Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Çerkes kadınları



Ayşen Dağıstanlı


Jineps’in bu çok anlamlı sayısında, Kuzey Kafkasyalı kadınlarımızın özelliklerinden, Anadolu’nun farklı kültürel geçmişe sahip kadınlarıyla kıyaslayarak söz etmek istedim.

Kuzey Kafkasya’daki anavatanları hangi bölgede olursa olsun Abaza, Adige, Çeçen, İnguş, Oset, Dağıstanlı kadınlarımızın hepsi için Anadolu’da genel olarak isimlendirildiğimiz gibi “Çerkes kadınları” ifadesini kullanacağım.

Her toplumun gelenekleri yaşadıkları coğrafyanın, bitki örtüsünün, etkilendikleri inanç sistemlerinin, göçlerin, komşularıyla dostluk ve düşmanlık ilişkilerinin etkisiyle binlerce yıl boyunca şekillenerek günümüze ulaşmıştır. Toplumun bireylerini de bu gelenekler şekillendirir. Gelenekler toplum düzenini sağlarken, bireyleri kimi zaman kısıtlar, kimi zaman da belli kazanımlar sağlar. Bazen sınırlar koyar, bazen onlara alan açar.

Bireylerin geleneklerden ne kadar etkilendiği elbette kırsalda veya şehirde yaşamasına, eğitim durumuna, yıllar içinde değişen uygulamalara göre farklılık gösterir. Ben de bu noktada hem şehirde hem farklı bölgelerdeki köylerde yaşayan Çerkes kadınlarıyla ilgili gözlemlerimden ve daha öncesine dair büyüklerin, özellikle kadınların anlatımlarından yararlanarak bir değerlendirme yapacağım.

Yazının hemen başında belirteyim ki; ben yetiştikleri toplumun aşağıda sıralayacağım özellikleri nedeniyle Çerkes kadınlarının özgüvenlerinin yüksek, iletişim ve organizasyon yeteneklerinin ise üst seviyede olduğuna inanıyorum…

Çerkes ailelerde kız çocuklarına, ailedeki erkek çocuklarına göre daha ayrıcalıklı davranıldığını düşünüyorum. Babalar çocukların yetiştirilmesiyle ilgilenmez gibi görünür, bu rolü ailedeki diğer kişiler üstlenirdi. Ailedeki başta büyük erkeklerin ise erkek çocuklara daha mesafeli ve ciddi bir duruşları olurken, kız çocuklarına daha sevecen, daha toleranslı davranılırdı. Ailelerde çocukluktan itibaren verilen takma isimlerde kız çocuklarına güzellik, sevimlilik, beceriklilik anlatan isimler takılırdı. Genç kızlar çocukluktan itibaren kalabalık ailelerde bireyler arasında iletişimi en kolay sağlayan üyeler olurdu.

Akraba evliliğinin yasak olması, yakın komşu veya yakın aile dostu aileler arasında evliliğin uygun bulunmaması genç kızlar için büyük rahatlık ve güven sağlardı. Böylece, genç kızlar, yaşıt erkekler, erkek kuzenler veya komşu delikanlılarla çekinmeden rahatça ilişki kurardı. Bu güvenle yetişen nesiller ileri yaşlarında da sağlam kadın-erkek dostlukları kurmaya devam ettiler.

Kadınların evlenip, başka aileye dahil olmasına rağmen, ölene kadar kendi sülale adıyla anılması kadın için bir koruma kalkanı gibiydi. Bu gelenek kadınları gelin gittikleri ailede herhangi bir saygısızlıkla karşılaşmaktan korurdu. Anadolu’da bazı bölgelerde evlenerek gittiği yerde kötü muamele gören kadının, kendi ailesine dönmesi, bazen kendi ailesi tarafından bile kabul edilmez. Evden çıktığı andan itibaren başına gelecek iyi veya kötü her şeyde kendi başınadır. Oysa Çerkes toplumunda evlenip gittiği ailenin de, içine doğduğu ailenin de kızıdır. Ona yapılan kötü muamele kadının kendi ailesine yapılmış olarak algılanacağından, sülale adı, kadını koruyan bir kalkandır.

Günümüzde sık olmasa da bazı yörelerde hâlâ yaşayan “berdel” yani bir aileden alınan gelinin karşılığında aynı aileye gelin verilmesi gibi bir uygulamanın olmaması veya Anadolu’daki komşu halklardan öğrenilen bir gelenek olarak Çerkes toplumunda da bir dönem yaygınlaşan “başlık parası” uygulamasına 70’li yıllarda Uzunyayla’da toplanan büyükler tarafından son verilmesi Çerkes kadınlar açısından çok önemlidir. Çerkes kadınları erkekler tarafından yönetilen bu tür alışverişlerin çoğunlukla öznesi olmadılar.

Her toplumda kuşaktan kuşağa aktarılan atasözleri toplumun yaşamından izler taşır. Anadolu’da söylenen “Cennet anaların ayağının altındadır” veya “Evi dişi kuş yapar” gibi kadınları yücelten çok güzel sözler vardır. Ancak övgü dolu bu sözler genellikle “annelik” ve “iyi ev kadını” olmaya atıfta bulunurken, “Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin” veya “Kızını dövmeyen dizini döver” gibi kadına şiddeti meşrulaştıran, “Saçı uzun, aklı kısa” gibi kadını küçük gören sözlerin sayısı da çoktur. Çerkes toplumunda ise kadını aşağılayan atasözlerine ve cinsiyetçi deyimlere rastlanmaz.

Çerkes toplumunda nüfus artışını bugüne kadar olumsuz etkilemiş olsa da, ortalama evlenme yaşının geç olması ve çocuk gelin kavramının ise hiç olmaması da kadınlar için çok değerlidir.

Ayrıca, Anadolu’da ileri bir yaşa gelmiş ama evlenmemiş olmanın bir kadın için genellikle başarısızlık olarak değerlendirildiğini, ama Çerkes toplumunda bu durumun kadına toplumda daha ayrıcalıklı bir konum sağladığını düşünüyorum. Ailevi konularda söz sahibi olan, fikir danışılan, düğünlerde yönetici konumunda olan, eğlence ortamlarında kendisine en çok takılınan, en esprili konuşmaları yapan, sosyal ortamların en aranan kişisi konumundadırlar.

Anadolu’da geçmiş yıllarda ve hâlâ bazı yörelerde sık rastlanan ikinci, üçüncü ve dördüncü eşe kadar evliliklerin ise Çerkes toplumunun geçmişinde belli koşullarda ve çok ender yapıldığı görülür.

Çerkes toplumunda geçmiş yıllarda “misafir kız” diye bir kavram vardı. Genç kızlar başka köylerdeki veya şehirlerdeki akrabalarının yanına bir süreliğine kalmaya giderlerdi. Bu ziyaretlerin başka evlerdeki yaşamı görmek, akraba kadınlardan onların becerilerini edinmek, yol yordam öğrenmek gibi bir fonksiyonu olurdu. Ayrıca o evin çevresindeki kişilerle tanışmak, sosyalleşmek gibi bir amaca hizmet ederdi. Misafir genç kıza ev sahipleri tarafından çok değer verilir, onun için programlar yapılır, hediyeler takdim edilirdi.

Misafir kızlar konuk oldukları evin, köyün, hatta çevredeki köylerin sosyal ortamını hareketlendirir, yaşıtı gençler onları ziyaret eder, eğlenceler düzenlenirdi. Bu ortam sırasında genç kızların adaylarla tanışması, evliliklerin gerçekleşmesi de sık olurdu.

Bu ziyaretler “misafir kız”a hem farklı ortamlarda ailesini en iyi şekilde temsil etme sorumluluğu yükler hem de birey olarak kabul edilmek, saygı görmek konusunda kendini geliştirmeye olanak sağlardı.

Bu yetişme tarzında Çerkes kızlarının bireysel gelişimine özen ve özel alanına saygı anlayışıyla büyütüldüğünü, bu sayede el işlerinden ev işlerine, sosyal iletişim becerilerinden toplumsal temsil yeteneğine kadar kendine güvenen, donanımlı bireyler olarak hayata başladığını düşünüyorum.

Elbette Çerkes kadınları, diğer tüm toplumlarda olduğu gibi toplumsal hafızanın taşıyıcısı ve gelecek nesillere aktarıcısıdırlar. Çünkü aileden kalan anılar en çok kadınlar bir aradayken mutfakta, oturma odalarında konuşulur, aile yadigârı eşyalar kadınlar tarafından saklanır, korunur.

Tüm Anadolu’ya özgü bir özellik olan misafirperverlik Çerkes toplumu için de geçerlidir. Bir Çerkes evinde misafir ağırlamak adeta protokol kurallarıyla tanımlanmış önemli bir konudur ve baş uygulayıcısı kadınlardır. Çocukluktan itibaren edindikleri tecrübe sayesinde Çerkes kadınları geniş kalabalıkları ağırlamak, büyük organizasyonları düzenlemek konusunda da doğal olarak çok yetkindirler.

Özgüveni, iletişim ve organizasyon becerileri böyle üst seviyede olan kadınlarımızın sivil toplum kuruluşlarımızın belkemiğini oluşturduğunu ancak daha fazla yönetim görevi üstlenmediklerini izliyorum.

Kadınlarımız günümüzde STK’larımızda fedakârca görevler üstlenirken, ön planda olmamaya özen gösteriyor, büyük bir mütevazılıkla çalışıyorlar.

Ancak var olmak için çok daha fazla çabalamak gereken bu zamanlarda, kadınlarımızın sahip olduğu özellikleri kullanacakları görevlerde daha fazla sorumluluk üstlenmelerinin bir zorunluluk olduğuna inanıyorum.

Yazarın Diğer Yazıları

İki yolculuk hikâyesi ve Dağıstan -3. Bölüm

Mahaçkala izlenimleri Dört günlük kısa Dağıstan ziyaretimizle ilgili yazı dizisinin ilk bölümünde Lak Bölgesi’ndeki Cara Köyü’nden anne-babası ve abisi Ömer ile ayrılan ve ancak...

İki yolculuk hikâyesi ve Dağıstan -2. Bölüm

Cara ziyareti Yaklaşık yüz yıl önce Dağıstan’ın Lak Bölgesi’ndeki köyleri Cara’dan, o dönem Osmanlı sınırları içerisinde bulunan Şam’a gitmek üzere ayrılan Zekeriya ve Fatımat, yanlarına...

İki yolculuk hikâyesi ve Dağıstan – 1. Bölüm

Mısost Ayşen Dağıstanlı Yolculuk hikâyeleri güzeldir. Bazı yolculuk hikâyelerinde coşkulu kavuşmalar, sevinçli buluşmalar vardır. Bazılarında ise hüzünlü ayrılıklar… En acı olan ise bir umudun peşinden gidenlerin bir...

Sosyal Medyalarımız

4,890BeğenenlerBeğen
1,353TakipçilerTakip Et
4,000TakipçilerTakip Et

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img