Kabartay-Balkar Cumhuriyeti –I-

0
17

Kabartay-Balkar Cumhuriyeti –I-
 (QEBERDEY-BELQAR RESPUBLİKE;KABARTI-MALKAR RESPUBLİKASI)

Kuzey Kafkasya’da, Rusya Federasyonu (RF) üyesi bir cumhuriyet. Yüzölçümü 12.500 km.kare, nüfusu 901.494 (2002), başkenti Nalçik. Nüfusun 510.346’sı kentli (% 56.6), 391.148’i köylü (% 43.4); % 46.9’u erkek (422.720), % 53.1’i de (478.774) kadındır. Nüfusun % 55.3’ü Kabartay (498.702), % 12.9’u Balkar (116.004) ve % 25.1 kadarı da Rus kökenlidir (226.620).

Özerkliğe geçiş ve Nüfus oynamaları:

Kabartay ve Balkar bölgeleri, 20 Ocak 1921’de kuruluşu onaylanan, Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’ne (RSFSC) bağlı, Dağlı Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti içinde birer “ulusal okrug” olarak yer aldılar. Dağlı Cumhuriyeti’nden ayrılarak, 1 Eylül 1921’de “Kabartay Özerk Oblastı” kuruldu. Daha sonra, bu oblast, Dağlı Cumhuryeti’nden ayrılan Balkar Ulusal Okrugu ile birleştirilerek, 1922’de Kabartay-Balkar Özerk Oblastı oluşturuldu. Oblastın yüzölçümü, ilkin 11.500 km.kare, nüfusu da 165.488 idi. Bu nüfusun 107.315’i Kabartay (%64.8), 23.680’i Balkar (% 14.3) ve 22.740’ı da Rus (%13.7) idi. 1932’de Prohladnı rayonu ve çevresinin bir bölümü oblasta eklendi ve yüzölçümü 1.000 km.kare artarak, 12.500 km.kareye, nüfus da 268.700’e yükseldi. 1939’da nüfus 359 bine ulaştı, bu nüfusun % 53.7 kadarı Kabartay ve Balkar (193 bin), % 35.9’u da Rus (129 bin) idi.

Oblast 1936’da özerk cumhuriyet  yapıldı.

Stalin döneminde başlayan Rus nüfusu ulusal bölgelere yerleştirme politikası, Brejnev döneminde hız kesti, Gorbaçov ve sonrasında da terk edilmeye başlandı: 1939’da % 35.9 (129 bin) ve 1959’da % 38.7 (162 500) olan Rus nüfus oranı, sayısal olarak, 1989’a değin artmış olmakla birlikte, sonra sayısal ve oransal olarak düştü:1989’da % 31.9’dan (240.721), 2002’de %25.1’e (ya da 226.620’ye) bir düşüş. Buna karşılık, 1959’da % 45.3 olan Kabartay (190 bin) ve % 8.1 olan Balkar (34 bin) nüfusu, sayısal ve oransal olarak da yükseldi: 1959’a göre, 2002’de, Kabartay nüfusu 2.6 kat, Balkar nüfusu ise 3.4 kat arttı (Aynı dönemde Adıgey Adıge nüfus artışı ise, çok düşük kaldı, yani 1.6 kat :66 binden 108.115’e arttı). Rus azalmasının bir nedeni ekonomik gerileme, yani Rus nüfusun istihdam edildiği birçok işyerinin kapanması ise; bir başka nedeni de köyden kente göçün yoğunlaşması ve konut tahsislerinde yerel nüfusa (Kabartay, Rus ve Balkarlar’a) öncelik verilmesi zorunluğunun artık oluşmuş olmasıdır (Adıgey ve Maykop’ta da, benzeri bir ilerlemenin şimdilerde yeni yeni başladığı söylenmektedir. Bu arada, iki ayrı oblasta bölünmesinden vaz geçilen Karaçay-Çerkesya’ da, artık sağlam bir yerli nüfus temeline oturmuştur).

Sonuç olarak, Kabardey nüfusu büyük bir artış göstermiştir (1897’de 98.500  Kabartay nüfusu ile dili Kabartayca olan 13.000 (ya da 16 bin) Çerkes, yani toplamı 111.500 kadar olan Kabartayca konuşan bir nüfus; 2002’de, Adıgey’dekiler hariç, Kabardiya’daki Kabartaylar’a ek, Karaçay-Çerkesya’daki Kabartayca konuşan ve şimdi Çerkes denilen Adıgelerle birlikte, RF’de 580.475’i bulmuştu: 5.2 kat düzeyinde bir artış. Kabartaylar, şimdi, Çeçen, Avar ve Osetler’den sonraki en büyük dördüncü Kuzey Kafkas topluluğudur).

Rayonlar, bitki örtüsü, turizm ve tarım:

Kabartaylar Zolski (Dzelıko), Baksan, Çerek (Şeredj), Çegem (Şedjem), Arvan ve Terek rayonları ile Nalçik kentsel alanında; Balkarlar Sovetski rayonunda, Ruslar da Prohladnı ve Mayski rayonlarında çoğunluğu oluştururlar. Başkent Nalçik’te, Kabartay nüfus çoğunluğunu, sırasıyla Rus ve Balkar nüfusu izlemektedir. Nalçik dışında Prohladnı, Mayski (Rus), Tırnavuz (karma), Baksan ve Nartkale (Kabartay) gibi kent yerleşimleri vardır.

 

Bölgenin güneyi dağlıktır: 5.642 m.yüksekliğindeki Elbrus tepesi (Kabartayca "Oşhamaho", Adıgece "Oşhamafe", Balkarca "Mingitav") güneybatıdadır. Dağlarda sivri kayaların altında buzullar ve karlar, daha aşağıya doğru Alp tipi çayırlar, iğne yapraklı ormanlar ve karışık ormanlar yer alır. Buzul ve karlarla beslenen çok sayıda akarsu kuzeye doğru akarak Terek Irmağına dökülür.

Güneydeki dağlık alan vadilerinde, bir Türk-Tatar dilinde konuşan, eskiden beri hayvancılık, arıcılık, balıkçılık ve avcılıkla geçinen, Rus istilasına karşı uzun bir süre (1827’ye değin) direnmiş olan Balkarlar barınır. Balkar yöreleri, ayrıca bir dağcılık, kayakçılık ve turizm bölgesidir de. Ancak Sovyetler’in dağılması ve ekonominin gerilemesi sonucu turizm de darbe yemiştir.

Dağlık alanın kuzeyindeki çayır ve steplerle kaplı geniş Kabartay Ovası ile akarsu vadilerinde sulama ile tarım yapılır. Buğday, mısır, ayçiçeği, kenevir, gül ve meyve yetiştirilir. Güneydeki dağ çayırlarında yazın küçük ve büyükbaş hayvanlar ile arı kovanları yayılır. Berrak akarsu ve göllerde alabalık avlanır. Kabartay cinsi ünlü atların iyileştirilmesine ve atçılığın yeniden canlandırılmasına çalışılmaktadır.

Gorbaçov öncesinin dışlama ve Ruslaştırma   politikaları:   

Gorbaçov öncesinde, yani Stalin ve sonrası dönemlerde, “büyük birader” (ağabey), yani “efendi” sayılan politik (yani idareci, bürokrat, parti ve sanayi elemanı, vb )  Ruslar, ulusal bölgelerde “birinci sınıf vatandaşlar” konumundaydılar. Afrika sömürgelerini anımsatan böylesine bir uygulama, ‘üstünlük sunduğundan’, Ruslaştırma ile Rus yerleşmelerini de özendirici olduğundan üstü kapalı bir destek görüyordu. Bu konuda bir örnek olmak üzere, sözgelişi, yine söylendiğine göre, toplu taşıma araçlarında, bir Kabartay ya da Balkar otururken, bir efendi Rus’un ayakta bırakılması olacak şey değildi. Böylesine bastırılan, korkutulan ve ketum bir ortamda, dışarıdan gelen sıradan bir Rus bile, ”aslan kesiliyor”, sanki “doğal hakkıymış” gibi, kendisini “üstün ”, yerleştirildiği yerdeki yerli halkı, dil ve kültürü “aşağı bir şeymiş” gibi küçümseyip, dışlıyor ve reddediyordu. Kuşkusuz bu tür bir ırkçı anlayış, demokratik eşitlik anlayışına ve sosyalist ilkelere de aykırıydı (Bu da sosyalizmin ve SSCB’nin giderek ne hallere düşürülmüş olduğunu da göstermektedir). Aşağılanmaktan “kurtulmak” için yerli aileler de, giderek, çocuklarına Hıristiyan adları vermeye, onları Rusça konuşturmaya ve Rus okullarına göndermeye başlıyorlardı. Sonunda yerel diller, ‘Anayasa gereği’, o da bazı okullarda ve bazı sınıflarda, haftada iki ders saatini geçmemek üzere, seçmeli bir ders düzeyine düşürülmüştü. Ama propaganda çarkı dönüyor, sahtekarlıkla bezeli vitrinler açık tutuluyordu: Okunması değil, dış propagandası önemli yerel dillerde kitaplar yayınlanıyor, mükellef devlet ya da kolhoz sofralarında ‘konuklar’ ağırlanıyor, onlara özel dans gösterileri sunuluyor, her şey harika imiş gibi gösteriliyor ve gerçekler saklanmak isteniyordu. SSCB’nin dağılmasını hızlandıran önemli bir etken de budur, yani baskı ve çürüme yanında, Ruslaştırma politikası ve bunun bir aracı olan Rus milliyetçiliğidir. Hala, bir çok kilit görevin bu çağdışı milliyetçilerin kontrolunda olduğu söylenmektedir, ki bunlar Miloşeviç’in Yugoslavya’ya getirdiği belalardan ders almamışa da benzemektedirler (Ancak benzeri şeylerin ve asimilasyon olgularının Türkiye’de de ‘mebzulen’ bulunduğu unutulmamalıdır). (Gelecek sayıda devam edecek)

 
 

Sayı : 2006 12

Yayınlanma Tarihi: 2006-12-01 00:00:00