Tarihi ve kültürel miras üzerinden kentlerin belleğinin silinmesi

0
1218

Son yüzyılın en büyük depremini yaşayan bölgede şimdi de kültürel mirasa ait yıkım yaşanıyor. Depremin üzerinden geçen bunca zamana rağmen depremin fiziki yaralarının sarılması, yıkılan kentlerin yeniden inşası, sağlıklı bir şekilde yürütülememektedir. Bu hafta içinde Antakya’dan gelen yeni bir haberle, daha önce de defalarca gündeme taşınan kültürel mirasa ait yapılar ile ilgili duyulan endişeyi haklı çıkaracak girişimler yapılmıştır. Bu uygulama ile hükümetin yaklaşımı son derece ürkütücü olmuştur. Birçok örgütün, Mimarlar Odası’nın itiraz ve talepleri doğrultusunda depremde hasar gören veya yıkılan tarihi ve kültürel mirasa ait yapıların kontrollü enkaz kaldırma çalışmaları sürecinde yapılması gerekenlerden, kurallardan çok uzak bir davranış sergilenmesi ciddi eleştirilere yol açmış, bu sebeple de yapı alanları belirleyici şekilde kordon ve çerçevelere alınarak bir nebze korunmaya çalışılmıştı.

Antakya, ‘arkeolojik ve kentsel sit alanı’ olan bir yerdir. 600 tescilli yapı ve tescile değer 1.300 yapının bulunduğu bir kenttir, bu değerler kırsal alandaki yapılar da değildir. Roma, Memluk, Osmanlı, Fransız manda dönemi, erken Cumhuriyet ve sivil mimari örnekleri ile binlerce yıllık tarihi içinde barındıran bu kentin ne yazık ki belleği silinmeye çalışılıyor. Mimarlar Odası Hatay Şube Başkanı Mustafa Özçelik’in sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımlar ve konuya duyarlı örgütlerin paylaşımları korkunç bir gerçeği gözler önüne serdi. Her taşının yeniden restorasyon sürecinde ele alınması, her parçanın tanzim edilip kodlanarak emin ortamda saklanması gerekirken, ağır iş makinelerinin-kepçelerin çalıştığı ve sadece moloz kaldırma olarak yürütülen çalışma ile tarihi, tescilli kültür varlıkları yok edilmekte. Her ne sebeple olursa olsun, yaşanan büyük felakete rağmen bu yapılan çalışmalar kentin geçmişinin tamamen silinerek yok edilmesini amaçlamaktadır. Zira bu tür çalışmalar Diyarbakır Sur’da, Halfeti’de ve birçok bölgede de yaşanmıştı. Konunun uzmanları tarafından açıklanan enkaz kaldırma kural ve koşullarına rağmen yapılan çalışmalarda önlem alınmazsa, binlerce yıllık tarihi geçmiş yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalacaktır. Kültürel mirasına sahip çıkmak adına birçok kurum ve akademisyen ile TMMOB; Kültür ve Turizm Bakanlığı, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na yazılı müracaatlarda bulunmuş, hiçbir yazılı yanıt alamamışlardır.

Bölgedeki felaketin aradan geçen bunca zaman içinde yarattığı sorunlar günümüzde de devam etmektedir. Tüm bu olumsuzluklar içinde binlerce sorunun yaşandığı alanda doğal olarak tarihi ve kültürel mirasa sahip çıkma olgusu bölgede istenilen şekilde öne çıkamamıştır. Merkezi hükümetin zaman zaman yaptığı açıklamalar ile konuya ilişkin hassasiyetin gazı alınmış, ancak yapılması gerekenler yapılamamıştır. Hatta Antakya’nın merkezi içindeki bu yapıların yeniden ihyası ve bölgenin yeni planlamalar ile yapılmasının da yeni bir rant kapısını yaratacak şekilde organize edilmesi çok ciddi bir girişimdir. İnsanlık mirası olarak değerlendirilmesi gereken bu kentin değerlerinin kurtarılmış her parçası ile yeniden yaşatılması için gereken mücadeleyi verecek kent inisiyatifleri olayın takipçisidir. Bu felaketin yarattığı gerçeklere sığınarak kültürel mirasın, kent kimliğinin ortadan kaldırılması, yok edilmesi asla kabul edilemez. Zira bu kentler binlerce yıl önce vardı, dün vardı, bugün de var olarak yarınlara taşınmalı. Anlık iktidarların bu değerler içinde yaratacağı hükümler asla kentler üzerinde bu tahribatı yapmamalıdır. Tarihimize, kültürel mirasımıza ve geleceğimize sahip çıkmak da bizlerin görevidir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz