Ajirnıhüa – Pagan ritüelleri – 2. Bölüm

0
188

13 Ocak Abhaz Yeni Yılı – Şiaüfüiy, xınapıkıy: Şiafü ve üçel


Papapha Mahinur Tuna’nın “doğaya saygı ve sevgi” başlığında kaleme alarak, Abhazların pagan inanç ve ritüellerini anlattığı yazı dizisini paylaşıyoruz.

Abhazların Ajirnıhüa dediği bayramı ajiyra (demircilik) kültünü ve bu kültün tanrısını, bu gün bu bayramın nasıl kutlandığını, yine Esma Toduapha’nın güzel makalesinden ve varsa başka kaynaklardan da yararlanarak aktaralım. 

“Önce söz vardı, sözün başını söylemeden sonunu söyleyemezsin” diyor Esma Toduapha ve “Abhazların ‘Ajirnıhüa Bayramı’nın nasıl doğduğunu anlatmadan ajirnıhüayı anlatamazsın” diye ekliyor.  

Çok eski çağlarda Abhazların avcılık yaparken kendilerini koruyacak silahları yoktu, yabani hayvanlar avcıları öldürebilirlerdi. O yüzden el yapımı “aşiatshüa” denen tuzaklar kullanırlardı. Bir keresinde bir Abhaz ormanda yaralı haldeyken birine rastlamış ve o kişi onu koruyup kurtarmış. Dediğine göre fışkıran kanını durdurup fırlatmış, sonra bu konuda bildiği sırları da ona vermiş. İşte bu sırlar arasında “xınapık” yani “üçel” denen ve demirciliğin temel araçları olan apsıngeriy (örs), ajiahüa (çekiç) ve arıtüa (kerpeten) denen aletler de yer almaktaymış. “İlk demirci bu aletler keşfedildikten sonra ortaya çıkmış” diyor Toduapha Esma. 

Türk kültüründe de önemli bir materyal olan demir, demirci ve demircilik ile ilgili yakın zamanlara kadar pek kapsamlı bir araştırma yapılmadığı görülüyor, bu anlamda Fidan Uğur Çerikan’ın tezi hayli kapsamlı. Yazar “Türk Kültüründe Demir” adlı kitabında “Maddi niteliğiyle insan yaşamının vazgeçilmez bir unsuru olan ‘demir’, sağlamlığıyla gücü ve kuvveti temsil eder. İnsan hayatının her noktasında var olabilmesi için eritilebilmesi ve sonrasında işlenmesi gerekli olan bu maden; bazı toplumlarda korkulan, bazılarında ise yüceltilerek kutsal bir kimlik kazanan nesne olmuştur. Demirin insan hayatındaki bu rolü, ‘demiri işleyen bir demirci’ ve demircinin bu işlemi gerçekleştirdiği bir ‘demirci ocağı’ etrafında çeşitli algıları ortaya çıkarmıştır” diyor. (Fidan Uğur Çerikan, “Türk Kültüründe Demir”, Ankara: Grafiker Yay. 2018)  

Abhaz inancında da demirle ilgili algılar oldukça zengindir. İlk demircinin adı “Şiafü” olmuştur, ona “Şiafü Aynarjiy” diyenler de var. Biliminsanı etnograf Acincal İvan “Şiafü” sözcüğünün etimolojik anlamının şia (kan) – fü (fırlatma) sözcüklerinin birleşimiyle “fırlatılan kan” anlamına geldiğini söylüyor. Ayrıca “Şiafü Abıjnıxa” sözcüğüyle Şiafü’nün Abhazya’daki 7 kiliseye bağlandığını belirtiyor. İlk demirci olarak kabul edilen Şiafü’nün tanrı ile insanlar arasında bir köprü vazifesi gördüğüne inanan Abhazların onun demiri işlediği mekânları da kutsal kabul ettiklerini ve “üçel” diye tanımlanan “örs, çekiç ve kerpeten”i kutsal saydıklarını belirtiyor. Bu bakımdan eski Abhazlar demircilik tanrısı olarak algıladıkları Şiafü’ye, onun demircilik ocağında yılda bir keçi keserek gönlünü almaya başlıyorlar. Böylece “Ajirnıhüa” denen “Demircilik Bayramı” yeni yılın başladığı günün akşamında kutlanır hale geliyor. Abhaz geleneklerine göre bu bayram 13 Ocak gününün akşamı oluyor. 

