Nakh mitolojisi ve pagan inançları

0
338

Nax* (Nakh) mitolojisine ilişkin veriler, erken Ortaçağ’ın arkeolojik anıtlarını, 19-20. yüzyıllarda kaydedilmiş geleneksel efsaneleri ve mitleri, Nakhların arkaik kelime dağarcığını, modern döneme ait sınırlı sayıda yazılı bulguları içerir. Nakh mitolojisinin diğer Kafkasya halklarının mitolojisiyle pek çok benzerliği vardır. 

Nakhların kozmogonik kavramlarına göre evren, 7 gökyüzü ve 7 yeryüzü katmanından oluşuyordu. Evrenin merkezinde dünya (Güneş Dünyası – Melxa Düne) vardı.  

Güneş dünyası, yaşayanların dünyasıdır. Ortaçağ Nakhları, güneşin gündüzleri canlıların dünyasını aydınlattığına ve geceleri ölülerin yeraltı dünyasını ziyaret ettiğine inanıyordu. Ancak, yeraltı dünyasında güneş göründükten hemen sonra oradan uzaklaşır, bu nedenle ölülerin dünyası her zaman soğuk ve kasvetlidir. Bir kişi ölünce, ruhunun (sa) öbür dünyaya geçtiğine inanılıyordu, öbür tarafta da normal yaşam tarzına devam etmesi gerekiyordu. Bu nedenle İslamiyet’in kabulüne kadar Nakhlar, ölülerin mezarlarına silahlar, kaplarda cenaze yemekleri, takı ve muskalar yerleştirmiştir. Nakhların ritüelleri, yüzyıllar boyunca birçok kez değişti, ancak Ortaçağ döneminde ölüler, oyulmuş taştan yapılan kutularda (dağlık bölgelerde) gömülüyordu, Nakhlar bu dönemde eğimli bir koridor ile inilen bir yeraltı mezarı tipi (ovalarda) ile karakterize ediliyordu.  

Bu tarihsel süreçte mit ve inançlar sıklıkla iç içe geçmişti. Böylece, gök cisimlerinin (güneş, ay, yıldızlar) kökeni, gökyüzündeki pagan tanrıların varlığıyla ilişkilendirilirdi. Samanyolu’nun, yıldırım tanrıçası Sela Sata sayesinde ortaya çıktığına inanılıyordu, Büyük Ayı takımyıldızı ise kar fırtınası tanrıçası Dar Cananilg’in 7 oğlunun, gökyüzüne “yeniden yerleştirilmesi” sonucunda oluşmuştu. 

Tanrıça Tuşoli

Yeraltında tanrı Eştar hüküm sürüyordu 

O dönemin Nakhlarına göre, yeraltı dünyasında tanrı Eştar hüküm sürüyordu. Gökyüzünde ise bu dünyada yaşayanların güneşi (malx) vardı. Ay (butt), ölüler dünyasının ışık saçanı olarak kabul ediliyordu. Nakhlar yaz ve kış ekinokslarını biliyorlardı. Petrogliflerle, özellikle güneş sembolleriyle ifade edilen kendi tarımsal çalışma takvimine sahiplerdi. Nakhlar arasında güneş kültü çok eskiydi ve Ortaçağ’da tarımın gelişmesiyle bağlantılı olarak önemi artmıştı. Arkaik kelime dağarcığında ifade edilen ateşe (che) ibadet, güneş kültüyle ilişkilendirildi. 

  

Hayvan kültü 

Nakhlar, hayvanlar âleminden özellikle kaplumbağa ve tilkiye saygı duyuyorlardı. Kaplumbağa flora ve faunanın atası olarak kabul edilirdi, kirpi ise insanlığın kültürel kahramanıydı**: İnsanlara tahıl yetiştirmeyi, vahşi hayvanları evcilleştirmeyi öğretmişti. 

Nakh mitolojisine göre kurt, cesaret ve azmi simgeliyordu. Hayvanların içinde tek kahramanın (turpal) kurt olduğuna inanılıyordu. Kızıl geyik (sey)) ve bir dizi kuş cinsine de saygı duyuyorlardı. 

Yunan mitolojisinde olduğu gibi Nakh mitolojisinde de “dünya lütfu” (dünen berkat) dönemi denilen “Altın Çağ” fikri vardı. Nakh mitlerine göre bu, her şeyin bol olduğu zamandır: Ormanlarda çok av hayvanı, nehirlerde balıklar vardı, çimenler ağaç gibi kalın ve uzundu. Toprak o kadar verimli ve yumuşaktı ki avucunuzda sıksanız yağ damlardı. Savaş, kurnazlık ve dalavere yoktu. Her şey kocamandı: İnsanlar, bitkiler ve hayvanlar. Toplumda ahlaksızlık ve dalaverenin artması, insan ilişkilerinde dürüstlük ve adaletin azalmasıyla birlikte her şey küçülmeye başlamış ve bugünkü boyutlarına ulaşmıştı. 

Ortaçağ’da Nakhlar, büyülü ve totemik kadim görüşleri düşüncelerinde korudu. Bazı efsanelerde, bir kuş bir kişiye bol miktarda hasat, dişi yılan ise evcil hayvanlara refah ve koruma sağlar. Dahası, hayvanlardan doğan insanlar hakkında görüşler (“ayı oğul”, “inek oğul”) popülerdi. 

