R.A. Ostapenko*
Çerkesya’da baskın din, Bizans İmparatorluğu tarafından desteklenen Ortodoks Hıristiyanlıktı. Kilise, Kuzeybatı Kafkasya sakinlerinin Hıristiyanlaştırılmasının başlangıcıyla bağlantılı olan misyonerlerin faaliyetlerine dair kanıtları korumaktadır: “İlk Çağrılan” Andreas (Aziz Andrew), Yurtsever Simun, Matta ve Bartolomeus, MS 40 yılında Alanlar, Abazalar ve Zikhler arasında vaaz verdiler [1]. Havari Andreas, öğretilerini, birçok araştırmacının yazdığı gibi, sert yapıları nedeniyle Hıristiyanlığı kabul etmeyen Adige kabileleri (Kasoglar) arasında yaydı: “Zikhler sert, kaba bir halktır ve halen yarı kâfirlerdir. Andreas’ı öldürmek istediler. Ancak fakir ve sade bir hayat sürdüğünü görünce bu niyetlerinden vazgeçtiler.” [2]
Bir süre sonra, bölge tekrar Hıristiyan misyonerlerin hedefi haline geldi. Bu süreç kendiliğinden gelişmişti. Roma İmparatorluğu’nun yöneticileri yeni ve sürekli güçlenen dine karşı mücadele ediyordu. Vaftiz edilenlere verilen cezalardan biri de Yunan yerleşimlerine (Phanagoria, Tanais [Don ağzında], Anaturos [Kuban’da], Phasis, Dioscurias ve diğer yerlere) sürgün edilmekti. Dolayısıyla da öğreti, “Kuzey Kafkasya’nın dağlık bölgelerindeki Yunan kolonilerinin aktif ticaret ilişkileri yürüttüğü kişiler arasında da yayılmaktaydı” [3]. Din, Bizans İmparatorluğu’nda (4. yüzyıl) devlet dini statüsünü kazandığında, Karadeniz kıyısındaki nüfusun manevi yaşamı üzerindeki etkisi de arttı.
Hıristiyanlığın Adige kabileleri arasında gelişmesi 6. yüzyılda, Bizans İmparatoru Büyük Justinianus’un saltanatı sırasında gerçekleşti
Hıristiyanlığın Adige kabileleri arasında gelişmesi 6. yüzyılda, Bizans İmparatoru Büyük Justinianus’un saltanatı sırasında gerçekleşti. Adigeler, direnmeden öğretiyi kabul ettiler ve topraklarında çok sayıda kilise inşa edildi. Eğitimci Ş.B. Nogmov şunu yazmıştır: “Justinian’ın adı Adige halkı arasında öyle bir saygınlığa sahipti ki, insanlar sözlerinin doğruluğunu kanıtlamak için Justinian’ın tahtı üzerine yemin ediyordu. Dağlık bölgelerdeki insanların Bizans İmparatorluğu ile dini birliğinin etkisiyle Kafkas Dağları’na nüfuz eden Yunan din adamları sanat ve eğitimi de getirdiler.” [4]
Bu etkinin izleri, Avrupalı gezginlerin, bilginlerin, misyonerlerin, siyasi temsilcilerin ve tüccarların eserlerindeki Adige ruhani dünyasına dair tasvirlerde fark edilebilir. 15. yüzyılın ortalarına kadar, istisnasız herkes bu halkın dinini Ortodoks Hıristiyanlık olarak adlandırdı ve ayinlerin Yunan rahipler tarafından yapıldığını belirtti. 1235 yılında Kuzey Kafkasya’ya giden Dominiken rahibi Julian’ın “Volga Macarlarının Ülkesine Yolculuk”, 1253 yılında Çerkesleri ziyaret eden Minorit Tarikatı’ndan Fransız keşiş V. de Rubruck’un “Doğu Ülkelerine Yolculuk”, Türkler ve Tatarlar arasında esaret altında birkaç on yıl geçiren, şövalye Linhart Rehartinger’in yaveri Alman gezgin I. Schiltberger’in “Avrupa, Asya ve Afrika Yolculuğu” adlı eserlerinde de benzer anlatımlara rastlanır [5].
Bizans’ın düşüşüyle birlikte dini tercihler yavaş yavaş değişmeye başladı ve senkretik düalizm ortaya çıktı: Ortodoksluğun yanı sıra pagan kültleri de uygulanıyordu. Hıristiyan ve pagan ritüellerinin bir arada bulunduğu, 1502’de Adigeleri ziyaret eden Cenevizli gezgin G. Interiano (Çerkesler Olarak Adlandırılan Zikhlerin Yaşamı ve Ülkesi) ve Polonyalı diplomat M. Broniewski (Tatarya’nın Tanımı) tarafından anlatılmaktadır. Mesih’e olan inancın daha da zayıflaması, 17. yüzyılın başlarında Kafkasya’yı ziyaret eden Avrupalı misyoner İtalyan A. Lamberti’nin anlatısında da yansıtılmaktadır.
Bu konudan Kaffa Valisi E. Dortelli d’Ascoli (Karadeniz ve Tataristan’ın Tanımı) ve Dominiken keşişi J. de Luc (Perekop ve Nogay Tatarları, Çerkesler, Megreller ve Gürcülerin Tanımı) tarafından da bahsedilmiştir; bu kişiler 1625 yılı civarında Adige topraklarını ziyaret etmişlerdir [6]. 17. yüzyılın ortalarında İslamın Hıristiyanlık ve koşullar nedeniyle dönüşüme uğramış paganizmle birleşmesiyle Adigelerin manevi dünyasında başlayan değişim dönemi, senkretik üçlü bir anlayışla karakterize edilmiştir. İslamın Çerkes toplumuna nüfuzunun başlangıcından bahseden ilk kişilerden biri, Asya seyahatleri sırasında Kuzey Kafkasya’yı ziyaret eden Fransız mücevher tüccarı J.B. Tavernier’dir (Türkiye, İran ve Hindistan’a Altı Yolculuk). Gözlemleri, Holstein’ın Moskova Büyükelçisi Alman bilgin A. Olearius (Moskova’ya Bir Yolculuğun Tanımı) tarafından da doğrulanmıştır [7].
17. yüzyılın sonlarında ve 18. yüzyılın başlarında dağlıları ziyaret eden Avrupalılar, gelişen senkretik kültlerin karmaşıklığı nedeniyle Çerkeslerin dinini belirlemekte zorlandılar; yabancıların eserlerinde Adigeler giderek “inançsız” olarak anılmaya başladı. Bu görüş, 17. yüzyılın sonlarında Cenevizli tüccarlarla Kafkasya’yı ziyaret eden Hollandalı J. Struijs (Terki Şehrinin Tanımı) ve Hollandalı haritacı N. Witsen (Kuzey ve Doğu Tataristan) tarafından da paylaşıldı (8).
Fransız gezgin J. Chardin (Pers ve Diğer Doğu Ülkelerine Yolculuk), 1672’de Çerkeslerin “hiçbir dine, hatta pagan bir dine bile sahip olmadıkları” sonucuna vardı. Hemşerisi Ferrand (Kırım’dan Çerkesya’ya Yolculuk) şunları ekledi: “Çerkesler arasında kitap ve rahiplerin olmaması nedeniyle inançlarını belirlemek imkânsızdır.” O. de la Motrais, 1723’te yayımlanan bir kitapta (Avrupa, Asya ve Afrika’ya Yolculuk) aynı değerlendirmeyi yapmıştır [9].
Rus hizmetine kabul edilen ve 18. yüzyılın ilk çeyreğinde Kafkasya’yı ziyaret eden İskoç P.G. Bruce (Almanya, Rusya, Tataristan ve Batı Hindistan’da Bir Yolculuğun Anıları) şu gözlemini not etmiştir: “Burada her kabile kendi takdirine göre kurban sunar.” [10] Rus hizmetindeki Alman subay I.G. Gerber, “Hazar Denizi’nin Batı Kıyısındaki Halklar ve Topraklar Üzerine Notlar, Astrahan ve Kura Nehri Arasında – 1728’deki Durumları Üzerine” adlı eserinde, 18. yüzyılın başlarında Adigeler arasında İslamın güçlendiğini belirtmiştir. Kırım’daki Fransız konsolosu K. Glavani (Çerkesya’nın Tanımı), dağlılar hakkında şunları yazmıştır: “Cumartesi, pazar ve cuma günlerine saygı gösteriyorlar, Paskalya’yı Hıristiyanlarla, bayramı ise Türklerle kutluyorlar ve her şeyin yolunda olduğunu iddia ediyorlar.” [11]
İsveç elçiliğinin bir parçası olarak Rusya’ya gelen gezgin E. Kaempfer’in “Kazan, Astrahan, Gürcistan ve Diğer Birçok Yeni Devlet” eserinde Adigeleri ağırlıklı olarak Yunan Hıristiyanlar olarak nitelendirmesi iki nedenle açıklanabilir. Ya Kaempfer birkaç yüzyıl önce Çerkesleri ziyaret etmiş olan öncüllerinin eserlerinden yararlanmıştı ya da Adigeler gerçekten de Korkunç İvan döneminde kısa bir süreliğine Ortodoks Kilisesi’ne geri dönmüşlerdi.
18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, özellikle Kabardeyler olmak üzere Adige kabileleri arasında İslamın konumu, Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım’ın etkisiyle güçlendi
18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, özellikle Kabardeyler olmak üzere Adige kabileleri arasında İslamın konumu, Osmanlı İmparatorluğu ve Kırım’ın etkisiyle güçlendi. Bu yüzyıl boyunca Adigeler manevi yaşamlarında bölünmeler yaşadı. Bazı kabileler Hıristiyan ibadetinin birtakım unsurlarını uygularken, diğerleri tutarsız bir şekilde İslamı benimsedi, kimi yönlerini kabul edip diğerlerini reddetti. Bu dönemde, Kuzeybatı Kafkasya’nın dağlık bölgelerinde Hıristiyan veya Müslüman dini hiyerarşi sistemi yoktu. Bu durumu doğrulayan Avrupalı yazarların raporları, J. Cook’un (Rus Devleti Tatarya’da Seyahatler ve Gezintiler, 1736), Kırım’daki Fransız konsolosu M. Peysonel’in (1750-1762 Yıllarında Karadeniz’in Çerkes-Abhazya Kıyısındaki Ticaretin İncelenmesi), Alman doğabilimci I.A. Güldenshtedt’in (Gürcistan ve Kafkasya’nın Coğrafi ve İstatistiksel Tanımı), Rus-Türk Savaşı (1768-1774) ve 1793-1794 yıllarında Kafkasya’yı ziyaret eden P.S. Pallas’ın (Rus Devleti’nin Güney Valiliklerine Seyahat Notları) eserlerinde yer almaktadır [12-13].
Paradoksal bir şekilde, İslamın güçlenmesine rağmen, 19. yüzyılın başlarında bile Adige halkının tarihsel hafızasında Hıristiyan bir “geçmiş” varlığını sürdürüyordu. Bunu, Ubıh, Abazin, Adige kabilelerinin dini tasvirini yapan Polonyalı tarihçi J. Potocki’nin (Astrahan ve Kafkas Bozkırlarına Yolculuk), 1807-1808 yıllarında Kafkasya’yı ziyaret eden Alman akademisyen G.J. Klaproth’un (Kafkasya ve Gürcistan’a Yolculuk) ve işinsanı R. Scassi’nin (Çerkeslerle İlişkiler Üzerine Bir Nottan Alıntı) eserlerinde okuyoruz. Şu yazarlar da onlarla aynı fikirdedir: 1818’de Kafkasya’da Rus ordusunda görev yapan Fransız asker J.V.E. Thébout de Marigny (Çerkesya’ya Yolculuk), 1822’de Adige halkı arasında yaşayan İskoç R. Lyell (Rusya, Kırım, Kafkasya ve Gürcistan Yolculuğu), 1829-1830 yıllarında Kafkasya’yı ziyaret eden Fransız gezgin J.C. de Besse (Kırım, Kafkasya, Gürcistan, Ermenistan, Küçük Asya ve İstanbul Yolculuğu), Rus hizmetinde bulunan Alman I.F. Blaramberg (Kafkasya’nın Tarihsel, Topografik, İstatistiksel, Etnografik ve Askeri Tanımı), Fransız gezgin D. de Montpere (Kafkasya, Çerkesler ve Abhazlar – Kolhis, Gürcistan, Ermenistan ve Kırım Yolculuğu), 1837’den 1840’a kadar Çerkesler arasında yaşayan ve onları Rusya’ya karşı isyana teşvik eden İngiliz ajan J. Bell (Çerkesya’da Bir Yaşam Günlüğü) ve K. Koch (Rusya ve Kafkas Topraklarına Yolculuk) [14].
E. Spencer’ın anılarında, 19. yüzyılda Adigeler arasında dini senkretizmden bahsedilir: “Muhammed’in öğretisi bu halk arasında derin kök salmadı… Hıristiyanlıkla o kadar iç içe geçti ki neredeyse ayrı bir din oluşturdu.” [15]
Böylece, farklı tarihi dönemlerde Adigelerin manevi tercihleri değişti. Nedenlerden birincisi, komşu devletlerin siyasi ve ekonomik etkisiyle bağlantılıydı. İkinci nedense Adigelerin doğuştan gelen hoşgörüsü (dini dokunulmazlık anlayışı eksikliği) ve kısmi entegrasyonu (herhangi bir dini yapıya yarı yarıya dahil olma). Bu durum, dini alanda Adiğağe’ye (Adigelik) dönüşen normatif bir görgü kuralı olan Adige Xabze’nin geliştirilmesine yol açtı.
Bugün bile, Adige halkının büyük çoğunluğu herhangi bir dini doktrinden uzak durmakta, bunun yerine birleştirici faktörlerle yetinmektedir.
Bu nedenle, O. de la Motrais’nin şu sözleri hâlâ geçerliliğini koruyor: “Çerkes dininden daha karmaşık bir şey yoktur.” [16]
*Tarih uzmanı-Adigey Devlet Üniversitesi
(Kaynak: Güney Rusya’nın Kültürel Yaşamı Dergisi No. 3 [41], 2011)
Çeviri: Serap Canbek
1. Макарий, архиеп. Харьковский. История христианства на Руси до равноапостольного князя Владимира. СПб., 1868. С.11.
2. Петровский С. В. Апокрифические сказания об Апостольской проповеди по Черноморскому побережью // Записки Одесского общества истории и древностей. Т. 21. Одесса, 1898. С. 83; позднее переиздано в кн.: Кузнецов В. А. Христианство на Северном Кавказе до XV века. Владикавказ, 2002. С. 13; Дорофей, иеромонах (Дбар). История христианства в Абхазии в первом тысячелетии. Новый Афон, 2005. С. 65-66.
3. Историческая записка. О христианстве на Северном Кавказе // Ставропольские епархиальные ведомости. 1888. № 18. С. 713.
4. Ногмов Ш. Б. История адыхейского народа. Тифлис, 1861. С. 43.
5. Адыги, балкарцы, карачаевцы в известиях европейских авторов XIII-XIX вв. Нальчик, 1974. С. 32-33; 36; 38.
6. Там же. С. 47; 54; 59; 67; 70-71.
7. Там же. С. 76-79; 40.
8. Там же. С. 102; 94.
9. Там же. С. 104; 112; 141-142.
10. Там же. С. 149-150.
11. Там же. С. 154-155; 161-162.
12. Там же. С. 176-177; Материалы для истории черкесского народа. Вып. 2. Краснодар, 1927. С. 21.
13. Адыги, балкарцы, карачаевцы … С. 207-208; 215, 218.
14. Там же. С. 226; 239; 269; 319; 327; 339; 372-373; 450; 529; 625.
15. Спенсер Э. Путешествие в Черкесию. Майкоп, 1993. С. 106.
16. Де ла Мотрэ О. Путешествие в Европу, Азию и Африку // Адыги, балкарцы, карачаевцы … С. 141-142.
***
1. Makarij, arhiep. Harkovskij. Istoriya hristianstva na Rusi do ravnoapostolnogo knyazya Vladimira. SPb., 1868. S.11.
2. Petrovskij S. V. Apokrificheskie skazaniya ob Apostolskoj propovedi po Chernomorskomu poberezhyu // Zapiski Odesskogo obshestva istorii i drevnostej. T. 21. Odessa, 1898. S. 83; pozdnee pereizdano v kn.: Kuznecov V. A. Hristianstvo na Severnom Kavkaze do XV veka. Vladikavkaz, 2002. S. 13; Dorofej, ieromonah (Dbar). Istoriya hristianstva v Abhazii v pervom tysyacheletii. Novyj Afon, 2005. S. 65-66.
3. Istoricheskaya zapiska. O hristianstve na Severnom Kavkaze // Stavropolskie eparhialnye vedomosti. 1888. № 18. S. 713.
4. Nogmov Sh. B. Istoriya adyhejskogo naroda. Tiflis, 1861. S. 43.
5. Adygi, balkarcy, karachaevcy v izvestiyah evropejskih avtorov XIII-XIX vv. Nalchik, 1974. S. 32-33; 36; 38.
6. Tam zhe. S. 47; 54; 59; 67; 70-71.
7. Tam zhe. S. 76-79; 40.
8. Tam zhe. S. 102; 94.
9. Tam zhe. S. 104; 112; 141-142.
10. Tam zhe. S. 149-150.
11. Tam zhe. S. 154-155; 161-162.
12. Tam zhe. S. 176-177; Materialy dlya istorii cherkesskogo naroda. Vyp. 2. Krasnodar, 1927. S. 21.
13. Adygi, balkarcy, karachaevcy … S. 207-208; 215, 218.
14. Tam zhe. S. 226; 239; 269; 319; 327; 339; 372-373; 450; 529; 625.
15. Spencer E. Puteshestvie v Cherkesiyu. Majkop, 1993. S. 106.
16. De la Motre O. Puteshestvie v Evropu, Aziyu i Afriku // Adygi, balkarcy, karachaevcy … S. 141-142.







