasının baskılı koruyuculuğundan kopmak, Ada’nın düşündüğü kadar kolay olmayacaktır.


25 Yıllık Yalnızlık

Art Doc Fest’te (Artdocfest Belgesel Film Festivali) gösterilen ‘25 Yıllık Yalnızlık’ adlı film, 1992-1993’te yaşanan savaşı kazanan, ancak yaralarını hâlâ saramayan ve bağımsızlığı tüm dünya ülkeleri tarafından tanınmayan Abhazya’nın bugününü anlatıyor. İrina Vasilyeva’nın yönettiği 76 dakikalık belgesel, Açandara adlı dağ köyünde çekildi. Birtakım imkânsızlıklar nedeniyle çekimleri 3 yıl süren belgeselin başrolünü Abhaz Drama Tiyatrosu aktörlerinden Lavrik Ahba canlandırdı. Ahba dışında profesyonel oyuncunun yer almadığı filmin yönetmeni Vasilyeva, “Filmin adı, Gabriel Garcia Marquez’in ‘Yüzyıllık Yalnızlık’ adlı romanına saygı niteliğinde konuldu” dedi.

 

Tanıtım

Aşkı arayan iki arkadaş… Geride kalan savaş… Aşkın savaştan daha yıkıcı olabileceğini kim hayal edebilir ki?

Aktör Lavrik Ahba aynı zamanda bir savaş kahramanı, sınır donanması komutanı, şarap üreticisi ve çiftçidir. Okumayı çok sever. Köyünde yağmur sesi eşliğinde uzanarak okur kitapları. Kadınların yerini almıştır kitaplar Ahba’nın yaşamında. En sevdiği kitap ise “Yüzyıllık Yalnızlık”tır. Komşusu Tuta Ayüdzba ise geçmişte kamyon şoförlüğü yapmış, Polonya’ya seyahat etmiş ve herkes gibi savaşmıştır. 60 yaşına gelmek üzeredir ve evlenme vakti gelmiştir artık.

Ahba ve Ayüdzba, çevrimiçi bir çöpçatanlık sitesine kaydolmaya karar verir. Ama kayıt esnasında formu doldururken birçok detayla karşılaşırlar. Abhazya diye bir ülke yoktur mesela seçenekler arasında… Yine de kayıtlarını yaptırırlar.

Lavrik artık âşıktır. Ve bu aşkın ateşi, savaştan daha fazla acı verir ona.


Kayıp Ada

Film endüstrisinde cinsiyet çeşitliliğini savunan, bu kapsamda çalışmalar yapan Women and Hollywood’a röportaj veren, ‘Kayıp Ada’ adlı filmin yönetmeni Svetlana Rodina, gördüğü bir fotoğraftan sonra filmi çekmeye karar verdiğini ve adayı altı kez ziyaret ettiğini söyledi. Adada yaşayan insanların ne hissettiğini aktarmak isteyen Rodina, kendi kelimeleriyle “Adada yaşayanlar ne düşünüyor? Özgürlük mü yoksa hapishane mi bu ada?”yı öğrenmek istiyordu.

Tanıtım

Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından yapayalnız bırakılan Çeçen Adası’nın sakinleri, yasadışı balık avcılığı yaparak hayatta kalıyor. 50 yaşındaki İvan, yaşamını ve özgürlüğünü riske ederek düzenli olarak balık tutmaya gidiyor. Mücadele ediyor, kahkaha atıyor, dans ediyor, dövüşüyor ve Putin’in bir gün adada yaşanan sefaleti görüp yardım edeceğine gerçekten inanıyor.

Hazar Deniz’inde adeta kaybolan Çeçen Adası’nda bir zamanlar kolektif balıkçılık çiftliği vardı. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından çiftlik yıkıldı ve siyah havyar üretimi yasaklandı.

Adada 3 bin insan yaşıyordu. Bugün ise sadece 50 kişi var. Adada elektrik, doğalgaz, doktor ya da polis yok. Ve İvan’ın yapabileceği tek bir iş var: Yasadışı balık avcılığı. Bu nedenden yargılanmış ama yine de denize çıkıyor. Başka bir seçeneği yok, ya mersinbalığı yakalayacak ya da açlıktan ölecek. İvan zaman zaman jeneratörü çalıştırıp devletin TV kanalındaki propaganda programlarını izliyor. 45 yaşındaki Anna gençken şehirde okumuş ama İvan’a âşık olunca adadaki zorlu yaşamı seçmiş. 19 yaşındaki oğulları Anton ve 17 yaşındaki kızları Alina’nın başka bir yerlerde daha iyi bir geleceğe sahip olmalarını istiyorlar. Ama Anton ve 19 yaşındaki kuzeni denize çıkmaya başlamış bile… Oysa Anton’un tek bir isteği var: Bu adadan gitmek…


Hazar Denizi’nin batı kıyısında yer alan ve 55 km2 alana sahip olan Çeçen Adası, Dağıstan Cumhuriyeti’ne bağlı.

19. yüzyılın ortalarından itibaren ada, ağır iş cezasına çarptırılanların sürgün yeri haline gelmişti. 1863’te İngilizler, çarlık hükümetinin emriyle adaya bir deniz feneri inşa etti.

1929’da köy, Mahaçkale bölgesindeki Çeçen Köy Konseyi’nin idari merkeziydi ve 378 çiftlikten oluşuyordu.

Alman gezgin ve doğabilimci Samuel Gottlieb Gmelin’in (1745-1774) notlarından:

“Ayın 10. gününde sabah 07:00’de Çeçen Adası’na gitmek için yola çıktık. İsmini dağlarda yaşayan bir etnik gruptan, Çeçenlerden almış. Çeçenler balık tutmak için oraya gidiyormuş.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here