Kuzey Kafkasya’nın İrani diller konuşan göçebe kabilelerinden esinlenen ve atı da içeren hayvan kültü, Ortaçağ Nakhlarının süslemelerine ve mezar donanımlarına geniş çapta yansımıştı. Kavisli boynuzlar (doğurganlığın ve eril gücün sembolü), kovalanan geyik, at, yılan, yırtıcı kedigiller ve kuşların heykelsi ve kabartma görüntüleri metal eşyalarda çok yaygındı. 

Tek tanrılı dinlerin yayılmasının arifesinde, her şeyin yaratıcısı olan tek bir tanrı (Dala/Dela) fikri Nakh toplumunda çoktan oluşmuştu. İnançlarına göre dünyayı, güneşi, yıldızları, insanı, florayı ve faunayı yaratan ve dünya düzenini belirleyen oydu. Nakhların pagan panteonu, yüce tanrı Dala’da sona eriyor ve kozmogonik görüşleri (evrenin, Dünya’nın ve insanın yaratılması) yeniden düzenleniyordu.  

Tuşoli kültü 

Dala, evrenin düzenleyicisidir, diğer tüm tanrılar ona tâbidir, sadece insanların hamisi olan bereket tanrıçası Tusholi (Tuşoli), ona erişebilir. Toprağın verimliliği, hayvancılık, bolluk ve çocuk doğurma ona bağlıdır. Eski Batı Asya ülkeleriyle paralellikler taşıyan Tuşoli kültü, hemen hemen tüm Kafkasya’da yaygındı. Ona adanmış kutsal alanlar ve ahşap ya da metalden yapılmış heykeller vardı. Tuşoli’ye ithaf edilen ibibik kuşu kutsal kabul edildi; “Tuşoli’nin Kedisi” olarak adlandırıldı. 

Nakh pagan tanrılarının hiyerarşisinde Dala’dan sonra gelen tanrı ise gök gürültüsü ve şimşek tanrısı Sela idi. Yunan mitolojisindeki Zeus ve Prometheus mitinde olduğu gibi, Nakh efsanesindeki kahraman Pharmat (Pxharmat), Sela’dan ateşi kaçırarak insanlara getirir ve bunun için ciddi şekilde cezalandırılır; Sela ile yarışan başka bir kahraman olan Kurkyi, bir kayaya zincirlenen kahramanın kalbini gagalaması için bir kartal gönderir. 

Yıldırım çarpmasından ölen Nakh için bir kült anıt dikilirdi. Cenaze töreninde ölen kişi giysileriyle oturtulur, yiyecek ve içecekler konulur ve bir müzik aleti bırakılırdı. Böyle ölen biri, belirgin bir ilahi işaret olarak kabul edilirdi. Dala’ın oğlu Elta’nın iki işlevi vardı: Hasat tanrısı ve orman hayvanlarının koruyucu azizi. Elta, vahşi hayvanların “çobanı”, avcıların koruyucu azizi ve fazla hayvan öldürülmesine izin verenler için intikam alan tanrı oldu. Her avcı kendisini hayat boyu 1000 hayvanla sınırlamak zorundaydı; bu çizgiyi geçerse, Elta ona bir uyarı ile gelirdi. 

Ortaçağ’da tanrılara tapınma, Nakhlar arasında genellikle yerel koruyucu tanrılara veya Tuşoli’ye adanmış kutsal alanların (elgat) inşasıyla sonuçlandı. Yüksek dağlık bölgelerde yapılan bu tür kutsal alanlar, daha sonraki dönemlerde de Nakhlar, Gürcüler ve Osetler için yaygın hale gelmişti. Ayrıca Nakhlar, kelime dağarcıklarında bahsedildiği gibi iyi ve kötü ruhların, çeşitli canavarların, cadı ve büyücülerin varlığına inanıyorlardı: “G1am” (cadı), “taram” (koruyucu ruh), “Xhün sag-almas” (orman yaratığı, vahşi adam), “dzhinnaş” (iyi ve kötü ruhlar).  

  

Rahipler 

Erken Ortaçağ’ın Nakh toplumunda pagan kültlerine hizmet eden rahipler vardı. Bu rahipler, tanrılara adanan ve geleneksel takvimin en önemli tarihlerine denk gelecek şekilde zamanlanmış şenliklerin kâhyalarıydı. Pagan ritüelleri, kurban kesme (genellikle sığır), sadaka dağıtımı, dualar, danslar, şarkılar, falcılık ve yarışmaları kapsıyordu. Şenlikler, kural olarak, kutsal alanların yakınında veya dağ zirveleri, göller, kutsal korular, mağaralar gibi tabulaştırılmış yerlerde gerçekleştiriliyordu. Etnografik ve kısmen arkeolojik materyaller, “Chensag” (Ari Adam) ve “Melxazni” (Güneşin Kızları) adlı rahip ve rahibeler sınıfının varlığını doğrulamaktadır. 

Başta İslam ve Hıristiyanlık olmak üzere dinlerin bazı etkili izler bırakan unsurları, V-XIII. yüzyıllarda Nakhlara çoktan nüfuz etmişti. Hatta bu unsurlar bile, binlerce yıl boyunca birikmiş mitolojik görüşlere dayanan pagan inançlar kompleksinin bütünlüklü uyumu nedeniyle gücünü ve istikrarını koruyan yerel dini inançlara hızla adapte oldu. (checheninfo.ru – Batasheva Elza Amatovna’nın makalesi) 

  

*Çeçen Latin alfabesinde x, hırıltılı h olarak okunur. 

**Belirli bir gruba (kültürel, etnik, dini, vb.) özgü, bir buluş veya keşifle dünyayı değiştiren mitolojik kahraman. 

  

Çeviri: Serap Canbek 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz