Merve Altıntaş Capra
30 Ağustos 2025 Cumartesi tarihinde Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüsü’nde 15 yaşındaki Hilal Özdemir 20 yaşındaki Ayberk Kurtuluş tarafından katledildi. 24 ayrı suç kaydı olan Kurtuluş daha sonra aynı silahla intihar etti. Özdemir, üniversitenin sosyal tesisi olan Kennedy Lodge’daki bir düğünde çalışmak için gelmişti. Sosyal tesis, üniversite tarafından yönetilmesine rağmen bir ticari işletme gibi… Olayın ardından okul bileşenleri arasından ilk açıklama Boğaziçi Üniversitesi Eğitim-Sen Temsilciliği’nden geldi. “Olay kampüs içerisinde, düğün organizasyonu yapılan Kennedy Lodge önünde gerçekleşmiştir. Ölen 15 yaşındaki çocuk, organizasyon firması aracılığıyla işçi olarak çalıştırılmaktadır” açıklaması yapıldı.
Boğaziçili Kadınlar ve Lubunyalar imzasıyla ertesi gün okulda başlayan ve Güney Kapı önünde basın açıklamasıyla noktalanması planlanan bir eylem çağrısında bulunuldu. Okuldaki yürüyüş üniversiteli kadınların katılımına açıkken basın açıklamasında bir arada olmak için tüm kadınlara ve kadın örgütlerine seslenildi. Eylemin planladığı saatlerde Boğaziçi Üniversitesi çevresinde birçok gözaltı aracı ve sivil polis vardı. Boğaziçi Güney Meydan’da başlayan yürüyüş, Hilal’in katledildiği yer olan Kale Kapı’dan da geçerek Güney Kapı’da noktalandı. Birçok üniversitedeki kadın topluluklarının da söz aldığı eylemin basın açıklamasında şu ifadeler kullanıldı:
“Bugün bu kampüste Hilal’in katledilmesi, çok farklı açılardan kayyım yönetimin ve devletin güvenlikçi politikalarının hiçbir işe yaramadığının bir kez daha göstergesidir. Cinayetin ardından beliren sorular bellidir: Hilal neden reşit olmadığı halde bu okulda çalışıyordu? Katil okula elinde silahla nasıl girdi? Kapısında ‘güvenlik için’ onlarca çevik kuvvetin her gün beklediği ve her ay onlarca Özel Güvenlik Birimi (ÖGB) alımının yapıldığı Boğaziçi Üniversitesi’nde eli silahlı bir adam nasıl görülmedi, nasıl durdurulmadı? Dün Hilal’i koruyamayan polisler bugün bizim önümüzde dikilerek ne yapıyor?” İstanbul Üniversiteler Birliği, Boğaziçi Üniversitesi’nde katledilen Hilal Özdemir için protesto düzenlemek üzere 2 Eylül Salı saat 19.00’da Hisarüstü’nde bir araya geldi. Ancak polis, öğrencilerin yürüyüş yapmasına izin vermedi. Toplanan grubu kuşatan polis ekipleri, yaklaşık 17 öğrenciyi gözaltına aldı. 5 Eylül gecesi saat 01.00 sularında ise 31 Ağustos’taki eyleme katılan beş öğrenci gece ev baskınlarıyla gözaltına alındı. Evrensel’deki habere göre öğrencilere “Kadınların katili saray rejimi” sloganı nedeniyle “cumhurbaşkanına hakaret” suçlaması yöneltildi. Gözaltındaki beş öğrenci adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü, yayımladığı açıklamada ise cinayetin işlendiği gün giriş prosedürlerine uyulduğunu ve yetkili güvenlik görevlileri hakkında soruşturma başlatılacağını belirtti. Açıklamadaki ifadeler şöyleydi:
“Olayın failinin, etkinliğe davetiyesiyle geldiği ve girişte davetiyesini ibraz ederek kampüse girdiği anlaşılmıştır. Güvenlik görevlileri gerekli kampüse giriş prosedürlerini uygulamış; davetli kaydı tutulmuş, araç misafir otoparkına yönlendirilmiş ve giriş kuralları yerine getirilmiştir. Mevzuat gereği güvenlik görevlilerinin araç içi arama veya üst arama yetkisi bulunmadığından, failin aracında sakladığı silah tespit edilememiştir. Bununla birlikte, ilgili güvenlik sorumluları hakkında idari inceleme başlatılmıştır.”
Demirören Haber Ajansı’nın ulaştığı kamera kayıtlarında ise Kurtuluş, “Düğüne geldim” diyerek arabası aranmadan içeri giriyor. Öğle saatlerinde kampüs içerisinde bir araya gelen Ayberk Kurtuluş ile Özdemir arasında tartışma yaşandığı, bu sırada yanlarına gelen başka bir kadının Kurtuluş’u itmesi üzerine Kurtuluş’un aracına binerek olay yerinden ayrıldığı belirtildi. Akşam saatlerinde tekrar aracıyla kampüse dönen Ayberk Kurtuluş’un, güvenlik görevlilerine düğün için yeniden geldiğini söyleyerek ikinci kez kontrol edilmeden girdiği tespit edildi. Ardından Özdemir’i tekrar yanına çağıran Kurtuluş’un, çıkan tartışma sırasında genç kadının başına ateş ederek onu katlettiği, sonrasında ise aynı silahla kendi yaşamına son verdiği öğrenildi.
Hilal Özdemir, Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüs’te katledildikten bir hafta sonra Prof. Dr. Mehmet Naci İnci, Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü’ne Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile tekrar atandı. İnci’nin önceki atama süreci geniş protestolara sahne olmuştu. Bu dönemde ise BBC’ye verdiği röportaj tekrar gündeme geldi. Kendisi okulun dört bir yanındaki kameraları şöyle savunmuştu:
“Her tarafta kameralar var mı yok mu? Olmalı, kesinlikle olmalı. Öğrencilerimiz, özellikle kız öğrencilerimizin güvenlikleri söz konusu. Kulüpler vasıtasıyla olsun, kendi arkadaşları vasıtasıyla olsun, hani gizli de olsa alkol tüketiyorlar ve bu öğrenciler, tabii kızların dirençleri daha düşük olduğu için, işte kendi iradelerini kaybediyorlar ve istismara uğrayan öğrencilerimiz oluyor. Öğrencilerin emniyeti açısından mümkünse her tarafta olması lazım. O zaman geliyor, mağdur olmuş. Düşünsenize, ömür boyu o travma geçmez.”
Öğrenciler ise kameraların asıl amacının politik öğrencileri fişlemek olduğunu düşünmekte. İnci’nin kadın öğrencilerin alkol dirençlerinin düşük olmasını tacizin bir bahanesi olarak görmesi ise oldukça tepki çekmişti. Kadın öğrenciler, yaşadıkları taciz ve şiddet vakalarında okulda erişebildikleri tek kurum olan CİTÖK’ün (Cinsel Tacizi Önleme Kurulu) tekrardan işlevsel hale getirilmesini talep ediyor. 2021 yılında CİTÖK Ofis Koordinatörü Cemre Baytok’a önce ücretsiz izin verildi, sonra Fazıl Önder Sönmez’in kararıyla ve cinsel tacizi önlemenin tam zamanlı mesai gerektirmediği bahanesiyle işten çıkarıldı. O günden bugüne Boğaziçili kadınlar tam zamanlı öğrenciliğin yanında yine tam zamanlı olarak dayanışma ağları kurmaya çalışıyor, üniversitedeki tacize ve şiddete karşı mücadele ediyor. Bu dayanışma ve mücadele ağlarından biri olan Feminist Boğaziçi’nde yer alan Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Adalet’le konuştuk. Kendisi konuyla ilgili düşüncelerini şu şekilde ifade etti:
“Ben bu okula 2019’da girdim. Beni karşılayan ortamda her renge, her sese yer vardı. Boğaziçi Üniversitesi LGBTİA+ Araştırmaları Kulübü henüz kayyım eliyle kapatılmamıştı. Cemre Baytok CİTÖK koordinatörüydü ve bize oryantasyon döneminde flört şiddetiyle ilgili sunum yapmıştı. Ondan sonraki her sene okula dair başka bir değeri kaybetmeye başladık. Şu an elimizde pek güvenli alanımız kalmadı. Yine de benim umudum hep diri çünkü burada mücadele eden ve direnen feministler var. Alanlarını savunan insanlar olduğu müddetçe kimseye umutsuzluk hakkı doğmuyor. Yaşam olduğu sürece umudun olduğuna inanan bir insanım.”
Adalet, yeni dönemde de güvenli alan talebinden vazgeçmeyeceklerini belirterek sözlerine şöyle devam etti:
“Hilal bizim kız kardeşimizdi. Henüz 15 yaşında düğünlerde çalışarak geçimini sağlamaya çalışıyordu. 15 yaşındaki bir çocuğu çalıştıran düzenden tutun, okulu ticarethaneye çeviren ve kadın düşmanlığından bir gün olsun vazgeçmeyen yönetime kadar hesabı sorulacak çok şey var. Bizim en sık kullandığımız şiarımız ‘Kurulacak feminist bir Boğaziçi var’ olmuştur. Feministlerin çabasıyla, inadıyla ve inancıyla Hilal’i unutturmayacak, üniversitelerdeki cinsiyetçi politikalara karşı mücadele etmeye devam edeceğiz.”
(Fotoğraflar: Begüm Ormancı)