  

Taş devrinden günümüze  

Taş devrinden günümüze tarihsel bilgilerimize bakacak olursak Abhazların ataları, MÖ 3. binyılda Batı Kafkasya’da megalitik kültürün yaratıcıları olarak kabul edilir (megalitler – devasa taş bloklardan oluşan binalar). MÖ 1. binyılın başlangıcında metal bilimi konusunda uzmanlaştılar ve MÖ 8.-7. yüzyıllarda, demiri üretme ve işlemede dünyada bir ilk oldular. Abhazların demiri ne kadar eski zamandan beri kullandıkları, Nart destanlarına da yansımıştır. Abhaz eposu “Nart Sasrıkua ve 99 Kardeşi” adlı kitapta, taştan yaratılan Nart Sasrıkua’yı suya batıran demirci “Aynarjiy”, onun kılıcına da ilk su verendir ve bu kılıcı “Afırxı” denen “şimşek” ile yapmıştır. 

Demir ve demircilik, Abhaz kültüründe önemli bir yer işgal eder. Bu kültürün gelişmesi Abhaz tarımını da güçlendirdi. Yeni yeni aletlerin yapılması, balta, aygufü, çapa, kazma, atsırkent gibi aletlerin kullanılması tarımı kolaylaştırdı. Ayrıca demirden silahlar yapmak, kılıç, kama, bıçak gibi aletleri kullanmak, barutu keşfetmek, taştan aletler yapmak, onları savunma ve saldırma alanında da güçlendirdi. Demirden çok zevkli süs eşyaları da üreten demirciler, toplum içinde çok saygın bir yere kavuştular. Demirle uğraşmanın kolay bir iş olmadığını gören insanlar, demircileri kutsal kişiler olarak kabul edip onlara saygı ve sevgi duydular, demircilerin adları herkes tarafından bilinir oldu.  

Acincal İvan, demircilik ve demir kültü üzerine çok kapsamlı yazılar yazmıştı. ”Eskiden Yunanlar Karadeniz’in batısındaki topraklarda altın, gümüş ve demir madenlerinin bol miktarda bulunduğunu, demirciliğin son derece geliştiğini, birçok demir ürününün yurtdışında satıldığını belirtiyordu. Böylece Abhaz halkının ekonomik, sosyal ve kültürel yaşamında büyük gelişmeler olduğunu yazıyordu. Büyük Kafkas Savaşı’ndan sonra Kafkasyalıların silah üretmesi yasaklandığından bu kültün yavaş yavaş gerilemeye başladığını görüyoruz. Haliyle demircilik kültünde de zamanla bazı değişiklikler oldu. Başından beri demircilik kültü içerisinde ocak, düşman ve “üçel” teması vardı. Bugün sadece “üçel”in konduğu yer kaldı. Hatta bayramlarda dua ederken bu üç aleti artık o mekâna götüren de pek kalmadı. Şiafü’nün adı ise eskisi gibi anılmaz oldu. Son zamanlarda dua ederken adını söyleyen kimse yok. Artık halkın çoğunluğu bu dua ve ritüeller için kurban keserken sadece “Şiafü rbağ” dedikleri “Şiafü horozu” kesiyorlar.” 

  

Xiaçxuama 

Zamanımızda Ajirnıhüa Bayramı’nı en çok Bzıplılar kutluyor. Onlar Ajırnıhüa yerine Xiaçxuama sözcüğünü kullanıyorlar. Bu sözcükle ilgili etimolojik bir analiz yok. Xiaçxuama sözcüğü içindeki “axi” yani “altın” sözcüğünden gelmiş olabilir diyorlar. Bu bayram her bölge ve ailede farklı farklı kutlanıyor. Gerçi herkes gerektiği şekilde yapıyoruz diyor ama bazıları pazartesi ve perşembe günleri dua ederken bazıları da bu bayramın denk geldiği gün dua ediyorlar. 

“Biz pazartesi ve perşembe günü dua ediyoruz” diyor Enver Ayba ve devam ediyor: ”Önce bir yıllık bir keçi kesiyoruz, sonra hepsinin adına birer horoz kesiyoruz. Sabah erkenden ailedeki erkek fertleri yanıma alıp kurban için dua ediyorum. ‘Şimdi canlı iken gösteriyorum, sonra kalbini ve ciğerini göstereceğim’ diyerek kurbanı kesiyorum. Demirhaneye gidince her bir erkek bireye ait kurbanlık horozun pişmiş kalbini, ciğerini ve kafasını elime alıyorum, yine her biri için hazırlanmış üçer tane açafü ve kuakuar denen çöreklerden alarak, birbirine karıştırmadan demirhaneye gidiyoruz.”  

Othara Köyü’nden Enver Ayba’nın ailesinde iki delikanlı, üç kız varmış. Evlenmiş olan kızları için o ailede herhangi bir ritüel uygulanmıyormuş, onlar sadece evli oldukları ailenin evinde, bir köşede ya da bir ağacın altında durup ritüeli izleyebiliyorlarmış. Aynı şekilde Enver Ayba’nın gelinleri ve eşi de ritüeli uzaktan izleyip durdukları yerde dua ediyorlarmış. Erkekler ise her biri için kurban edilen horozunu, mumları, çafü ve kuakuar denen yiyecekleri ve bunların yanına şarap da alıp dua etmek üzere demirhane olarak kabul edilen mekâna gidiyorlarmış. Bu mekân birçok fotoğrafta gördüğümüz gibi üzerinde “xı napı” yani “üçel” olarak niteledikleri “çekiş, örs ve kerpeten”in bulunduğu bir kütük oluyor.  

“Dua ederken mutlaka Açbey Çaçbey adına dua ediyorum” diyor Enver Ayba. “Elimdeki yiyeceklerin hepsinden birer küçük parça kopararak üzerlerine biraz tuz serpiyorum, biraz da şarap damlatıp oraya koyuyorum. Bunu koyarken ‘Açba ve Çaçba bunlarla doyuncaya kadar ve bunu içinceye kadar Tanrı bize hiçbir kötülük göstermesin!’ diyorum” diye sözlerini tamamlıyor. 

Bızıplılarda demirhanesi olmayanlar da hiçbir şeyi eksik etmeksizin demirhanesi olanlar gibi dua ediyor ve bu ritüelleri uyguluyorlarmış. Abhaz halkı demircilikle ilgili ritüellerin uygulanması halinde her işlerinin rast gideceğine inanıyorlarmış.

 

Ajirnıhüa 

Abjıwaaların bu bayramı kutlaması biraz daha farklıymış. Bu bölgede demirhanesi olanlar epeyce azalmış, demirhanesi olmayanlar da günü aynı şekilde kutluyorlarmış. Yani yeni yılı bu kutlamalarla karşılıyorlarmış. Cal Köyü’nden Vitalik Tüjba’nın dediğine göre “ajiyra” yani “demircilik” ile ilgili bir şarap fıçıları varmış. Bunlar eski amforalar gibi çok büyük; toprağın altında duruyor ve kutlama günü açılıyormuş. Anlaşılan bu aile demirhaneyle ilgili materyalleri kaldırmış. Vitalik Tüjba, olayı şöyle anlatıyor: 

“Babam 73 yaşında öldü. 38 torunu vardı. Tanrı her aileye böyle çoğalmak nasip etsin. Biz büyüyünce dedemiz bir anıhüayü (duacı) getirip dua ettirdi ve demircilik aletlerini kaldırdı. ‘Artık serbestsin’ diye dua ettirdi. O zamandan beri Tıjübaların evinde bu bayram kurban olarak keçi kesmeden ama her bir erkek fert için yine horoz keserek devam ediyor. 21 tane kuakuar, çafü ve mum koyuyorlar. Evlenen kızları kendisi gelemese bile, ‘martxuı’ denen ve payına düşen malzemeleri babasının evine adıyla gönderiyormuş. Evlendiği hanede demirhane varsa oradaki ritüele katılmayarak bir köşede duruyormuş. Anlaşıldığına göre gelinlerin demirhaneye gitmesi uygun değilmiş. Kendi kızları için yapılan kutsama geline yapılmıyormuş çünkü gelinler kendi ailelerinde kutsanıyormuş.” 

  

Afırxı 

Abhazlar “afırxı” ve “aftsirkia”yı genellikle Anıxa’ya bağlıyorlar ve bunları demirciliğin ahları (beyleri) olarak görüyorlar. Bu da pek şaşılacak bir şey değil çünkü bunlar demircinin demir döverken saçılan kıvılcımlarını andırıyor. Anıxa’dan çıkan ateşten saçılan kıvılcımlar da onların ilahi kültürlerinde aynı şeye benziyor. 

Tarihçi, Hititolog Vladislav Arzınba demircilik kültünden söz ederken Hattilerle Abhaz-Adige halkının eski kuşaklarının dillerinin birbirlerine yakın oluşundan söz ediyor. Hatta yıldırımın, demirin, demirciliğin ve demir tanrısının adlarının söylenişiyle ilgili pek çok karşılaştırma yapıyor. Özellikle kendi eserinde demircilik kültüyle ilgili şunları yazıyor: “Bu konunun hakkıyla kavranabilmesi için taş devrinin ve taş işçiliğinin tarihsel geçmişini ve bu kültün nasıl doğduğunu, bu işi yaparken hangi geleneklerin uygulandığını iyi bilmek gerek. Ama bu ikisinin de yeniden kurgulanması çok güç. Çünkü tipolojik olarak ele alacak olursak demirin, eritilmesi sırasında mı yoksa su verirken mi uyguluyorlardı bu gelenekleri iyi anlamak gerek. Etnografların bıraktığı eserlerde bu konuya ilişkin herhangi bir bilgiye rastlanmıyor.”  

Abhazların demircilik tanrısı “Şiafüı” gibi, Yunanlarda Hephaistos, Romalılarda Vulcanus, Almanlarda Weyland, Ruslarda Svorog vardı. Abhazların kardeş halkı Adigelerde ise bu tanrının adı Tlepş idi. Aynarjiy gibi o da Sasrıkua’yı suya batırmıştı.  

“Tüm Kafkas halkları içinde demirin önemi bu denli büyük olmasına karşın, metalürji, demircilik, ayxapsux kültünün sadece Abhazlarda bugüne kadar kalmış olması da ayrı bir araştırma konusu olsa gerek. Abhazların Hıristiyanlık ve Müslümanlık gibi büyük dinleri benimsemiş olmalarına karşın bu kült nasıl bugünlere kadar geldi?” diyen etnograf Yura Argun, “Belki bu kült oldukça eskidir, arkaik kökleri vardır, onun için kalmıştır” diye ekliyordu. Bugün de bu konuda pek çok yanıtı bulunamamış soruyla karşılaşmak mümkün.  

Söze sözle başladık, yine her şeye gücü yeten sözle bitirelim…  

“Şüafüı – Axiah du, Abıjnıxa! Zhüa neywa, zwı ıltswa! Şaqa xudziy şıley eylow aqara mşiy, nasıpıy, guabziyarey Şüafı yşüiytaayt!” 

“Şiafü – Altın kral, Yedi mabet! Sözü ulaşan, yaptığı gerçekleşen, ne kadar darı ve un varsa o kadar şans, kısmet ve sağlık versin!” 

  

* Aygufü: Nacak benzeri çalı tırpanı 

* Afırxı ve Aftsirke: Yıldırımın saçtığı kıvılcım ve ışık ile ilgili tabirler olabilir, tam karşılığını bulamadığım için olduğu gibi yazdım. (Devam edecek) 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz