Tsey Rengin Yurdakul’la Sohbet

0
178

Gücüme gidiyor 

Karadeniz yakınındaki Amasya’da MÖ 63 yılında doğan, Nysa ve Roma’da eğitim gören, Eski Yunan’ın en ünlü tarihçilerinden Strabon, Kafkasya ve halklarını şöyle özetler: 

“…Bu ülkenin insanları olağanüstü yakışıklı ve iri yapılı insanlardır. Alışverişlerinde dürüsttürler ve para canlısı değildirler. Bu ülkede bitkiler ve hayvanlar bile çok gelişmiş ve iri göründü bana.” – “…Ülkenin orta doğusunda, Albania denilen ülkenin dağlarında Amazon adı verilen kadın savaşçılar yaşar.” 

Arap tarih bilgini, gezgin Abdül Hasan El Mesudi (MS 950): “Bu kadar temiz ve beyaz tenli, ince belli, güzel kadınlar ve yakışıklı, bahadır ve cesur erkekler herhalde dünyanın başka memleketlerinde yoktur.” … “Çerkesler gruplar halinde Trabzon’daki Yunan pazarına gelir ve alışveriş yaparlardı. Hal ve tavırlarından çok uygar ve zeki oldukları belli oluyordu.” 

Yukarıda paylaştığım sadece iki kadim bilgide anlatılan insanların tesadüfen ahvadı olan, bütün bu varoluş sürecinde olanlardan kısacık ve en hafif bölümünü yaşamış olan benim gücüme gidiyor. Terki diyar ettiğimiz anavatanımız ve halen hasbelkader içinde yaşadığımız yurtta yaşananlar ve nasıl ilmek ilmek parçalandığımız, birbirimize sevgisizliğimiz, KÜÇÜCÜK olmak için bizzat verdiğimiz kavga gücüme gidiyor. Yurt edindiğimiz topraklarda yaptığımız koşulsuz katılımlar karşısında esamemizin dahi anılmaması, bilinmemesi gücüme gidiyor. Onun için her mayıs biraz daha acıyor yüreğim.  

Oysa hiçbirini hak etmemiştik. Oğlunu asker etmemek için nüfusa kendini Kıpti (bir zamanlar Kıptiler askere alınmıyorlardı) yazdıranlara inat tek oğlunu silahları, atı ve tüfeğiyle savaşa yollayanlara reva görülenleri ve görenleri hayatım boyunca affetmedim ve etmeyeceğim. Olanları mazur göstermeye çalışanlara da inanamıyorum. Gücüme gidiyor nerede ne yaşadıysak. Sizi sürüngen göstermek ve bunu size hissettirmek için düzenlenenleri affetmiyorum. Üzgünüm ve çok kırgınım.  

Diyorlar ki dünyanın gelişimi böyle olmuş zaten, sen çok büyütüyorsun. 

Elbette yeryüzünde tüm insanlar varoluştan bu yana pek çok vahşet yaşadı. Ama bu benim acım, benim yangınım. Önemsizleştiremem ve birilerinin peşinden gidemem. Kırgınım, yaşama hep mesafeli oluşum da bu yüzden belki. Evet, çok üzgünüm, çok kırgınım. 

  • Jean Czynski’nin “Çerkeslerin İsyanı” adlı kitapçığından kısa bir paragraf:

“Bizi en çok şaşırtan ve yeterince dikkat çekemediğimiz konu Batı Avrupa’nın kayıtsızlığı. Orada Romalıların ve Yunanlıların tarihi, en ince ayrıntılarına kadar çok iyi biliniyor ve Rusya’da toplumun gerçek durumu hiç bilinmiyor. Yüz yıl içinde, Moskova elçilerinin etkisiyle yönetilen Batı Avrupa halklarının Moskova’nın toplumsal ve siyasal durumu konusunda en küçük bir bilgiye, en küçük bir düşünceye sahip olamayacağına kim inanacaktır? Bütün kötülüğün uysal aracılardan başka bir şey olmayan çarlardan geldiğine, boyarların keyiflerine göre istediklerini zehirlediklerine ve boğazladıklarına, barbar senyörlerin zincirledikleri talihsiz kölelerin korkunç kaderleri hakkında hiçbir şey bilinmediğine kim inanacaktır? Rusya’nın fethettiği ve hâlâ kendisine karşı savaşan ülkelerin bilinmediğine kim inanacaktır?  

“Bununla birlikte en yürekli halklardan birinin şimdi dünyanın en güçlü imparatorluğuyla savaş halinde olduğu, kendisini görülmemiş bir cesaretle savunduğu tarihsel açıdan apaçık ortadadır ve Fransa’da hiç kimse kimin savaştığını, nerede savaşıldığını ve savaşçıların sayısını bilmemektedir… ve hiçbir devlet adamı da bunun nasıl bir savaş olduğunu görmek, anlamak için savaş alanına gitmeyi aklından geçirmemiş ve saldırıya karşı koyanlara yardım etmeyi düşünmemiştir.” 

  • Gürcü tarihçi Simon Canaşia, 1864 yılındaki Çerkes Sürgünü’nden 65 yıl sonra, 1929 baharında Adigey’e bilimsel çalışma için gider ve Şapsığ bölgesi Cubga’da karşılaştığı sürgüne tanıklık eden 91 yaşında bir Çerkes o günleri şöyle anlatmıştır:

“Deniz kenarında yedi yıl boyunca atılmış insan kemikleri vardı. Kargalar erkek sakallarından ve kadın saçlarından yuva kurarlardı. Deniz yedi yıl boyunca karpuz gibi insan kafatasları atıyordu. Benim orada gördüklerimi düşmanımın bile görmesini istemem…”  

  • Şu saldırı metodunu uygulayan Rus askeri birliklerinde pratik olarak kayıp olmuyordu:

‘‘Birkaç bomba ve roketin patlatılmasının ardından, Rus Kazakları aula giriyor ve kıyıma başlıyordu. Aniden yapılan saldırı karşısında korkan ve uykulu olan dağlılar (Çerkesler), yoğun topçu ateşi ve ateşlenen bombaların altında yanmalarına rağmen, kısa zaman içerisinde toparlanıyor, savaşıyor ve ailelerini savunuyorlardı. Saat 13.00’lerde ise Çerkes aulu (köyü) ve burada yaşayan insanlar için artık her şey bitmiş oluyordu.” (Şpakovskiy A. İhtiyar Rus Kazak’ının Yazıları // Askeri toplu eserler. 1870. № 7 (Temmuz). Otd. I. S. 203) 

  • Yerli halkın yanlarında götüremedikleri büyük miktardaki buğday rezervlerinin dışında, komşu ormanlarda, ülkenin en çok sevilen işletmelerinden olan arıcılık ve bol miktarda bal kovanı, bal ve binlerce peteğin toplu depoları vardı. Ve bu gelişen ülke ve tabiat, yangın ve soykırıma maruz kalmıştı.” (Potto V.A. 44. Dragunskiy Nicegorodskiy alayı tarihi. T. VIII. SPb., 1895. S. 55)
  • “Tarlaların beş sene süreyle imha edilmesi, onları silahsız bırakacak ve bundan sonraki harekatları kolaylaştıracaktır.” (Kafkasya ayrı kolordu komutanı Baron Rozen’in 13 Mayıs 1833 tarihli ve № 279 no’lu mektubu)
  • “Birkaç dağlının naaşı bugünün ganimetlerinden idi. Bu dağlıların başları kesildi ve keten beze sarılarak dikildi. Velyaminov her kesilen baş için birer çervonets (Rus Çarı parası) ödüyor ve kelleler Kafatası Bilimler Akademisi’ne gönderiliyordu. Bu sebeple öldürülen her dağlı için askerler aralarında inatla kavga ediyordu…

“Ölülerin başlarının kesilmesi için yapılan kavgalar, Kafkasya’daki Rus ordularında gelenek ve âdete dönüştü. İlk defa böyle bir şey yaşadığım ve yeni resim ve hatıralardan esinlenmeme rağmen, Kazak piklerinin sonuna bağlanan ve keten bezine sarılan başların görüntüsü bende nefret ve iğrenme hisleri uyandırdı.” (Grigoriy İvanoviç Filipson’un hatıraları. М., 1885. S. 127) 

Bunları biz duymadık, uydurmadık ve yaşayan ve şahit olan atalarımız da anlatmadılar. Böyle bir yenilgiden sadece tükenmemek için, bir yerlerde yeniden Çerkes olarak yaşayabilmek umuduyla, utançla terk ettiler Tanrı’nın kendilerine bahşettiği cennet toprakları. Ve bunun ağırlığıdır soykırımın 158. yılında da üstümüzde taşıdığımız. Üstelik eskilerin bizden sakladığı. hiç anlatmadıkları olayları bu insanlık suçlarını işleyenler kendileri yazarak rapor ediyorlar. Evet, bütün bu yaşananlar tarihi roman değil, gerçek. Ve insanımızın, dünyanın bilmemesi gücüme gidiyor. Çeçen savaşı sırasında Rusya’nın Türk hükümetine “Kafkas dernekleriniz terörist yetiştiriyor, gerekeni yapmanızı bekliyoruz” kapsamında nota vermesi ve bundan sonra bütün derneklere sivil polislerin salınması ve hatta üstüne üstlük soyadı Çeçen olan bir akademisyenin TV’de tüm STK’ların kapatılmasını önermesi gücüme gidiyor.  

Çok üzgünüm ve çok gücüme gidiyor. 

Ey Büyük Tanrım! 

Yeri göğü yaratan, herkesin yakardığı ama kimseye yakarmayan Tanrım! 

Yeryüzünde tüm halkları özgür ve mutlu kıl ve biz Çerkesleri de unutma Tanrım. 

  

İstanbul. 18.05. 2022 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here