İrlandalı kadın edebiyatçı Frances Browne’ın ilk şiir kitabı “The Star of Attéghéi, the Vision of Schwartz, and Other Poems-Adigey’in Yıldızı, Schwartz’ın Vizyonu ve Diğer Şiirler” 1844 yılında Edward Moxon Yayınevi tarafından yayımlandı.
Çoğunlukla olumlu eleştiriler alan kitap hakkındaki ilk yorumlarda “görsel hafızası neredeyse hiç olmayan bir bireyin nasıl yazar olabildiğine, görsel kavramları ve imgeleri nasıl doğru bir şekilde aktarabildiğine” dair hayranlık söylemleri yer almıştı. Çünkü Browne, henüz 18 aylıkken çiçek hastalığına yakalanmış ve görme yetisini kaybetmişti.
“Ulster’in Kör Kızı” olarak tanınan Browne (16 Ocak 1816-21 Ağustos 1879) ilk şiirini 7 yaşında yazdı ve daha sonra denemeler, eleştiriler, öyküler ve şiirler yazmaya devam etti. Yazılarında, kardeşlerinin her akşam yüksek sesle okuduklarını ezberlediğini ve karşılığında becerebildiğince ev işlerini yaptığını anlatır.
“The Star of Attéghéi, the Vision of Schwartz, and Other Poems-Adigey’in Yıldızı, Schwartz’ın Vizyonu ve Diğer Şiirler” kitabı, Browne’ın zihinsel yolculuklarının kanıtlarıyla dolu. Kitabın içerdiği en iddialı iki şiir, kitaba adını veren Çerkesya’da geçen bir ulusal destan ve 12. yüzyılda barutu icat eden Alman simyacı Schwartz’ın hikâyesini anlatan ‘Schwartz’ın Vizyonu’. Diğer şiirler ise İrlanda, Arabistan, Kenan Diyarı (MÖ 2. milenyumun sonlarında, Eski Yakındoğu’da Sami dili konuşan medeniyetlerin varlıklarını sürdürdüğü tarihi bölge), Mısır ve Fransa’daki evlerinden sürgüne gönderilen göçmenleri konu alıyor. Bu konuya dair ilgisinin, babasının yerel göçmenlik memuru olmasından kaynaklandığı düşünülüyor.
“Şan, aşk ve özgürlük” arayışı
Browne, evinden uzaktaki topraklarda kendi ülkesinin acılarının yankılarını takip ediyor. Kitabındaki 105 sayfalık Çerkes destanı, İrlanda tarihindeki ‘şan, aşk ve özgürlük’ arayışı hakkında benzer bir şey söylemeleri için İrlanda ozanlarına bir çağrıyla başlıyor, aynı çağrıyı kitabın sonunda da tekrarlıyor.
Viktorya döneminde, İrlanda sık sık “İngiltere’nin Polonya’sı” olarak adlandırılıyordu. Browne, Çerkes-Rus çatışmasını ele alarak, bu uzak toprakların kaderlerini birbirine bağlıyor.
Şiir, Çerkes prensesi Dizila ve Polonyalı sevgilisinin Rus güçlerine karşı savaşmak için bir araya gelmelerini konu alan trajik bir aşk hikâyesini içeriyor. İki sevgili birbirlerinin kollarında ölüyor ve aynı mezara gömülüyorlar.
Dilbilimci Prof. Thomas McLean, 2003 yılında yayımlanan “Silahlar ve Çerkes Kadını: Frances Browne’dan Adigey’in Yıldızı” başlıklı makalesinde şöyle diyor: “O dönemde İngiltere’de Kafkasya’yı anlatan bir dizi seyahatname yayımlanmıştı ve İngiliz gazeteleri, 1830’ların ortalarından itibaren Çerkeslerin Rusya’ya direnişlerine dair haberler yapmaya başlamıştı. Bu seyahatnameleri ve haberleri yakından takip eden Browne’ın eseri, 1 milyondan fazla Çerkesin anavatanlarından zorla çıkarılmasıyla sonuçlanan çatışmaya şiirsel bir yaklaşımdır.
Browne, 1810’lu yıllarda Lord Byron’ın ‘Doğu Öyküleri’nden ve Felicia Hemans ile Letitia Landon’ın sonraki 20 yılda yarattığı psikolojik açıdan yoğun kadın portrelerinden ilham alıyor, gizemli ve cesur kahramanını yakın tarihsel olaylara dayanan bir anlatıya yerleştirerek seleflerinin çalışmalarını genişletiyor. Eserinde, bağımsızlık ve ulusal kimlik mücadeleleri konusunu işlerken üç ülkenin halklarını bir araya getiriyor: Çerkesya, Polonya ve İrlanda. Bunu yaparken Rusya ve İngiltere’yi de ortak baskıcılar olarak değerlendiriyor.”








