Geçmişten geleceğe Çerkes El Sanatları

0
305
Elmas Eşsiz

‘Çerkes El Sanatları’ kapsayıcı bir başlık aslında. Bu alanda eser vermiş değerli insanlarımız var. Bu röportajda, sadece üretmekle kalmayıp ürettiklerini paylaşan ve biriktirdiklerini öğreten değerli isimlerden bazılarını bir arada görmek istedik. Her biri ayrı bir söyleşinin konusu olabilecek kadar emek ve eser vermiş olmalarına rağmen bizi kırmadılar ve böylece belki de kültürün yeniden üretimi üzerine birlikte sohbet edebileceğimiz sanal bir ortam yaratmak istedik.

Eşsiz kardeşlerin hazırladığı ‘Kadim Çerkes El Sanatları’, diasporada yayımlanmış çok az sayıdaki başvuru kaynaklarından. Elbette Ankara Derneği’nin hazırladığı ‘Çerkes Motifleri’ ve Erol Yıldır’ın ‘İsting, Çeçen-İnguş Halkının Keçe Sanatı’ kitaplarını unutmuyoruz. Ne güzel ki yeni çalışmalar da var yolda.

Ayşe Eşsiz

Ankara’da KAFFED bünyesinde yapılan çalışmalarla ilgili olarak sorularımızı Nesrin Tok Alpan, Melekhan Fidan Atalay ve Şeneser Tokmak yanıtladı.

 

İstanbul’daki çalışmalara gelince; Şamil Vakfı bünyesindeki Adiyüf grubundan ve İKKD bünyesindeki çalışmalardan bahsetmemiz gerekir. Bunlarla ilgili sorularımıza ise Bengün Gül ve Esen Bal yanıt verdi.

Bu söyleşiye zaman ayıran herkese çok teşekkür ederiz.

 


 

-Nesrin Tok Alpan, KAFFED Yönetim Kurulu Üyesi olduğunuzu biliyoruz. Okurlarımız için siz bize kendinizi tanıtmak ister misiniz?

-Memnuniyetle. Uzunyayla-Pazarsu Köyü’ndenim. Orta, lise ve üniversite eğitimimi İstanbul’da tamamladım. Mezuniyet sonrası iş dünyasıyla tanışmam da yine İstanbul’da oldu. Bankacılık dahil olmak üzere çeşitli sektörlerde 10 yıl çalıştım. Sonraki iş yaşamımın büyük kısmı Sivas’ta devam etti. Özel sektördeki son çalışmam, çokuluslu bir şirketin Sivas fabrikası oldu. Bu fabrikadaki çalışma bana kurumsallaşma, insan kaynaklarına yatırım, ülke ve dünya gündemini takip konularında önemli deneyimler kazandırdı.

Yoğun iş ortamıma rağmen, sürekli öğrenmenin heyecanı ile “Pedagojik Formasyon”, “Yüksek Lisans” ve “SM Mali Müşavirlik” eğitimlerimi tamamladım. 2000 yılında emekli oldum, kısa bir sürenin ardından tekrar Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladım ve 20 yıla yakın öğrencilerime çok severek hizmet verdim.

İki makale, üç dergi, üç kitap çalışmam (biri yayımlanmış, ikisi yayımlanmamış) ve 85 adet özgün lisans tezi danışmanlığım oldu. O dönem yürütmekte olduğum CÜ-KAF Akademi Topluluk Danışmanlığı ve dergi çalışmalarının yanında toplumumuzun tarafıma tevdi ettiği Sivas Dernek Başkanlığı, KAFFED Delegeliği ve DÇB Delegeliği gibi görevlere hakkını verebilmek adına üniversitedeki görevimden ayrıldım.

2020 yıl başından bu yana, bahsi geçen konulara ilaveten SKKKD, KAFFED ve DÇB Yönetim Kurulu Üyesi olarak çalışmalarıma devam etmekteyim.

 

-KAFFED Çerkes El Sanatları Çalışma Grubu olarak sergi çalışmalarınız oldu mu?

-Bu sorunuza anlamlı bir cevap verebilmek için öncelikle, grup üyelerimizin ifadelerinden de yararlanarak, KAFFED bünyesindeki Çerkes El Sanatları’nın (ÇES) gelişim süreci hakkında tanıklıklarımı tarihe not düşmek ve grubun oluşturulmasındaki amacı kısaca açıklamak isterim.

ÇES’e ilişkin çalışmalar ilk olarak Ankara Derneği’nde, Sayın Yıldız Şekerci’nin kadın komisyon başkanlığı döneminde başlamıştı. Sn. Şekerci’yi genel başkanlığı öncesinden tanıma şansım olmuştu. Kendisinde, birçok konuda toplumun önünü açacak çözümler üretebilme özelliğini fark etmiştim. En çok dikkatimi çeken konular içinde, tüm sosyal alanlarda kadın katılımının artırılması ve ÇES’in farklı bir zeminde ele alınmasındaki kararlılığı olmuştu.

Sasık Janset Mıdoğlu’nun annesi Kuşha Emine Hanım’ın, unutulan, tarihe karışmak üzere olan Çerkes el sanatlarını herkese öğretmek için büyük çaba harcadığı dönemlerdi. Bir başka dernekte Halk Eğitim desteğiyle kurs açtığını öğrenen Sn. Şekerci, Halk Eğitim ile irtibat kurarak, kendi derneğinde de kursların açılmasını sağlamış, böylece kadın çalışma grubu daha aktif hale getirilmişti.

Kadınların ekonomik olarak ayakta durabilmesi, kendine güven kazanması önemliydi. Zor, meşakkatli yıllardı ama herkes elinden geleni yaparak katkı sağlamaya çalışıyordu. Halk Eğitim’den gelen hocaların verdiği eğitim formatı, zamanla Çerkes motiflerine, el sanatına dönüştürülmeye başlanmış ve ortaya çıkarılan ürünler kermes çalışmaları ile halkla buluşturmuştu. Başarılı kermes çalışmaları kadınların motivasyonunu artırmış, çok daha farklı fikirler ortaya çıkmaya başlamıştı.

Bu ürünlerin ilki şharxon idi. Zeğal Zehra Yağan, Yismeyl Üner Özbay ve Ayşe Özbay katılımı ile ilk üretim yapılmış, sonrasında denlek ve wağa işleri de mercek altına alınmıştı. ÇES konusunda çok değerli katkıları olan Bidenoga Melek Atalay’ın verdiği kurslar da ayrı bir değer katmıştı. Tabii ki her şeyin ilki zordu ama başarıyı kıymetlendiren de bu zorluklar değil miydi?

Yolun başından itibaren Kuşha Janset Mıdoğlu, Bekaldı Hülya Kızılkaya ve Huvaj Tijen Hatam’ın fedakârca ve birlikte çalışma kararlılıkları, verilen emekleri sonuçsuz bırakmamıştı. Ankara Derneği’nce çeşitli illerde gerçekleştirilen kısa süreli eğitimler de Çerkeslerin farkındalığını artırmış, sonrasında; 2016 yılında İstanbul ve Kayseri derneklerinde de faaliyetler başlatılmıştı. Bahsi geçen derneklerdeki gelişmeler konusundaki ayrıntılara hocalarımız; İstanbul Derneği’nden Kucba Esen Bal ve Tu’uj Asiye Yağan, Kayseri Derneği’nden Bekaldı Saime Sönmez, Tok Tezer ve Tok Nesteren Tokoğlu daha fazla vâkıflardır. Ben onlara teşekkürlerimi ve sevgilerimi sunuyorum.

Ekim 2019’da Sivas Dernek Başkanlığım sırasında, Sivas Olgunlaşma Enstitüsü, Derneği’mizden; “Hepimiz Bir Kilimin Desenleriyiz” projesi kapsamında “ÇES Teknik Eğitim Desteği” talebinde bulunmuştu. Bu; derneğimize devletin resmi bir eğitim kurumu tarafından getirilen ilk ciddi çalışmaydı ve ÇES’in tanıtılması açısından önemli bir fırsattı. Teklifi olumlu karşılayarak KAFFED’den destek talep ettim.

O güne kadar ÇES ile bir ilgim olmamıştı. Konuya çok yabancıydım. “Çerkes El Sanatları ve Giyimi Araştırmacısı” olarak tanıdığım uzman hocalarımızdan olan Thats Şeneser Tokmak’tan da ayrıca ricada bulunarak Sivas’a davet ettim. Böylece; Şeneser, Tijen, Hülya ve Janset hocalarımız, bir hafta sürelerini bize ayırma nezaketi gösterdiler ve o süre içerisinde, Çerkes el sanatlarının en güzel örnekleri hakkında enstitü hocalarına teknik bilgiler aktardılar. Gösterdikleri bu dostluk için sevgiyle anıyorum hepsini.

Bu olay Sivas’ta ses getirdi, ÇES konusu hem daha fazla önem kazandı hem de ilgi duyulmaya başladı. Bu arada enstitü öğrencileri başarılı çalışmalar yaptılar ve büyük bir istekle saha araştırmalarına başladılar. Ulaşabildikleri bütün Çerkeslerle görüşmeler yaptılar. Vali Bey’in eşi Zeynep Akkiraz Ayhan Hanımefendi hem hocalarımızı ziyarete geldi hem de bir kahvaltıyla ağırlayarak teşekkür etti.

Sonraki süreçte KAFFED Olağan Genel Kurulu gerçekleşmiş ve şu andaki yönetim 24 Kasım 2019’da göreve başlamıştı. Ancak ne yazık ki 3-4 ay içinde pandemi sürecine girilmiş, bu olağandışı gelişme bir yandan örgütlenme çalışmalarımızı yavaşlatırken diğer yandan da faaliyet planlarımızın yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılmıştı.

KAFFED ÇES Çalışma Grubu, Çerkes Numune Mektebi Komisyonu’nun bir alt çalışma grubudur. Grubun oluşturulmasındaki amaç; Çerkes kültürünün önemli değeri olan kadim Çerkes el sanatlarını çeşitli projeler oluşturarak araştırmak, belgelemek, kullanılan yöntem ve teknikleri öğrenmek/öğretmek, geliştirmek, yaygınlaştırmak ve yaşatmak yoluyla hem dünya kültür mirasını zenginleştirmek hem de ekonomiye kazandırarak gelecek nesillere aktarılmasını sağlamaktır.

Şimdi tekrardan sorunuza dönecek olursam; ÇES, farklı boyutları olan büyük bir projedir ve bizler henüz yolun çok başındayız diyebilirim. Bu farklı boyutlar hakkında hocalarımız daha kapsamlı bilgiler verecektir.

Hağundoka Yaşar Aslankaya döneminde KAFFED’e bağlı derneklerle “Nartların Mirası” kapsamında; Ankara, Kayseri ve İstanbul’da üç sergi gerçekleştirilmişti. Ancak yönetime gelişimizle birlikte ortaya çıkan pandemi sürecinde, fiziksel mekânlarda sergiler açmamız, geniş kitlelerle temas kurmamız mümkün olmamıştır. Buna rağmen toplumda farkındalık oluşturmak adına çok güzel çalışmalar gerçekleştirilmiş olup bunlardan birkaç örnek vermek gerekirse şunlardan bahsedebiliriz:

23.08.2020; Adigey Kültür Bakanlığı’nca düzenlenen Seteney Guaşe Adığe Dişeyıde sosyal medya etkinliğine iştirak edildi.

19.06.2020; Türkiye’de değişik yörelerde yaşayan Çerkes halkının, geçmişe dayalı “Orijinal Çerkes El Sanatları Ürünlerinin Fotoğraflanması ve Arşivlenmesi Projesi” (duyurusu yapılmış olup, saha çalışmaları devam etmektedir).

KAFFED YouTube Kanalı yayınları

04.07.2020; KAFFED ÇES Grubu Üyesi Bidanuka Melekhan Atalay Hocamızla söyleşi.

09.01.2021; İKKD, AÇD ve KKD-“Tüm Resimlerle ÇES-Nartların Mirası” Dijital Sergisi.

24.02.2021; Bidanuko Melekhan Atalay-“Kafdağı’ndan Anadolu’ya Sanat Elçileri” kısa film.

25.02.2021-24.03.2021; “Geçmişten Geleceğe Nartların Mirası” Facebook Paylaşım Zinciri.

20.03.2021; KAFFED ÇES Çalışma Grubu ile Söyleşi-Canlı yayın programı.

 

-Bu coğrafyada işlerimiz ‘Çerkes işi’ olarak ne kadar biliniyor? Daha çok duyurulması için yapılması gerekenler neler olabilir?

-Kültürüne özel ilgisi olan küçük bir azınlığın dışında, Çerkeslerin dahi yeterince gündeminde olmayan ÇES ürünlerinin coğrafyamızda tanındığını söyleyemeyiz. Kazaziye örneği önümüzde. Kazaziyenin bir Çerkes sanatı olduğunu aramızda kaç kişi biliyor dersiniz? ÇES ürünlerinin tanınırlığına ilişkin yapılmış bir araştırma var mı, bilmiyorum. Ancak bu ürünlerin tescillenmesi konusuna özel bir önem vermek önemli. Bu konuya ilişkin araştırmalar Şeneser ve Esen hocalarımız tarafından yürütülmektedir.

Burada vurgulanması gereken husus, bu çalışmaların sürekliliğidir. KAFFED’in iki yıl arayla seçime girmesi, bu işlerin yürütülmesinde emek veren insanlarımızı etkilememelidir. “Süreklilik” ve “güven ortamı” başarı için önemli bir gerekliliktir. Bu nedenle kültür, kadın, çocuk konuları her türlü siyasi polemiğin üstünde kabul edilmeli ve bu tür projelere huzur içerisinde çalışma ortamları sağlanmalıdır.

Yolun başında, ÇES’i daha fazla tanıtmak için neler yapabiliriz konusu gündemimize alınmış ve “KAFFED-ÇES Çalışma Usul ve Esasları, Madde 3; Faaliyetler başlığında şu düzenlemeler yapılmıştı… Sanıyorum ki bunlar ilk etapta yapılması gereken konulardır.

*Diasporada Çerkes el sanatları çalışmaları yürüten tüm derneklerle koordinasyon ve işbirliği sağlamak,

*KAFFED önderliğinde, Anavatan ve diğer diasporada, el sanatları çalışmaları yürüten STK, kurum ve araştırmacılarla kültürel işbirliği ve ortak etkinlikler düzenlemek,

*Çerkes el sanatlarının Türkiye ve dünyada tanıtılması amacıyla çalışmalarda bulunmak, medyada yer almasını sağlamak,

*Bilgi, belge talebinde bulunan kamu kurumları ve STK’lar ile kültür ve el sanatlarının doğru aktarılması, tanıtılması amacıyla işbirliği ile etkinliklerin planlanması ve yürütülmesini sağlamak.

 

-Derneklerimiz dışında resmi kurumlarla işbirliği içerisinde kurs açılmasına nasıl bakıyorsunuz?

-Konu iki yönlü olarak değerlendirilebilir. Resmi kurumlarla işbirliğinin “ortamı” ve “şartları” önemlidir. İyimser, istenen ortam ve şartların var olabileceği varsayımıyla bakıldığında mekânsal, ekonomik, sosyal, eğitsel ve bilimsel olanaklardan son derece kapsayıcı olarak faydalanılabilir. Kısa zamanda yol alınabilir. Ancak diğer açıdan, olumsuz ortam ve şartlardaki bir işbirliği bu konuya yarar yerine zarar da verebilir. Olumlu şartlar olsa dahi bu tür oluşumların, kendi eğitim donanımımızı sağlayıncaya kadar, sadece nefes almak için bir fırsat olarak görülmesi gerektiğine inanıyorum.

Bir başka açıdan da bu işbirlikleri, karar mekanizmalarına varlığımızı unutturmamak, taleplerimizi bu kanallarla ilgili mercilere ulaştırmak adına önemli olabilir.

Olaya daha gerçekçi yaklaşarak, bu soruya “farklı sorularla” da cevap arayabiliriz.

*Bu işbirliklerinden bugüne kadar yeterince verim alındı mı?

*Resmi kurumların “egemen kültür” kapsayıcılığındaki yapısı bize uygun mu?

*Yeterli sayıda eğitmen görevlendirilebiliyor mu?

*Eğitimcilerin yetkinliği sağlanabiliyor mu?

*Verilen eğitimde “misyon” yeterince gözetilebiliyor mu?

*Kursiyerlere nasıl avantajlar sunuluyor?

*Derneklerimizde verilen kurslarda, kursiyerler ve hocalar arasında ortaya çıkan; ortak kültüre mensup olmanın ortaya çıkardığı birliktelik ve dostluk, bu kurumlardaki işbirliklerinde sağlanabiliyor mu?

*Kursiyerlerin çok iyi yetiştirildiği varsayıldığında, onlara mezuniyet sonrası bir sektörde var olmayı sağlayabiliyorlar mı? Sağlayabilecekler mi?


 

-Melekhan Fidan Atalay, okurlarımız için bize kendinizi tanıtır mısınız lütfen.

-Bidanukoaphu Melekhan Fidan Atalay. 4.5.1952 tarihinde Eskişehir’e bağlı Oklubal Çerkes köyünde doğdum. Abzeh boyundanım. Adige-Çerkes el sanatlarının yapıldığı bir ortamda büyüdüm. Çerkes el sanatları konusunda babaannem ve annem tarafından eğitildim.

Eskişehir Ertuğrul Gazi İlkokulu, Eskişehir Osman Gazi Ortaokulu, Eskişehir Kız Enstitüsü, Ankara Kız Teknik Yüksek Öğretmen Okulu’nda okudum.

İngiltere Bradford and Ilkly-Community College Fashion Design Bölümü Hazır Giyim ve Giyim Tasarımı eğitimi aldım. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Giyim Endüstrisi ve Giyim Eğitimi Anabilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimi aldım. Ankara’da yaşıyorum. Evliyim. İki oğlum var (Nart Bedin ve Perıt).

Üniversite eğitimi sırasında düzenli olarak Ankara Kuzey Kafkas Kültür Derneği’nin faaliyetlerine katıldım. Çerkes el sanatları konusundaki araştırmalarıma, çalışmalarıma ve gözlemlerime görevli olduğum yerlerde devam ettim. Çalıştığım kurumlar:

  • Kayseri Hacılar Pratik Kız Sanat Okulu, giyim öğretmeni.
  • Adapazarı Kız Meslek Lisesi, giyim öğretmeni, atölye şefi.
  • Eskişehir Kız Meslek Lisesi, giyim öğretmeni, müdür yardımcısı.
  • Eskişehir Olgunlaşma Enstitüsü, Hazır Giyim Bölümü öğretmeni, şefi.
  • Ankara Olgunlaşma Moda Tasarımı Bölümü, tasarım ve giyim öğretmeni.
  • Ankara Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi Giyim Yaygın Eğitimi Ana Sanat Dalı, öğretim görevlisi.
  • Ankara’daki özel bir işletmenin modelhane sorumlusu.

 

-Çerkes el sanatları ile ilgili olarak ne zamandan beri çalışıyorsunuz?

-Adige-Çerkes el sanatları ile 50 yıldır uğraşıyorum. Çok küçük yaşlarda eğitildim. Çorap örme, bebek dikimi… İlk elbisemin kumaşının rengini kendim seçerek orta birinci sınıfı bitirdiğim sene kendime elbise diktim ve bir akraba düğününde giydim.

Dışeç İstanbulhan’ın işlediği
dışe yıdağedışe yıdağe

Üniversitede, 1970-1974 yıllarında Azamat Min Kutas’ın “Adige Thıpheher” kitabı elimize geçtikten sonra bu motifleri esas alarak Nartların Sesi bülteninde 20 sayı kadar “Uygulamada Motifler” adı altında çizimler yaptım. Çok zor koşullarda hazırlıyorduk. A4 kâğıt bulmak zordu, çizim kalemi yoktu. Çizgisiz harita metot defterlerinin arasından koparıp kurşunkalemle çiziyordum, altına yazılmış yazıları da arkadaşlara ulaştırıyordum. Daktilo ile gençlik kolundaki arkadaşlar yazıyor ve yayına hazırlıyorlardı. O çizimlerle birlikte, hazırladığımız çizimlerle “Çerkes Motifleri” kitabı yayımlandı.

Sonraları görev yaptığım yerlerde araştırmalarıma, gözlemlerime devam ettim. Bir üniversitenin sanatta yeterlilik programına katılmak üzere hazırlık yaptım. Yanlış bilgilendirme sonucunda çalışmalarımızı ulaştıramadık. Bunun üzerine ilk sergimizi Meral Fidan’la birlikte Ankara Vakıfbank sergi salonunda açtık (1991): “Çerkes Motifleri”. Aynı yıl Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nin başkenti Nalçik’te 1. Dünya Çerkes Festivali’ne davet edildik, Nalçik müzesinde sergimizi açtık, 1991.

Bolgoroko ailesine ait genç kız şapkası

Adigey Cumhuriyeti Maykop müzesi sergi, 1991.

Ankara Çerkes Derneği Kadınlar Kolu, Ankara Zafer Çarşısı Adige-Çerkes El Sanatları sergi, 2011.

Adigey Cumhuriyeti Doğu Halkları Müzesi sergi, 2011.

Kabardey-Balkar Cumhuriyeti Nalçik Müzesi sergi, 2012.

Adigey Cumhuriyeti ve Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nde yetişkin ve öğrenci seviyesinde kurslar.

Şu anda Kafkas Dernekleri Federasyonu El Sanatları Grubu’nda genç arkadaşlarımıza destek veriyorum. Evde çalışmaya devam ediyorum.

 

Bidanuko ailesine ait, yamçı dikişlerini ütülemek için ütü.

-Çerkes el sanatlarının kültürümüz içerisinde sizce ne kadar önemli bir yeri var? Neyi temsil ediyor?

-El sanatları halkların yaşam tarzlarını, estetik anlayışlarını, gelişmişliklerini, hayata bakış açılarını yansıtır.

Adige-Çerkes el sanatlarında; Çerkes kadınının ve erkeğinin becerisini, estetik anlayışını, yaşam kalitesini, yaşamı güzelleştirdiğini, doğayı özümsediğini görüyoruz. Çerkes el sanatlarının binlerce yıllık bir kültüre dayandığı gerçeğini unutmamalıyız. Ki Oşad ve Mıyekuape’de yapılan kazılarda gümüş işçiliği ve giysi formlarına ait buluntular ele geçirilmiştir. Bugün müzelerimizde sergilenen giysi formlarıyla gümüş işçiliğinin benzerliği dikkat çekicidir. Çerkes el sanatları kadın ve genç kızlarımızın yaptığı giysi dikimi ve süslemesi, nakış, dokuma, şapka yapımı, kürk dikimi, çeşitli aksesuarlar yapımı ve gümüş işçiliği…

Erkeklerimizin yaptığı altın, gümüş, deri, ahşap işçiliği, örücülük, müzik aletleri yapımı, at koşum takımları yapımı, kürk dikimi gibi el işlerine diyoruz.

Çerkes el sanatları, kültürümüzün bir parçasıdır. Çerkes el sanatları, Çerkes halkının yaşamı ile iç içedir.

Çerkes el sanatlarındaki motiflerde ölçü, oran, estetiğin mükemmelliğini görüyoruz. Motiflerin doğa gözlemleriyle oluşturulduğunu isimlerinden de anlıyoruz: Tıbje, Psıçetıç, Kaz Tame, Thapiş…

Çerkes kadın ve erkek kostümlerini ele alırsak kalıp formlarının insan vücudunu en zarif şekilde göstermesi için tasarlanmış gibidir. Kadın giyimindeki desenlerin yerleştiriliş biçimleri, büyük desenlerin etek ucunda yoğunlaşması dikkat çekicidir. Erkek giyiminde, at üzerinde ve savaşta hareket kolaylığı sağlaması düşünülmüştür. Ayrıca erkek giyiminde giysiler sağdan sola doğru kapanır. Kadın ve erkek giyiminde aksesuarların kıyafeti abartmadan zenginleştirdiğini görüyoruz.

Günümüzde artık uygulaması görülmeyen ancak Adige kültüründe müstesna bir yeri olan iki önemli unsura değinmeden edemeyeceğim: Pşaşe Vune ve Avuj.

Pşaşe Vune; 18 yaşına gelen kızlar için babası tarafından yapılan, eve bağlı, ayrı kapısı olan bir odadır. Pşaşe vune, kızın erkek ya da bayan konuklarının çekinmeden istediklerinde gelebilecekleri ve kabul edilecekleri, güncel konuların konuşulduğu, el işlerinin yapıldığı yerdir.

Avuj: Pselıhue’ye verilen armağan.

 

-Bir kitap hazırlığı içerisinde olduğunuzu biliyoruz. Biraz bahsedebilir misiniz?

Kitabımın adı:

Adige (Çerkes) El Sanatları – Адыгэ Лъэпкъ Lэшlагъэхэр – Adyghe Circassian Handicrafts – Адыгские Художественные Ремесла

Kitabımda hem akademisyen olarak araştırdığım hem de ailemden öğrendiğim Çerkes kültürünü, el sanatlarını teknik ayrıntılarıyla anlatıyorum. Kitabımın içindeki el sanatları örneklerini orijinal tekniklerine göre hazırladım ve fotoğrafladım. Toplam 328 sayfa.

Kitabım Türkçe, Çerkesçe, İngilizce ve Rusça olmak üzere dört dilde hazırlandı. İngilizce çevirisini sanat tarihi uzmanı Dr. Ayşe Parman, Rusça çevirisini etnolog Doç. Dr. Mira Vınerıkova, Çerkesçe çevirisini yazar-çevirmen Mevlüt Atalay gerçekleştirdi. Rusça metinlerin redaksiyonunu çevirmen Günay Çetao yaptı.

Kitabımın tasarımını Ankara Olgunlaşma Enstitüsü’nde grafik tasarım öğretmeni Nilgün Hamaloğlu gerçekleştirdi. Yayımlanması için bir kurumdan olur almış, beklemededir.


 

-Şeneser Tokmak, okurlarımız için bize kendinizi tanıtır mısınız lütfen.

-Şeneser Tokmak, Konya İhsaniye (Natırbyhable) Köyü, Thats’lerin kızı; Kayseri Uzunyayla Tokmakların aile üyesiyim.

Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi Giyim Endüstrisi ve Giyim Eğitimi Bölümü mezunuyum. Kız meslek ve teknik liselerinde öğretmenlik, yöneticilik ve il milli eğitim şube müdürlüğü görevlerinde bulundum. Branşım, görev yaptığım okullar gereği görev yaptığımız bölgelere özel el sanatları ve yöresel dokumaların araştırılması, yaşatılması ile ilgili çalışmalarda yer aldım.

 

-Çerkes el sanatları ile ilgili olarak ne zamandan beri çalışıyorsunuz?

-Çerkes işlemesi olan dışeyide, vağe, denleç ile tanışmam misafir odamızda özenle korunan köşe yastığı sayesinde oldu. 10-12 yaşlarında bu özenin nedenini, üzerindeki gümüş iple işlenmiş motiflerin farklılığını merak edip anneme sorular sormamla başladı. Bu işlerin bize özgü özel işlemeler olduğunu; nişanlılık döneminde babaannem tarafından kendisine bir kese içinde çeyizinde değerlendirmek üzere vağe ve dışeyidelerin gönderildiğini; o orijinal parçalarla desen hazırlayarak kadife üzerine yastık yaptığını anlatmıştı ve bundan çok etkilenmiştim.

10’lu yaşlarda sürgünün canlı tanığı anneannesinin anlattığı anavatan ve göç ile ilgili anıları, eve gelen misafirlerin tespihlerine yapılan denleç süslemelerinin hikâyelerini tekrar tekrar anlatmasını isterdim.

Kız meslek lisesi ve üniversite yıllarımda yaptığım çalışmalarda kendimize ait bulabildiğim desenleri, öğeleri, giysi formlarını kullanmayı hep sevdim. Üniversite bitirme tezim Kuzey Kafkas halk giyimi ve toplumsal yaşamın giyime etkileri üzerineydi.

Üniversite eğitimim sırasında 1984-87 döneminde içinde olmaktan mutlu olduğum Ankara Çerkes Derneği’nde yürütülen Çerkes el sanatları çalışmalarını, görev gereği hep başka şehirlerde olduğumuzdan, uzaktan ilgiyle takip ettim. Nihayetinde Ankara’ya yerleştik. İşleme tekniklerini öğrenmeye ve uygulamaya, 5 yıl önce Tijen Hatam, Janset Mıdoğlu ve Hülya Kızılkaya arkadaşlarımızca dernekte açılan kursla başladım. Melekhan Atalay Hocamızın rehberlik ve katkılarını da almaya devam ediyorum. Konu ile ilgili araştırma, koleksiyon hazırlama, eğitim yöntemleriyle ilgili alanlarda çalışmaya aralıksız devam ediyorum. Bu çalışmalarım gözüm gördüğü, gücüm yettiği sürece de devam edecek.

Aynı dönemde Ankara Çerkes Derneği yönetiminde, KAFFED Sanat Komisyonu’ndaki görevim dolayısıyla sergiler ve planlama koordinasyon çalışmalarında da gerçekleştirdik.

 

-Sergiler kültürü tanıtmak anlamında taşıdığı önemin yanı sıra insanların birbiriyle tanışmasını da mümkün kılıyor. Bu anlamda ilginç deneyimleriniz olmuştur, paylaşmak istedikleriniz olur mu?

-“Geçmişten Geleceğe Nartların Mirası” sergileri derneklerimizce yürütülen faaliyetlerin birleştirilmesi, farklı uygulamaların görülmesi açısından geliştirici oldu. Bu ortak çalışma bu dönemki KAFFED yönetiminin inisiyatifiyle ilk defa kurulan “Çerkes El Sanatları Çalışma Grubu”na evrildi.

KAFFED, anavatan işbirliği çalışmaları kapsamında 2018’de Adigey Cumhuriyet kutlamaları için düzenlenen sergiye İKKD ve AÇD olarak katılım sağlandı. Bu katılım anavatanla kurulan kültürel bağın çeşitlenmesi açısından önemliydi. Yapılan çalışmaları karşılıklı inceleme ve oradaki sanatkârlarla tanışma fırsatı yarattı.

Geçtiğimiz yıl Adigey Kültür Başkanlığı’nca sosyal medya üzerinden düzenlenen “Setenay Guaşe Adiğe Dışeyide” etkinliğine diaspora olarak dahil olduk ve çok memnuniyetle karşılandı; basında yer aldı.

Maykop sergisi sonrası Yıldız Şekerci’nin girişimiyle Adigey TV’de yayımlanmak üzere Adiğe Xase’de çekilen tanıtım programında diasporada yapılan çalışmaları anlatmak çok anlamlı ve heyecan vericiydi bizler için.

Maykop’a KAFFED’in düzenlediği geziye katılım başvurusu yaptıktan sonra, sergi programına katılımla ilgili gelişme sonucu, Maykop’a Çerkes el sanatları çalışmalarıyla gideceğimiz haberini paylaştığımda annem çok duygulanmıştı. “Anavatana ilk kez gidiyorsun ve daha çocukken merak ettiğin, üzerine düştüğün dışeyide ile ilgili oluyor gidişin, çok ilginç ve anlamlı” demişti. Anneannesinden dinlediği anavatan özlemiyle “Bizim gözümüzden de bak gördüğün yerlere” demiş ve başka bir misyon da yüklenmişti bana. Özlem, merak, sevinç ve hiçbir şeyi kaçırmadan görme telaşıyla duygusal bir hafta geçirmiştim.

 

-Çerkes el sanatlarının geleceğini nasıl görüyorsunuz?

-Geçmiş yıllarda dernek yönetimlerinin bilinçli yaklaşımları, bu işleri bilen kadınlarımızın öğretme konusundaki üstün gayretleri sayesinde başlatılan kurslarla, kaybolma noktasından çıkmış, bugünkü çalışmalara temel oluşturulmuştur.

KAFFED çatısı altında kurulan Çerkes El Sanatları Grubu ile bu alanda yürütülen çalışmaların kurumsal bir boyut kazanması açısından önemli bir başlangıç gerçekleştirilmiştir. Bu alanda kurslara katılan kadınlarımızla Çerkes El Sanatları Topluluğu oluşturulmuş, bu topluluğun temel tekniklerin uygulanması, korunması amacıyla bilgi ve çalışma paylaşım platformu olması hedeflenmiştir.

Kurumsal yapı bünyesinde eğitici eğitimi, doğru teknik, bilgi, kaynak, tarihi geçmiş, bilinç oluşturulmaya yönelik planlanan faaliyetleri, sürdürülebilir olmasını bu sanatın geleceğe taşınması adına umut verici olarak görüyor ve önemsiyorum.

Tarihten bu yana Çerkes kadını toplum kültürünün var olması ve yaşaması için temel yapıyı oluşturmuş; her zaman, her şartta üretmeyi başarmıştır. Bu kadar güçlü genetik mirasa sahip bir toplum olarak bugün de bizlere düşen; çalışmak ve somut değerler ortaya koymak olmalıdır. Diliyorum ki toplumumuzun üretkenliği her alanda yetkinlik kazanarak ve artarak sürsün.


 

-Bengün Gül, okurlarımız için bize kendinizi ve Adiyüf grubunu tanıtır mısınız lütfen.

Çerkes El Sanatları ile ilgili olarak ne zamandan beri çalışıyorsunuz?

-Tsey Bengün Gül. İstanbul doğumluyum.

Babam Hasan Yurdakul Abzeh – Tsey, annem Şahide Hanım Kabardey – Kodz ailesindendir.

Lise mezunu olup, ablam ile birlikte Almanya’ da Frau Groh Kosmetikschule’yi (meslek okulunu) bitirdim.

Çocukluğumdan bu yana hem evimizde hem de dernek ortamında kültürün içinde yetiştim. Babam Hasan Yurdakul ölümünün üzerinden geçen 33 yıla rağmen hala Çerkeslerin Marco Paşası diye anılmaktadır.

Meslek eğitimi için 3 yıl kaldığımız Almanya’ dan 1970 yılında döndükten sonra resim yapmaya başladım. Diğer yandan İstanbul Kafkas Derneği’nin folklor grubunda uzun süre aktif olarak çalıştım. Daha sonra çalışmalarıma Şamil Vakfı’nda devam ettim.

Güzel sanatlara ilgim olduğunu söylemek benim durduğum yeri ifade etmeyebilir çünkü ‘Güzel Sanatlar’ çok kapsamlı bir başlık. Bu alanda akademik eğitim alma şansım da olmadı ancak kendimi bildiğim ilk zamanlardan itibaren özellikle resme ve her türlü sanat ürününe merakım oldu. Okul yıllarından beri boyalarla, renklerle çalışmayı sevdim. Önüme gelen her objeyi, kumaşı boyadım. Her şeyi boyayarak, deneyerek, uygulayarak öğrenmeye çalıştım. Resimle uzun bir süre uğraştım. Merakım çok yönlüydü. Resimden sonra farklı teknikler ve rölyef çalışmaya başladım. 2009 yılında ise bir ‘Gümüş Örme Eğitimi’ dikkatimi çekti. Kursa katıldım. Ne olduğunu çok merak etmiştim. O merakla girdim. Çok ilgimi çekti. Kurs devam ettikçe fark ettim ki öğretilenler bizim işlerimizdi. Öğrenmeye başladıkça yenisi geldi. Zaten temelde bazı geleneksel yöntemlerle ilgili bilgim vardı. Katılanlar bileceklerdir; bu tür eğitimlerde İSMEK hocaları bütün detayları anlatmazlar ama yeteneği olan verilen ipuçlarından yola çıkarak alır götürür. Bu da çok şaşırtıcı değil çünkü bu işleri birçok kişi hobi olarak yapıyor, kimi geçici bir süre yapıyor, kimi meslek ediniyor. Ben eğitimde verilenleri iyi öğrendiğimi ve bütün aktarılanları bendeki bilgilerle harmanladığımı düşünüyorum. İSMEK eğitimi devam ederken bir başka eğitime daha katıldım ve kaynak yapmayı öğrenme fırsatım oldu. Sonrasında Elmas ve Ayşe Hanımların yanına gittim. Zaten onlar çok sevdiğim ve saydığım kişilerdi. Onlardan da çok şey öğrenme şansım oldu. İki tarafın bilgisini birleştirdim. Çok sonra; “Kadim Çerkes El Sanatları”, basım öncesinde bana ulaştırıldı ve içindeki tüm işleri benden istendiği gibi, kitapta tarif edilen adımlarla tek tek denedim.

Kurstan tanıştığım Samsunlu bir Çerkes arkadaşım olmuştu. Bildiklerimi artık paylaşmam, öğretmem gerektiğini ısrarla söyleyerek düşünmeme neden oldu. Bu süreçte ben sürekli olarak araştırmaya devam ediyordum. Kafkasya’dan kitaplar getirttim. Bulduğum kaynaklarda anlatılanları uygulayarak, deneyerek kavramaya çalıştım. Sevgili Nihat Berzeg bize geldiği bir gün tezgâhta duran çalışmalarımı gördü ve bana parmak örgüsünün bir türünü öğretti. Bu teknik üzerinde çalışırsam onlarca farklı seçeneği bulabileceğimi söyledi. Onu dinledim ve uzun süre parmak örgüsü çalıştım. İplerle uygulanan tekniği gümüş tellerle yapmayı denedim. Ortaya çok güzel sonuçlar çıktı, parmak örgüsü inanılmaz bir şekilde mücevhere dönüştü ve böylece bu kadim teknik, takı tasarımında değerlendirilmiş oldu.

Bu konu hem çok eğlenceli hem hepimiz için eğitici. Bir şeyleri yaptıkça öğreniyorsunuz. Yaptıkça geliştiriyorsunuz. Öğretirken öğreniyorsunuz. Öğrendikçe kendinizi geliştiriyorsunuz. Hem bizim için hem arkadaşlarımız için çok keyifli bir süreç. 2009’da başlayan bu yolculuk 2013’te öğrendiklerimi aktarmaya evrildi ve Şamil Vakfı bünyesinde bir kurs çalışması başlattık. Başlangıçta bir adı yoktu bu çalışmanın ancak daha sonra ‘eli ışık saçan kadınlar’ anlamında ‘Adiyüf’ adı uygun görüldü grubumuza. Artık Şamil Eğitim ve Kültür Vakfı bünyesinde ‘Adiyüf Çerkes El Sanatları Tasarım, Öğrenim ve Uygulama Atölyesi’ vardı.

Atölye sekiz yıldır sürdürdüğü çalışmalarında sadece bilinen birkaç modeli uygulamakla yetinmeyip, sanatın kaynağına dokunmadan, dejenere etmeden, modernize etmeye çalışarak öğretip yaşatmayı hedefledi.

Atölyenin kuruluşundan bu tarihe yaptığı birçok sergi oldu:

  1. 10-20 Nisan 2015, İstanbul, Nişantaşı FMV (Fevziye Mektepleri Vakfı) Özel Işık Lisesi Sergi Salonu.
  2. 6-12 Temmuz 2015, Samsun Adige Kültür Derneği’nin davetiyle Karma Sergi.
  3. 18-27 Eylül 2015, (Sohum Devlet Müzesi davetiyle) Abhazya Sohum Devlet Müzesi Sergi ve Hızlandırılmış Eğitim.
  4. 2-5 Ekim 2016, (Adigey Kültür Bakanı’nın davetiyle) Maykop, Adigey Cumhuriyeti 25. Kuruluş Yıldönümü kapsamında Karma Sergi.
  5. 24 Kasım-5 Aralık 2017, (Sn. Raif Balkaroğlu ve Sn. Hayal Demiroluk sponsorluğuyla) İstanbul, Beşiktaş Deniz Müzesi Sergi Salonu.
  6. 22 Nisan-30 Mayıs 2018, Kabardey-Balkar Cumhuriyeti Kültür Bakanı davetiyle başkent Nalçik’te, Saralp Kültür Evi’nde sergi ve workshop.
  7. Ürdün Nart TV ve Kuban Vakfı davetiyle 19 Ekim-24 Ekim 2019, Amman Ürdün’de sergi ve workshop.
Abhazya’daki sergide hem

Sergilerin her birinde çok güzel insanlarla tanıştık. Müthiş bir ilgiyle karşılanmamız bizi yüreklendirdi. Başlangıçta öğrencilerin ürettikleri daha azken kurs ilerledikçe sergiler zenginleşti.

Abhazya’daki sergide hem Abhazya’da yaygın olarak bilinmeyen işlerimizin hatırlanmasına vesile olmak hem de belki kadınlarımız için bir ekonomik hareketlilik sağlamayı hedeflemiştik. İdeallerimiz vardı. Üniversitede veya bir eğitim kurumunda bu işin resmileşmesini ve ders haline gelmesini çok istedik. Türkiye’den dönüşümlü olarak gönüllü gidip eğitim vermeyi düşündük ancak bu hayalimiz henüz gerçekleşemedi. Samsun sergisinde de çok büyük ilgi gördük.

Her sergi bize farklı bir şey öğretti. Beşiktaş’ı seçmemizin farklı bir nedeni vardı. Çerkeslerin dışındakilere de ulaşmak istedik, çünkü bizim amacımız tanıtmaktı. Serginin ilanlarını İSMEK’lere de ilettik. Ziyaretçiler arasında İSMEK’ten gelen çok kişi oldu. Yapılan işlerin Trabzon işi olmadığını ve bize ait olduğunu ispatlamak üzere çok tartışmalarımız oldu ve tartıştığım hocaları ikna ettiğimi söyleyebilirim. İ İSMEK bünyesinde hocalık yapmamı önerdiklerinde onlara bu önerilerini Milli Eğitim’e götürmelerini ancak kursun ‘Çerkes El Sanatları’ başlığıyla açılması gerektiğini söyledim. Halk Eğitim bünyesindeki hemşerilerimizin bu konuda bir katkıları olabilir mi bilmiyorum ancak bu alanın boş bırakılmaması gerekir. Kendi kimliğimiz ve adımızla yaygın eğitim verebileceğimiz koşulları yaratmanın nasıl mümkün olabileceğini çalışmak gerekir. -Değişen dünyamızda Çerkes el sanatlarının yaşam kültürümüzün parçası olarak yeniden üretilebilmesi için neler yapılabilir, hayatın her alanında uygulamalar tasarlanabilir mi?

-Bana göre her alanda tasarlanabilir. Ben daha yenilikçi bakıyorum. Bu kadar hızlı ilerleyen bir dönemde bu işlerin çok daha kolaylaştırılmasının hem öğrenmek isteyenler hem öğretenler açısından daha iyi olacağını düşünüyorum. Yeni öğrencilerin, özellikle gençlerin daha istekli olacakları kanısındayım. Kullanım alanı genişledikçe de ilgi artacaktır.

Nerede kullanılır diyorsanız; mesela yatlarda bile kullanılır. Neden olmasın? Gemici düğümü diye lanse edilen benzer çalışmalar var. Çerkes işi olduğu vurgulanarak farklı uygulamalar yapılabilir. Çeşitli materyaller kullanılabilir. Önemli olan kullandığınız tekniktir. Amerikan servis yaparsınız, elbiselerde kullanırsınız, saçınıza toka yaparsınız, bardak altlığı, abajur yaparsınız. Takı tasarımı zaten en çok ilgi çeken alan. Düşünebildiğiniz her şeyi uygulayabilirsiniz. Sunduğunuz objeyi biraz parlatarak sunmak ve albeni sağlamak daha yaygınlaştırabilir ve ön plana çıkarır diye düşünüyorum. Olan şeyi en kolay şekline dönüştürerek üretmeliyiz ki gençlerimiz heveslensin. Ne kadar zorlaştırırsak bu zamanda o kadar az yeni öğrencimiz olacağı kanısındayım. Elbette eskiyi hiçbir zaman unutturmamamız gerekir. Bu konuda yapılan çalışmalar çok kıymetli. Eski haliyle bunun ne kadar zekice yapılmış bir iş olduğunu mutlaka vurgulamamız gerektiğini ama uygulamada artık bizim de çağa uymamız, yani elimizdeki olanakları kullanmamız gerektiğini düşünüyorum.

 

-Şamil Vakfı’nın bir kitap hazırlığı içerisinde olduğunu biliyoruz. Bize biraz bahseder misiniz lütfen.

-Böyle bir projemiz uzun süredir var ama bu dönemde kitap yayımlamanın ne kadar maliyetli ve zor olduğunu hepimiz biliyoruz. Dostlarımızdan çok yardım aldık. Resimler hazır sayılır, yazı kısmını da hazırlıyoruz. Bu işe niyet ettik çünkü bizden sonrakilere örnek olsun istedik. Eskiyi ve yeniyi bir arada belgeleyelim istiyoruz. Kalıcı olmak istiyoruz. Malum; söz uçar, yazı kalır.

Ayrıca parmak örgüleri konusunda da bir ufak kitapçık düşünüyoruz. Parmak örgüleriyle inanılmaz şeyler yapılabiliyor. Bunları da küçük bir kitapçığa dönüştürmekte fayda var diye düşünüyorum.


 

-Esen Bal, Okurlarımız için bize kendinizi tanıtır mısınız lütfen.

-Apsuvayım, Kucba’ların kızı, Bala’ların geliniyim. Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi El Sanatları Eğitimi İşleme Dokuma Örgü bölümü mezunuyum. Kız meslek liselerinde nakış öğretmeni olarak çalıştım. Emekliyim. İstanbul’da yaşıyorum. İstanbul Kafkas Kültür Derneği ve İstanbul Abhaz Kültür Derneği üyesiyim. 2016 yılından bu yana Tuğuj Asiye Yağan’la birlikte İKKD’de Çerkes el sanatları eğitimi veriyorum.

 

-Çerkes el sanatları ile ilgili olarak ne zamandan beri çalışıyorsunuz?

Çerkes el sanatlarıyla karşılaşmam rahmetli Pşığotij Şehrize Teyze’nin ürettiği Adige süs kamçısı ile oldu. Arkasından Dışek Elmas ve Ayşe Eşsiz kardeşlerle tanıştığımda ne denli büyük kültürel değerlere sahip olduğumuzu fark ettim. Kendilerinden Dışeyide işleme tekniğini öğrendim. Şamil Eğitim ve Kültür Vakfı’nda Tsey Bengün Gül rehberliğinde sürdürülen Çerkes el sanatları kursunda ise gümüş iple takı tasarımı bütünlüğünde dentlek-denlheç ve vağa çeşitlerini öğrendim. Bıdenuke Melekhan Atalay Hocam ise Dışeyide işleme yöntemlerinin detayını öğretti. 2016 yılından bu yana İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nde Tuğuj Asiye Yağan’la birlikte Çerkes el sanatları eğitimi veriyorum. Bu süreçte önce Şamil Eğitim ve Kültür Vakfı’nda Bengün Hocamın kurduğu Adiyüf grubunun kuruluşunun tanığı ve bir süre üyesi oldum. Yine bu dönemde Şamil Eğitim ve Kültür Vakfı’nın gerçekleştirdiği Nişantaşı ve Abhazya sergilerinde görev aldım. 2018 yılında Kafkas Dernekleri bünyesinde yer alan ve Çerkes el sanatları eğitimi veren derneklere İKKD olarak ortak sergi çağrısında bulunduk, çağrımızı yanıtlayan Ankara Çerkes Derneği ve Kayseri Kafkas Kültür Derneği el sanatları gruplarıyla üç ilde “Geçmişten Geleceğe Nartların Mirası” sergilerini gerçekleştirdik. Yine 2018 yılında Abhazya Sohum’da bulunan Aşamba Mümtaz Kültür Merkezi ve Aydgılara Atsha (Dayanışma Köprüsü Vakfı’nın) çağrısıyla Abhazya Devlet Üniversitesi Moda Tasarımı Bölümü öğretmen ve öğrencilerine Asiye ve ben altı hafta süreli eğitim verdik. 2020 yılı yaz aylarında ortak sergilerin yarattığı sinerjiyle KAFFED bünyesinde Çerkes El Sanatları Çalışma Grubu’nu oluşturduk. Pandemi kısıtlamaları nedeniyle ara verdiğimiz eğitim faaliyetlerini fırsata çevirerek bu alanda kişisel gelişimimi tamamlamaya yönelik olarak geleneksel ürünler üretmeye ve kişisel koleksiyonumu oluşturmaya başladım. Bu yolculuk sanırım ellerimi ve gözlerimi kullanabildiğim sürece öğrenip öğreterek devam edecek.

 Abhazya Müzesi – Havlu

-Özellikle Türkiye dışındaki sergilerde ve eğitimlerde farklı teknikler, Türkiye diasporasına taşınmamış ya da burada kaybolmuş özellikler ile karşılaştınız mı?

-Abhazya Devlet Müzesi’nde çokça örneği bulunan dokuma havlular oldukça ilgi çekicidir. Geleneksel kullanım özellikleriyle araştırma konusu olmalıdır. Natürel pamuk veya keten iplikle yapılan dokumanın çok yalın stilize edilmiş geyik, horoz, kuş veya çiçek desenleri siyah-kırmızı veya siyah-lacivert renklerden oluşur. İki ucunda dokumanın ipliklerinin düğümlenmesiyle oluşturulan 15-20 cm uzunluğunda kenar danteli vardır. İkinci olarak dikdörtgen, ayaklı basit bir tezgâh üzerine gerilen çözgü ipliklerinin atkı ipliği kullanılmadan birbirinden geçirildiği sistemle örülen renkli kemerler ilginçtir. Bu kemerlerin yine iki ucunda tüm Kuzey Kafkasya halklarının süsleme unsurlarından olan geçmeli motifler bulunmaktadır. İşlevi ise işlemeli keseleri bele bağlamaktır. Bu kemerlerin dokuma yöntemini çözdüm ancak henüz bir uygulama yapmadım. Son olarak Apsuva ahtarpa ile Adige şarhonu arasındaki süsleyici unsurların farkını gözlemlediğimi söyleyebilirim.

Abhazya Müzesi – Kemerler

-Jıneps ile yapılmış bir söyleşinizde çalışma teknikleriyle ilgili bir kitap hayaliniz olduğunu ifade etmiştiniz. Bahsetmek ister misiniz?

-Bu söyleşi sanırım dört yıl önceydi, bu süreçte teknikleri uygulama ve öğretme pratiğimin bir hayli geliştiğini söyleyebilirim. İşlem basamağı yazma yöntemini mezun olduğum okulda pratiğini yaparak öğrendim. Adım adım yalın ifadeler kullanarak psikomotor eylemi yazıya dökmek gerek. Sonuçta uygulayıcı birey kendi başına o tekniği yapabilmelidir. Derslerimizde teknolojinin getirdiği kolaylıkla her tekniğin kısa video çekimlerini kullanıyoruz. Bu çekimlerde yine adım adım her aşamayı sözlü ifadelerle destekliyoruz. Böylelikle herkesin elinde başvuru kaynağı bulunuyor. Bu video çekimlerini daha sistemli bir şekilde hazırlayıp KAFFED YouTube sayfasında ya da KAFFED Çerkes El Sanatları Facebook sayfamızda yayımlamak KAFFED Çerkes El Sanatları Çalışma Grubumuzun öncelikli projeleri arasında yer alıyor. Tabii ki tekniklerle ilgili bir kitabı toplumun beğenisine sunmak halen ideallerim arasında.

-Türkiye diasporasında ‘Çerkes El Sanatları’ alanında çalışan birden fazla grup ve isim var. Sizce bu grupların birlikte yaratacağı bir sinerji ve önlerine koyması gereken bir hedef var mı? ‘Çerkes El Sanatları Akademisi’ desek mesela, bu hayal kulağınıza nasıl geliyor?

-Nesrin Tok: Soruyu ilk okuduğumda, bu konu tam da bir tez araştırma konusu diye düşündüm.

Bir konuda yetkinliği olan insanları, grupları ve kurumları bir araya getirebilmek bence imkânsız değildir. Her konuda olduğu gibi, bu konuda da bir mucize beklememek gerek ancak başarı sağlanabilirse çok büyük bir sinerji oluşturabilir. Evet, belki kolay olmayacaktır ama hiç teşebbüs edilmezse hiçbir başarı da olmayacak demektir. Böyle bir organizasyonun yapılabilmesi için genel anlamda şöyle bir yol haritası oluşturulabilir sanırım:

  1. ÇES konusunda yetkin insanların isim ve iletişim bilgilerinin tespit edilmesi,
  2. Tespit edilen bu isimlerin bire bir aranarak davet edilmesi, bir araya getirilmesi,
  3. Amacın saptanması ve çalışma esas ve usulünün tespit edilmesi,
  4. Amaca ulaştıracak alternatiflerin ortaya konulması ve karar alınması,
  5. Uzmanlık veya “ilgi-katkı” alanlarına göre alt çalışma gruplarının oluşturulması,
  6. Varılan karara uygun iş akış planının ve faaliyetlerin tespit edilmesi,
  7. Uygulama aşaması,
  8. Esas hedefe yöneliş.

Yukarıdaki işlem basamaklarının 4. maddesinde artık nasıl bir kurumsal yapı ile başlanması gerektiği netleştirilmiş olacaktır ki şahsi görüşüm, yeni kurulacak bir STK çatısı altında toplanılmasıdır. Tabii ki ortak akılla yola çıkıldığında, zengin fikirlerin ortaya çıkması, araştırmalar yapıldıkça bilinmeyen fırsatların yakalanması da muhtemeldir. Bu bir ön çalışma olarak büyük bir sinerji ortaya çıkarabilir ve toplumun farkındalığı yükseltilebilir. Araştırmaların yapılması ve insan kaynaklarının çoğaltılmasından sonra akademik anlamda bir altyapı oluşturulduktan sonra, ÇES konusu da zenginleştirilerek (dil, tarih eğitimi, Xabze ve daha farklı kültürel konularla) sürprizlere, hayal kırıklıklarına fırsat vermeden 9. maddedeki esas hedefe, akademik bir kurumsallaşmaya doğru daha güvenle yol alınabilir.

Böyle bir çalışmanın her aşamasının topluma bir değer bırakacağını da unutmamak gerek.

 

-Melekhan Fidan Atalay: Tabii ki hedefler olmadan var olunamaz. Grup çeşitliliğinin olmasını normal karşılıyorum. KAFFED El Sanatları Grubu bu yıl koşullar göz önüne alındığında başarılı çalışmalar ortaya koymuştur. Akademi, enstitü anavatanda olabilir.

Devlet desteği ve kaynak olduğunda akademi ve el sanatları enstitüsü neden olmasın! Benim de “Setenay Guoaşe Enstitüsü” hayalim var.

Diasporada Adığe dili eğitimi veren üniversitelerde, Düzce’de ve Kayseri’de Çerkes el sanatları seçmeli dersi konulabilir. Genel bir bilgi sahibi olmaları açısından…

Ben öncelikli olarak 1864 sürgünü sırasında yanlarında getirdikleri eserlerin ve burada yapılan ürünlerin kimliklerinin çıkarılmasından yanayım. Değerli koleksiyonerlerimizin eserlerinin kimlik kartlarıyla birlikte hikâyelerinin yazılması gerekir.

Bazı eserlerin doğduğu topraklara gitmesinde de yarar var diye düşünüyorum. Adigey, Kabardey-Balkar Cumhuriyeti, Karaçay Çerkes, Şapsığ müzeleri gibi…

Çerkes derneklerimizdeki kurslarımızda araç-gereç eksiklerinin giderilmesi ve üyelerin kurslardan ücretsiz yararlanmaları sağlanmalıdır.

Okuyucularımıza ve Jıneps ekibine teşekkürlerimi sunuyorum.

-Şeneser Tokmak: Akademi hayali çok güzel geliyor kulağa tabii ki. Bu konuya eğitimci ve eğitim yönetimi açısından cevap vermek isterim. Kaybolma noktasından büyük emek ve gayretle bugünlere gelebilmiş, getirilebilmiş bu sanatla ilgilenen, emek veren, geleceğe taşımak adına uğraş veren herkesin emeği çok kıymetli ve önemli. Bu alandaki çabalar kişisel ve derneklerimizde yürütülen kurs faaliyetleriyle devam ediyor. Bu dönem KAFFED yönetimiyle bir adım atılarak daha kurumsal bir yaklaşım oluşturulmaya çalışılıyor.

Teknik altyapısının oluşturulması,

Modül program hazırlanması,

Eğitici eğitimi (Usta öğretici),

Kendi adı ve sanıyla eğitim literatürüne girmesi öncelikli olmalı sanırım.

Bu aşamaların ve çalışmaların kurum yönetimlerinin değişiminden etkilenmeden devamlılığının sağlanmasıyla bu teknik altyapının oluşturulması, ileriye dönük hedefleri kolaylaştıracaktır diye düşünüyorum.

Kısa yol olarak düşündüğüm bir konu da; Mesleki Teknik Eğitim alanında öğrenim gören gençlerimize ulaşıp isteyenlere eğitim vermek ve bu alanda akademik çalışma yapmalarını sağlamak daha hızlı ve pratik sonuç verecektir sanırım.

KAFFED Çerkes El Sanatları Çalışma Grubu olarak akademik çalışmalara zemin hazırlayacak adımlar gerçekleştirilebilirse kısa ve orta vadede büyük bir adım atılmış olacaktır diye düşünüyorum. Çalışmanın amaca ulaşması için hedef koymak, başarıya giden yolu şekillendirir. Büyük hedefler koymakta sakınca yok. İş, o hedefe gidiş yolunu iyi planlamak. En kısa zamanda hepimizin gönlünden geçenlerin gerçekleşmesini canı gönülden diliyorum.

 

-Bengün Gül: Hayal gibi ama gerçekten çok güzel bir hayal. Çok isterim. Yönetim kurullarından, değişikliklerden, egolardan bağımsız ve sürekliliği olan bir çalışma olmalı. Bu işle uğraşan bütün arkadaşlarımızın birbirlerinden çok şey öğrenmeleri ve öğretmeleri gerekir diye düşünüyorum. O zaman ortaya çok güzel şeyler çıkarabiliriz.

 

-Esen Bal: ‘Çerkes El Sanatları Akademisi’ neden hayal olsun? 10 yıl önce bugün vardığımız noktayı düşünemiyorduk. Hiç planlamadan kat ettiğimiz aşamaya biz de inanamıyoruz (Öncü hocalarımız, kursiyerlerimiz, bizleri sürekli destekleyen dernek yönetimleri ve tabii aile bireylerimizin desteği-anlayışı, hep birlikte geliştirdiğimiz bilinçle kat edilen mesafe). Bugün Türkiye ölçeğinde adını duyduğumuz tüm grupların özverili çabası ve emeği çok kıymetlidir. Birini diğerinden daha üstün ya da hafif göremeyiz. Bana göre bu noktadan itibaren belli standartları yerleştirmek gerekmektedir. Örneğin dışeyide işleme tekniğini öğrenip çok güzel işlemek yeterli değildir. Daha tasarım aşamasında Çerkes motifinin çizilmesi, işleme sırasında oluşturulacak üst desenlerin belirlenmesi, vağa tekniğinin seçilmesi ve kumaşa aplikasyonu aşamasında dejenerasyonun önlenmesi gerekmektedir. Her desene dişeyide işlenemeyeceği gibi rastgele her yerde dişeyide işleme kullanılmamalıdır. İşlemenin ağırlığına saygı duyulmalıdır. Öncelikle bu bilinci yerleştirmek üzere eğitici eğitimleri planlanmalıdır. KAFFED Çerkes El Sanatları Grubu olarak bir görev dağılımımız var. Bu doğrultuda Facebook sayfamız üzerinden bilgilendirme faaliyeti planladık. İlerleyen aylarda sayfamızı tekrar aktif hale getirip etkinliklerimizi başlatacağız.

Çerkes el sanatları akademisi iyi bir planlamayla, temel ilkelerin belirlenmesiyle yapılandırılabilir. Standartların oluşturulması ve korunması anlamında yararlı olabilir. Ancak grup büyüdükçe birlikte hareket edebilmenin çok pratik ve verimli olamayacağını düşünüyorum.

Önceki İçerikVize prosedürü kolaylaştı
Sonraki İçerikTarihi sözler
Birgül Asena Güven
1959 yılında Fethiye’de doğdu. Adigelerin Şapsığ boyundan. 1984 yılında Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi bölümünü bitirdi. İş hayatına özel sektörde 1985 yılında başladı. İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisans programına katıldı. Uzun yıllar global şirketlerde Finans Yönetimi yaptı. Kafkas derneklerinde çalıştı, yayın organlarında yazdı. Halen Jıneps yayın kurulu üyesidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here