Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Kim bu Çerkes cadıları? Ah şu Çerkes cadılarının maharetleri…

Son birkaç haftadır kulağıma ara ara bir kurguya hapsedilmiş “Çerkes Cadısı”nın çığlıkları çalındı. Döndüm baktım yanıma, sağa sola. “Kimdir bu Çerkes Cadısı, ne menem bir şeydir?” dedim, havaya birkaç sorumu uçurdum. Önce “Almastın”ı gördüm, bir ürktüm; korkunç görünüyordu. Çevreme bakındım bir lohusa kadın, küçük bebek ya da çocuk var mı diye; şükür ki yoktu. “Sen misin kaç gündür feryat eden? Kimsin, nesin, anlat” dedim. “Yok” dedi, “Ben değilim, ayrıca ben hiçbir zaman bir çocuğu kaynar suya atmadım, bebeklere ve kadınlara zarar vermedim. Seni dinleyene, yazılarını okuyana bunu da söyle”. İnanmadım ya, “Tamam” dedim.

Sonra Evliya Çelebi’yi gördüm ağır aksak yürürken. Ona sordum “Çerkes Cadısı”nı. Tabii ki biliyordu, kim olduğunu… Neredeyse 400 yıl önce, Hatukay diyarında Pedsi Köyü’nde, bir gece Çerkes Cadıları ve Abhaz Cadıları arasında yaşanan müthiş savaşı anlattı. Küplerde uçmaktan kan emmeye kadar olağandışı tüm masal, efsane unsurlarını saydı döktü önüme. “Şimdi nerde bu Çerkes Cadıları, Abhaz Cadıları? Yine savaşlar yaparlar mı? İnsanın kanını emerler mi?” dediğimde o kadar konuşmayı seven muhterem zat, yürüdü gitti. İşin ilginci ne Almastın’da ne Evliya Çelebi’nin hikâyesinde Xabze’ye dair bir söz, bir davranış, bir ayrıntı da bulamadım. Acaba o zamanlar Xabze (Çerkes örfü, yazısız toplumsal kurallar bütünü) ya da Apsuara (Abhaz örfü, yazısız toplumsal kurallar bütünü) yok muydu ki?.. Bilemedim. Ama Kazan Tatarlarının hikâyelerinde, Sibirya Türklerinin kültüründe, Gagavuzya’da ve Anadolu efsanelerinde kara koncolosları, Almastın’la çok benzer olan Al Karısı’nı buldum. Bir de ulu yapay zekâmıza sorayım dedim şu “Çerkes Cadısı”nı. Karşıma yine Almastın’ı ve Evliya Çelebi’nin anlattığı Pedsi Köyü cadılarını, Abaza Oburlarını çıkardı. Bir de Yemınej, Barıshgeg ve Setenay Guaşe’yi. Nart Destanı’nın bilge annesi Setenay Guaşe’yi bu listede görünce şaşırdım. “Çerkes Cadısı”nı sorup soruşturmaya devam ederken kendime de sordum. “Çerkes Cadısı”nı bilmesem de “cadı”yı bilirim. Upuzun kirli, yağlı saçlı; upuzun kirli tırnaklı, çok yaşlı, dişleri dökülmüş ve cırlak sesli, kötü ruhlu bir KADIN. Kimi görüntüde süpürgeli ve siyah şapkalı; kimi görüntüde küp içinde korkunç bir KADIN. Neden bu KADIN? Neden bir KADIN?

“Çerkes Cadısı”nı arayıp tararken zihnimin sorularıyla “Cadı” kelimesine yöneldim. 14. yüzyılda yazılmış Gülşehri’nin “Mantıku’t Tayr”ında ve Âşık Paşa’nın “Garipnamesi”nde “cāzū” ya da “cādū” olarak geçen bu kelime; “büyüleyici, sihirbaz” anlamına geliyor. Sonra ne olmuş, ne bitmişse 19. yüzyılda yazılmış Ahmet Vefik Paşa’nın “Lehçe-i Osmanisi”nde ve Şemsettin Sami’nin “Kâmûs-ı Türkî”sinde cadı kelimesinin anlamlarına “kara koncolos, hortlamış, kötü huylu, çirkin yüzlü” gibi anlamların da eklendiğini fark ettim. Yönümü Avrupa’ya çevirip cadı anlamına gelen “witch, witchcraft, malefica, maleficia” kelimelerinin tarihine baktığımda nötrden olumsuz anlama dair o değişimi gördüm. Kökeni Yunan mitolojisindeki Medea’ya, Kirke’ye hatta çok daha öncelerine dayanan “cadı, malefica” kavramının; “ezoterik (felsefi, içsel) bilgiye sahip “şifacı, büyücü” anlamlarından “insana zarar veren korkunç, çirkin cadı” klişesine nasıl büründürüldüğünü adım adım izledim. Nartların bilge kadını Setenay Guaşe’nin “Cadı” olarak anılması bu sebeple sanırım. Çerkes kültürünün temel kaynaklarından olan Nart Destanı’nda Setenay Guaşe; asla çirkin, kötücül, korkutucu bir figür değil. Aksine çok güzel, iyilik eden ve yol gösteren biri; toplumun saygı duyduğu bir kişi. Feryat figan eden o çirkin Çerkes Cadısı, Setenay Guaşe olamaz. Bu esnada “Tarihte Toplumsal Cinsiyet” kitabının başında, yazarı Merry E. Wiesner-Hanks’in söylediği “Bu kitabın kadın okurları verilen bilgilerle zaman zaman öfkelenip zaman zaman üzülebilirler” cümlesini yeniden hatırladım. Öfkelendim ve üzüldüm kadınlığımıza. Cadı kelimesinin yolculuğu bir nevi anaerkiden ataerkiye geçişin en önemli temsillerinden biri. Bunu anladım ama halen “Çerkes Cadısı” yok, halen bulamadım.

Yürürken, gezerken “Acaba ben miyim o Çerkes Cadısı?” sorusu çalındı kulağıma bir yerden. Döndüm, baktım. Nart Destanı’nda geçen Lashin. “Lashin Büyük Nartlara Sesleniyor” («Лашын Нартыжьхэм Хуаусэ») şarkısında Nartlarla alay eden, Kalmuk pehlivanını dize getiren Lashin. Karşımda yine erkek kıyafetleri ile duruyordu. Tox’wtemischey (Tohtamışey) olarak da bilinen Lashinqey yerleşiminin batı ucundaki Lashinqey Dağı’ndan çıkmış gelmiş. Sözünü de gücünü de sakınmayan bu mert yürekli kadın, geceleri kan içen bir cadı olur mu? Cadı kelimesinin getirdiği görüntüye de hiç uymuyor. Yüzü parlıyor ay gibi. O kötücül cadılığın aksine Çerkes kadınlarının en güçlü temsilcilerinden biri olmayı hak ediyor kanımca. Yine bulamadım “Çerkes Cadısı”nı… Derken derken KIэрыщIэн (ç’eriş’en) denen kötü ruhlara ve cadı olarak bilinen; insanı kurda, köpeğe çeviren wıd’lara (уд) rastladım Kafkas Dağları’nda. Yanlarına canavarları, ejderhaları almış, tepegözleri, orman elflerini almış; geziyorlardı. Salgın hastalıklara, bahar hastalıklarına, felaketlere sebep oluyorlarmış sözüm ona. Hastalıkların isimlerini zikredip içeriklerini sordum onlara. Şaşkınlaşıp suskunlaştılar. Kadim salgın hastalıkların neden şimdi yok olduğunu, insanlığın ömrünün neden uzadığını sordum onlara; bir anda yok oldular. Wıd’lar (уд) da o birkaç haftadır çığlıkları duyulan, “Osmanlıları katleden kahpe cadı” değildi; anladım. Çok eski zamanlarda salgın hastalık çıkarmada mahirlermiş, o ayrı…

Derken bir kamıl (Kadim flüt. Adigece: Къамыл, Abhazca: Açarpın, Osetçe: Uadınz) sesi duydum. Ç’eriş’en’leri, wıd’ları, Lashin’i, Setenay Guaşe’yi, Yemınej ve Barıshgeg’i ardımda bırakıp kamıl sesinin peşi sıra Zhulat’a (Жулат; Çerkeslerin ataları olduğu varsayılan Karıncaların Tapınağı-Şora Nogmov, 1861) çevirdim yönümü. İlerledikçe kamıl sustu, peçeç başladı ve ardından bir kadın korosunun sesini duydum. Daha da heyecanlandım. Daha da hızlı yürüdüm; Zhulat’a, diğer adıyla Tatartup (Tatartup [Тэтэртуп]=Tatar Höpüğü/Tepesi) Dağı’nın zirvesine vardım ve ne göreyim… Adige Panteonu’nun hepsi (Adige Tanrı ve Tanrıçaları) oradaydı. Baştanrı Theshxwe (Тхьэшхуэ), refah/sağlık ve hastalık tanrısı Sozeresh (Созэрэш, Созырэш, Созэрэщ, Созрэщ), savaş ve kan dökme tanrısı Tetertup (Тэтэртуп), orman tanrısı Mezithe (Мэзытхьэ), bereket ve bitkilerin tanrısı Theghelej (Тхьэгъэлэдж), demircilerin ve ateşin tanrısı Lhepsch (Лъэпщ); hepsi hepsi oradaydı. Pek tabii tanrıçalar da oradaydı. Yağmur tanrıçası Hentsegwasche (Хьэнцийгуащэ, Хьэнцэгуащэ); ağaç tanrıçası Zhig Gwasche (Жыг гуащэ), su tanrıçası Psigwasche (Псытхьэгуащэ, Псыгуащэ), nehirlerin tanrıçası Psix’wegwasche (Псыхъуэгуащэ, Псыхъуэ гуащэ), denizler tanrıçası Xi Gwasche (Хы гуащэ), arıların koruyucusu Merise (Мэрысэ), bahçelerin ve bostanların tanrıçası Xade Gwasch[e] (Хадэ гуащ) ve yolumu Zhulat’a düşüren o gizemli şarkının adandığı orman tanrıçası Mezgwasche (Мэзгуащэ, Мэз гуащэ). Hepsi hepsi oradaydı. Her birine sordum kötücül “Çerkes Cadısı”nı, Evliya Çelebi’nin “Seyahatname”sindeki savaşan Çerkes Oburlarını. Binyıllardır var olan varlıklarını, yollarını anlattılar bana. Çerkeslerin en eski inancı, doğanın canlı olduğuna inanılan animizmi; nesnelerin doğaüstü güçlere sahip olduğuna inanılan paganizmi, kendilerinin de çıkış noktası olan çoktanrıcılığı yani politeizmi, sonrasında Hıristiyan inancını ve en son yerleşen İslamiyet inancını; bu inançların etkilerini birer birer anlattılar. Dönüşümü, kadının dönüşümünü, tanrıçanın dönüşümünü, ana gücünden ata gücünün gökyüzüne yayılışını sayfa sayfa anlattılar. Ağacın, doğanın, yağmurun, toprağın, cümle âlemin koruyucularının insan zihniyle kötücül Çerkes Cadısı’na dönüşümünü gördüm bin yıllık oyun içinde. Sanki bir de arada İsa Mesih’in annesi Meirem’i (Мэрем, Мерэм) de gördüm. O da başını salladı, kabul etti bu senaryoyu. Ve şarkı devam etti, şarkı devam ettikçe önümde binyılların ritüeli döndü durdu, ağaçlar çevresinde. Peki, şarkı ne anlatıyordu? Şu sözleri söylüyordu:

Хьэнцэгуащэ зыдошэрэ!

Хьэнцэгуащэ зыдошэрэ!

Ежьу. Я дэ ди тхьэ, уэшх къегъэщэщэх!

Хьэнцэгуащэ зыдошэрэ!

Ежьу. Я дэ ди тхьэ, уэшх къегъэщэщэх!

Hantseguashe zıdoşere!

Hantseguashe zıdoşere! Yeju.

Ya de dı t’he, ueshh k’eghesheşeh!

Hantseguashe zıdoşere! Yeju.

Ya de dı t’he, ueshh k’eghesheşeh!

We are escorting Hentsegwasche!

Chorus: Our Lord, let it pour down from above!

We are escorting Hentsegwasche!

Chorus: Our Lord, let it rain in plenty upon us!

Hentsegwasche’ye eşlik ediyoruz!

Koro: Ulu Tanrımız, yukarıdan sağanaklar indir!

Hentsegwasche’ye eşlik ediyoruz!

Koro: Ulu Tanrımız, üzerimize bol bol yağmur yağdır!

Yağmur tanrıçası Hentsegwasche’ye (Hantseguaşe) adanan bir şarkıydı bu. Kuraklık zamanlarında Hentsegwasche’nin (Хьэнцэгуащэ) bir tasvirini taşıyan geçit alayının, yağmur duaları eşliğinde söylediği şarkıydı bu. Şarkıyı söyleyen alayın güzergâhı üzerindeki evlerden insanlar çıkıp “Ulu Tanrımız, üzerimize bol bol yağmur yağdır!” (Я дэ ди тхьэ, уэшх къегъэщэщэх!) diye haykırarak Hantseguaşe’nin tasvirinin üzerine su döküyorlardı. Geçit alayına kabuğu soyulmuş darı, yumurta, kurutulmuş et gibi (pişirilmemiş) çiğ erzak bağışladılar. Alay daha sonra nehir vadisine doğru ilerledi, burada toplanan yiyecekler pişirilip dualar eşliğinde yendi. Geçit alayındakiler yağmuru çağırmak için psixelhafe (псыхэлъафэ) adı verilen, nehre kıyafetleriyle tamamen girerek yıkanma ritüelini gerçekleştirdiler. Ardından Hantseguaşe’nin tasvirini köyün meydanına götürdüler, etrafında wıj x’wrey (удж хъурей – çember vucı) dansını icra ettiler.

Kabardey versiyonunda yukarıdaki gibi olan antik şarkıda görüldüğü gibi Çerkeslerin yerel tanrısı “The”ye (Тхьэ) hitap ediliyor. Batı diyalektinde ise doğrudan Hentseguaşe’ye hitap ediliyordu:

Хьанцэгуащэр зэтэщэра —

Ощхэр къещха!

Ныхэтхы къыщэгъуагъо —

Ощхэр къещха!

Лыгъотхы къыщегъэшха!

Hantseguaşer zeteşera —

Oşher k’eşha!

Nıhethı k’ışeğuağo —

Oşher k’eşha!

Lığothı k’ışeğeşha!

We are escorting Hantsegwashe —

It is raining!

It is thundering in Nixetx —

It is raining!

May it rain in Lighwetx!

Hantsegwashe’ye eşlik ediyoruz —

Yağmur yağıyor!

Nixetx’te gök gürlüyor —

Yağmur yağıyor!

Lighwetx’e yağmurunu yağdır!

Bu antik şarkıyı da söyleyenler (Bugün Lazarevsky ilçesi olarak adlandırılan bölgedeki) Lighwetx (Lığotx), Qalezch (Kalejj) ve Hajeqwe (Hajeko) köylerinin sakinleri, Hanstseguaşe’nin tasvirini «Хьанцэгуащэр зэтэщэра…» (Hantsegwasher zeteshera… – “Hantsegwashe’ye eşlik ediyoruz…”) sözleriyle gezdiriyorlar ve Ashe Nehri’nin kıyısında toplanıp ilahiler söylüyorlar, dans ediyorlar, birbirlerini ıslatıp sembolik kurban ritüellerini gerçekleştiriyorlar. Yağmur Tanrıçası’nın bu tasviri, yağmurlar başlayana kadar nehrin ortasında dikili bırakılıyor. Koruyucu Yağmur Tanrıçası Hentseguaşe adına… Öldüren değil koruyan, yok eden değil var eden, çirkin değil güzel Hentseguaşe adına… O “Çerkes Cadısı” halen yok binyıllar içinde.

Aradan uzunca zaman geçiyor, rüzgârlar esiyor, yağmurlar yağıyor. Aynı kadim şarkı, bir Hıristiyan ilahisine dönüşüyor. İlk versiyon olan Kabardey versiyonunda olan “Ulu Tanrımız, yukarıdan sağanaklar indir” sözleriyle “The”ye (Тхьэ) hitap edilirken ikinci versiyon olan Şapsığ versiyonunda “Hantsegwashe’ye eşlik ediyoruz…” sözleriyle hitap, yerel Çerkes Yağmur Tanrıçası Hantsegwashe’ye yöneltiliyor. Hıristiyanlık döneminde çıkan son versiyonu geldiğinde ise Hentseguaşe insandan ayrılıp kadim Zhulat’ a dönüyor gerisin geri ve yağmur tanrıçasının yerini Aziz İlyas alıyor. «О Елэмэ, си шъэо нашъухъо!» (O Yeleme, siy schewe naschwx’we! – “Oh İlyas, benim ela gözlü oğlum/yiğidim!”) sözleriyle ela gözlü bir genç olarak kişileştirilen Aziz İlyas’a (Yele) yakarılmaktadır.

О Елэмэ, си шъэо нашъухъо!

Жъыу. О Елэрэ Ялэу!

Шъэо нашъухъор къоепсы рагъашъо!

Жъыу. О Елэрэ Ялэу!

Гъуитхы къыщэгъуагъу!

Жъыу. О Елэрэ Ялэу!

Лыгъотхы къыщебгъэщхэу!

Жъыу. О Елэрэ Ялэу!

О Елэмэ, си шъэо нашъухъу!

Жъыу. О Елэрэ Ялэу!

Шъэо нашъухъор къоепсы рагъашъо!

Жъыу. О Елэрэ Ялэу!

O Eleme, si ş’eo naş’uh’o!

Zhiu: O Elere Yaleu!

Ş’eo naş’uh’or k’oepsı rağaş’o!

Zhiu: O Elere Yaleu!

Ğuithı k’ışeğuağu!

Zhiu: O Elere Yaleu!

Lığothı k’ışebğeşhe’u!

Zhiu: O Elere Yaleu!

O Eleme, si ş’eo naş’uh’u!

Zhiu: O Elere Yaleu!

Ş’eo naş’uh’or k’oepsı rağaş’o!

Zhiu: O Elere Yaleu!

Oh Elijah, my grey-eyed laddie!

Chorus: Oh Elijah Elias!

They are giving the grey-eyed lad whey for a drink!

Chorus: Oh Elijah Elias!

It is thundering in Ghwyitx!

Chorus: Oh Elijah Elias!

Will it to rain in Lighwetx!

Chorus: Oh Elijah Elias!

Oh Elijah, my grey-eyed laddie!

Chorus: Oh Elijah Elias!

They are giving the grey-eyed lad whey for a drink!

Chorus: Oh Elijah Elias!

Oh İlyas, benim ela gözlü oğlum!

Koro (Jıu): Oh İlyas Elias! (O Elere Yaleu!)

Ela gözlü oğlana içsin diye peynir altı suyu veriyorlar!

Koro (Jıu): Oh İlyas Elias!

Ghwyitx’te gök gürlüyor!

Koro (Jıu): Oh İlyas Elias!

Lighwetx’e yağmurunu yağdır!

Koro (Jıu): Oh İlyas Elias!

Oh İlyas, benim ela gözlü oğlum!

Koro (Jıu): Oh İlyas Elias!

Ela gözlü oğlana içsin diye peynir altı suyu veriyorlar!

Koro (Jıu): Oh İlyas Elias!

Bu kadim şarkının anlamının değişimi, dönüşümü çok tanıdık değil mi? Şimdi kim o hain, katil “Çerkes Cadısı”? Setenay Guaşe mi? Adına şarkılar söylenip ritüeller düzenlenen orman tanrıçası Mezgwuaşe mi ya da küstürülüp yok edilen Hentseguaşe mi? Peki, nerede o kan içen “Çerkes Cadıları”? Kadim Zhulat’ta mı, Elbruz’da mı, Kazbek Dağı’nda mı, Kuban’da mı, Sibirya’da mı, yoksa bambaşka bir yerde mi? Ben aradım, taradım, bulamadım. Siz bulursanız söyleyin. Yazımın sonuna orman tanrıçası Mezgwuaşe ve yağmur tanrıçası Hentseguaşe’ye adanan kadim şarkıların linkini, Almastın’a dair ve Evliya Çelebi’nin anlattığı Çerkes ile Abhaz Oburlarına dair video linklerini ekledim. Cadılık ve Çerkes mitolojisi ile ilgili yararlandığım makalelerin linkini de ekledim. Belki siz okurken, izlerken, dinlerken bir ses kulağınıza fısıldar o Çerkes Cadısı’nın kim olduğunu, nerede olduğunu. Dönüp dolaşırken binyıllar arasında kulağımdaki o tiz cadı çığlıkları da yok oldu. Eğer o fısıltıyı duyarsanız bize de söyler misiniz? Çıkaralım şu Çerkes Cadısı’nı ortaya, aşikâr edelim varlığını tüm âlem-i cihana.


Yazıyla ilişkili bağlantı linkleri:

Almastın ile ilgili: https://www.youtube.com/watch?v=0ewlccv0GT4

Evliya Çelebi’nin “Seyahatnamesi”ndeki Çerkes ve Abhaz oburları ile ilgili: https://www.youtube.com/watch?v=JWYvka68QpU

Cadı kelimesinin etimolojisine ve tarihine dair: https://www.nisanyansozluk.com/kelime/cad%C4%B1

https://www.academia.edu/43133938/S%C3%96ZL%C3%9CK_I_CADI_CADILIK

https://kavrammutfagi.com/makaleler/alican-polat-kitapligi/cadi-engizisyon—cadilar-gunu-azizler-gunu–cadaloz

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/144678

https://www.academia.edu/43297360/Avrupada_Cad%C4%B1l%C4%B1k_ve_Cad%C4%B1_Av%C4%B1_%C3%87OK_KATMANLI_B%C4%B0R_KARANLIK_TAR%C4%B0HSEL_OLGU_Fatmag%C3%BCl_BERKTAY_%C3%96ZET

Çerkes kültürüne ve inançlarına dair:

https://jaimoukha.synthasite.com/resources/Circassian%20Religion.pdf

https://www.europeanproceedings.com/article/10.15405/epsbs.2019.03.02.244

https://www.yumpu.com/en/document/view/10728509/-the-hearth-tree

https://www.booksie.com/483098-the-reality-behind-the-circassian-myth

https://aheku.net/f1jok/files/4003/1-satanaya_cycle.pdf

https://www.facebook.com/A.Jaimoukha/posts/the-figure-of-the-strongwoman-in-circassian-folklore-lashin-as-an-example-in-cir/914134291964169/

Hentseguaşe ve Mezgwaşe ile ilgili şarkı kayıtlarına dair link:

https://drive.google.com/drive/folders/1YNogDf8ybN4tpoNq2y3u1TRfBgTaDehz?usp=sharing

Yazarın Diğer Yazıları

Postmodern zamanlardaki Kuzey Kafkas esintisinin takipçileri kimler? Ragon Bal Kadıköy konseri üzerine

8 Mayıs akşamı Osetya’dan gelen Ragon Bal grubunun konserini dinlemek için Kadıköy Sahne’ye doğru ilerliyorum. Dışarıda benim gibi bekleyen bazı tanıdık yüzler var. Bir...

‘Çerkes Çemberi’nin içinde neler var?..

“Circassian Circle” dansını hiç duydunuz mu? Peki, “Çerkes Çemberi nedir?” diye sorsam, zihniniz nasıl cevaplar? Çerkes kadınlarının ve erkeklerinin zarif duruşlarını, asil tavırlarını mı...

ECHOES CHOES HOES ES SSS… Bir yürüyüş zamanının üç albümüyle gelen zihin yankıları

Metin Kodzoko’nun duyup ilettiği yankılar, belleğimin kapılarını aralayarak zihnimin yankılarını bana duyurdu. Günümüz dünyasının teknolojisi, teknikleri, fikirlerini de hissettiren; geçmiş ile bugünü bağlayan bu üç...

Sosyal Medyalarımız

9,251BeğenenlerBeğen
2,745TakipçilerTakip Et
4,012TakipçilerTakip Et
677AboneAbone Ol

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img