Ay ışığından süzülenler…

0
841

Sürülerden ıskartaya çıkarılmış düşkün kuzularla bir sonraki koç katımına kadar molaya çekilmiş koçların bulunduğu ilginç bir sürü karışımında bulurduk serin güz akşamında kendimizi…

Kavakların ahenkli yaprak şıkırtıları altında uykuya direnirken, boğaza doğru serin bir geceye uzanan bir güz hikâyesiydi her gün…

Köydeki en sevdiğim zaman dilimi olan akşamüstlerinde bir başka atmosfer oluşur, sanki tüm renkler kol kola girer, mistik bir koku hâkim olurdu tüm Gunaşey meydanına…

Patates ve mısır bostanlarının olgunlaştığı közlenmiş patates kokuları arasında ay ışığından süzülen nazlı bir serinlik çökerdi üstümüze…

Kuzuların yayılırken çıkardıkları seslere odaklanır, taze çimleri otlarken dişlerinden yankılanan ahenkli seslerle hipnotize olup hülyalara dalardık…

Bir anda bir asi rüzgâr eser, uzun selvi kavakları uğuldayarak uyandırır, finalde arkası yarın piyeslerini andıran şıkırtılı yapraklarıyla bir masaldan diğerine yelken açardık…

Susamış hayvanlar ansızın kofej suyuna akın eder, kana kana suyu içerken ara ara kaçırdıkları suyun dudaklarındaki cızırtısı tırmalarken kulaklarımızı dikerdik aynı anda pürdikkat…

Bir baykuş öterdi uzaklardan boş yere, ürkütürdü. Lüzumsuz! Gereksiz!

Sonsuzluğa adım atmış ergenlerdik küçük boğaz çayının kenarında, umarsız…

Dört taş arasına alıp yaktığımız inek tezeği közü altına iliştirdiğimiz birkaç kök patates ve kıraç mısırının esrarengiz kokuları gelmeye başladığında; azık çantamızda her daim hazır bekleyen beyazpeyniri çıkarma vakti gelmiş demekti…

Gecenin sonunda bir hararet çökerdi içimize ama olsun, vardı her harareti söndürecek bir kaynak suyu Gunaşey Boğazı’nda…

Yüzükoyun uzanıp bir kez üflemek gerekirdi sadece üzerinde birikmiş çerçöp ve haşeratı kovalamak için her seferinde…

Bu anlarda babamın bir çobana verdiği öğüt gelirdi aklıma: “Suyu içerken bıyıklarını süzgeç yap da iç.”

Benim süzgeç olabilecek kadar bıyıklarım olmadı hiç.

Ben her seferinde öpercesine yüzükoyun uzanıp, suya yansıyan ay ışığına üfler, öyle içerdim…

Boğaz gecelerinde sarıldığım birkaç beden büyük eski bir tszakue (palto) gelir bazen aklıma!

Keven ateşinde doğrulttuğum çoban değneğiyle övünüp, bana yeten yıldız yağmurlu gecelerde huzurla uğuldayan karayel çınlar kulaklarımda…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz