Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Kadim olanın yeni yorumu: Ragon Bal

Kafkasya’nın farklı halklarına ait kadim ezgileri modern bir yaklaşımla bir araya getiren Ragon Bal, son yıllarda hem Kafkasya’da hem de diasporada dikkat çeken gruplardan biri. Grup, repertuvarında yalnızca Osetya’yı değil, Osetya’dan Çerkesya’ya, Abhazya’dan Çeçenya’ya uzanan daha geniş bir coğrafyanın ortak müzikal hafızasını kendi yorumuyla yeniden kuruyor.
Sahnede az sayıda müzisyenle yer alsalar da, müzikleri çok daha geniş bir kültürel alanı kapsıyor. Geleneksel ezgilerle çağdaş yaklaşımı bir araya getiren bu anlatı, dinleyiciyi hem tanıdık hem de yeni bir ses dünyasıyla buluşturuyor.
Türkiye konserleri öncesi bu röportaj için Tamu Berozti ile Osetya’da bir araya geldik. Sohbetimiz, grubun ortaya çıkış hikâyesinden müzikal arayışlarına, dinleyici kitlesinden günümüzde Oset müziğinin durumuna kadar uzandı.

-Sorulara başlamadan önce bir şey söylemek istiyorum. Seninle ilk kez, Türkiye’de İTÜKAF’ın gösterisi için İstanbul’a geldiğinizde tanışmıştık. O zamanlar, diasporadaki birçok genç gibi ben de anadilimi anlayıp konuşamayanlardandım. Seninle yavaş yavaş konuşarak dili yeniden hatırlamaya ve konuşmaya başladım. Şimdi Osetya’da seninle karşılıklı oturup Osetçe konuşabilmek benim için gerçekten çok anlamlı…

-Bunu duymak gerçekten çok güzel. Ama aslında bu tamamen senin emeğin. İnsan isterse anadilini yeniden hatırlıyor, sadece biraz zaman gerekiyor. Diasporada büyüyen çoğu kişi aynı şeyi yaşıyor zaten. Önemli olan o bağın tamamen kopmaması. Şimdi burada, Osetya’da oturup Osetçe konuşabilmek… Gerçekten çok değerli bir şey.

-“Ragon Bal” ismi nereden geliyor? Özel bir hikâyesi var mı?

-“Ragon” aslında “eski”, “kadim” demek. Oset müziğinde sık kullanılır; mesela “Ragon Simd”, “Ragon Tsaghd”, “Ragon Honga” gibi parçalarda. “Bal” ise İngilizcedeki “band”in bire bir çevirisi. Instagram sayfası açarken önce “Ragon Band” koyduk çünkü o isim boştu. Sonra “band”i Osetçeye çevireyim dedim ve “Ragon Bal” oldu.

“Ragon” ismini bize Osetya’da çok ünlü bir garmonist olan Kazbek Laliyev önerdi. Hatta grubu kurma fikri de onundu. Benden, o sırada çalıştığı yapıdan tamamen bağımsız bir topluluk kurmamı istedi. Yani grup, o kurumun dışında, kendi başına bir proje olarak doğdu; o kurum hâlâ var ama biz onun dışındayız.

-Peki, grupta kimler var?

-Şu anda grupta ben (Tamu Berozti), Sarmat Qırgatı, Kazbek Guatsatı ve Adelina Kotaytı varız.

-Repertuvarınızı nasıl oluşturuyorsunuz?

-Biz aslında çok basit bir şey yapıyoruz; kendi sevdiğimiz melodileri bir araya getiriyoruz. Bizim için en önemli kriter bu. Repertuvarımızda en eski ezgilerle birlikte modern parçalar da yan yana durabiliyor. Tek kuralımız şu: Bize yakın olan, içimize sinen müziği çalmak.

-Oset müziği sizin için ne ifade ediyor?

-Bizim için o, çocukluğumuzdan beri kulağımızda olan, büyüdüğümüz müzik. Kimine dedesinden, kimine babasından, kimine radyodan gelmiş. Kimi dedesinin kucağında, kimi nenesiyle radyo dinlemiş, kimi mırıldanmış… Küçük yaştan beri sevdiğimiz, bize çok şey ifade eden bir müzik.

-Kendinizi en çok hangi müzik türüne yakın hissediyorsunuz? Tarzınızı nasıl anlatırsınız mesela birine?

-Var olduğumuzdan beri kendimizi hep “folk grubu” olarak tanımladık. Ne tamamen otantik ne de tamamen çağdaş dedik, sadece folk. Ama zamanla daha önce denemediğimiz şeyleri denemeye başladık, yeni müzikal yaklaşımlara girdik. Son dönemde ise iyice “post” bir çizgiye kaydık; modern müziğe ait pek çok unsuru kullanıyoruz. Şu anda yaptığımız müziği en doğru şekilde “post-folk” olarak tanımlayabiliriz.

-Dinleyici kitleniz kimlerden oluşuyor?

-Açıkçası tam olarak bilmiyoruz, istatistikleri çok takip etmiyoruz. Ama konserlere gelenlere bakınca genelde gençler oluyor, bir de sanırım 50-60 yaşına kadar bir kitle var.

-Daha çok kimlerden yani?

-Büyük ihtimalle çoğunluk Osetlerden oluşuyor. Ama biz Kuzey Kafkasya halklarının dillerinde de şarkılar söylemeye başlayınca, Adigeler, Karaçaylar, İnguşlar, Çeçenler ve Dağıstanlılar arasında da dinleyicilerimiz oluştu.

Takipçilere bakınca Rusça konuşan dinleyicilerin de oldukça fazla olduğunu görüyoruz. Hatta arada başka ülkelerden de bir-iki kişi var; mesela Fransızlar, sanırım bir de İrlandalı vardı.

Yani çok detaylı bir analiz yaptığımız söylenemez (gülüyor).

-Kafkasya’da müziğinize nasıl tepki veriyorlar?

-Aslında bence durum şu; insanlar ya bu tarzı seviyor ya da öbür tarzı. Üçüncüyü, dördüncüyü falan da ekleyelim işte. Herkesin kendi sevdiği bir şey var sonuçta. Bizim için önemli olan, Kafkasyalılar arasında bizi dinleyen bir kitle bulabilmiş olmamız. Herkes aslında aynı; sadece müzik zevkleri değişiyor.


“Osetya’da enstrüman yapan usta sayısı az”

-Osetya’da müzik üretiminin bugünkü durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce şu an müzikal çeşitlilik ve gelişim açısından nasıl bir dönemden geçiliyor?

-Bence Osetya’da üretim hâlâ istenen seviyede değil. Enstrüman yapan usta sayısı az, bu yüzden de aslında ciddi bir rekabet ortamı yok.

Üstelik bu gerçekten zor bir iş; el becerisi gerekiyor, malzemeyi tanımak gerekiyor, hangi ağaç türünün kullanılacağını bilmek gerekiyor, yapıştırma, kurutma gibi süreçlerin hepsi ayrı ayrı emek istiyor. Yani bu ciddi bir zanaat ve kesinlikle karşılığının iyi verilmesi gereken bir iş.

Ama diğer taraftan, maddi durumu iyi olmayan insanlar da var ve herkes 20 bin ruble verip enstrüman alamıyor. O yüzden belki de -tabii bu bizim karar vereceğimiz bir şey değil- daha uygun fiyatlı enstrümanların da olduğu bir sistem olmalı. Mesela 3 bin ruble civarında enstrümanlar olsa, insanlar en azından öğrenmek ve pratik yapmak için bir şans bulabilir.

Müziğin kendisine gelirsek; açıkçası benim ulusal müzik arşivlerinde çalışan insanlar kadar geniş bir müzik birikimim yok, o yüzden doğrudan karşılaştırma yapmak benim için zor.

Ama şunu söyleyebilirim ki, son 5 yılda Osetçe müzik, farklı türlerde, eskisine göre kat kat arttı. 15-20 yıl önceye bakarsak, daha çok düğün grupları vardı; genelde düğün müziği çalınıyordu ya da radyoda Sovyet döneminden kalma eski eserler duyuluyordu.

Şimdi ise genç müzisyenler ortaya çıkıyor ve eski şarkıları çok ilginç şekillerde yeniden yorumluyorlar. Bana kalırsa tam da şu an, Oset müziğiyle uğraşmak için çok iyi bir dönem.

-Türkiye’deki konseriniz nasıl organize edildi? Bu buluşmadan beklentileriniz neler?

-Konser Türkiye’deki arkadaşlarımız, hatta diyebiliriz ki yakın arkadaşlarımız tarafından organize edildi. Hatta (burada Türkçe söylüyor) çooook yakın arkadaşlar çooook (gülüyor).

Biz konserlerimizde dinleyicilerle birlikte aynı şekilde sürece dahil olmaya çalışıyoruz; yani daha çok zihinsel olarak, nasıl denir… Aynı frekansta buluşmak gibi… İnsanları sadece rahatlamaya ve sevdikleri müziğin tadını çıkarmaya davet ediyoruz.

Türkiye’deki konserlerden de daha önce defalarca geldiğimizde yaşadığımız o güzel duyguları tekrar yaşamayı bekliyoruz. Açıkçası oldukça heyecanlıyız, çünkü şu an yeni bir programımız var ve Türkiye’de nasıl karşılanacağını gerçekten merak ediyoruz.


“Yakın zamanda birkaç single yayımlamayı planlıyoruz”

-Türkiye’deki dinleyicilere bir mesajınız var mı?

-Türkiye’deki dinleyicilere bir mesajımız var; sağlıklı olun, mutlu olun.

-Ve konserimize gelin…

-Evet, konserimize gelin (gülüyor)… Sağlıklı ve mutlu olun… Ve mutlaka konsere gelin!

-Yakın zamanda yeni bir albüm ya da müzik projesi planınız var mı?

-Yakın zamanda birkaç single yayımlamayı planlıyoruz. Albüm konusuna gelince, şu an için böyle bir planımız yok.

-Osetya’yı ve Oset kültürünü tanımayan birine müziğinizi nasıl anlatırsınız?

-Aslında şöyle; geçmişten gelen görüntüler gibi düşünün; telefonda çekilmiş ve biraz da yine telefonda düzenlenmiş gibi. Yani o “geçmişten görüntüler” dediğimiz şey bizim çaldığımız nağmeler, geleneksel motifler. O “modern kaplama” ise bizim bu nağmeleri nasıl yorumladığımız. Bunlar hiçbir şekilde “en doğru” ya da “tamamen otantik” olma iddiası taşımıyor. Bu sadece bizim bakış açımız, bizim düzenlemelerimiz; halk melodilerinin, halk şarkılarının ve aynı zamanda Kafkas halklarının müziklerinin bizce yorumu.



Ragon Bal Türkiye konserleri

İstanbul: 7 Mayıs saat 21.30 – Kadıköy Sahne

Balıkesir: 8 Mayıs saat 20.00

Hasan Can Kültür Merkezi

Ankara: 9 Mayıs saat 20.00 –

Ostim Teknik Üniversitesi Konferans Salonu

Kocaeli: 10 Mayıs saat 20.00 – Old Trend Restaurant



Yazarın Diğer Yazıları

Dağların arasında kutsal bir buluşma: Rekom

Osetlerin kendi pagan dini inançlarına göre en önemli bayramlardan biri olan Rekom Bayramı, yalnızca bir ibadet günü değil; aynı zamanda kültürel hafızanın canlı tutulduğu...

Sosyal Medyalarımız

9,251BeğenenlerBeğen
2,745TakipçilerTakip Et
4,012TakipçilerTakip Et
677AboneAbone Ol

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img