Çerkes Diasporasında Yaşanan Bülünme Sürecine

0
889
Çerkes Diasporasında Yaşanan Bülünme Sürecine
Bir Bakış
 
Binlerce yıl aynı topraklarda yan yana yaşamış, birbirleriyle ilişki içinde olmuş Kuzey Kafkasya halkları olan Adige, Abhaz, Oset, Çeçen ve Dağıstanlılar, bundan 146 yıl önce yine acı bir kaderin sonunda topraklarını terk ederek zorunlu olarak Orta Doğu, Anadolu ve Trakya’daki Osmanlı topraklarına yerleştiler.
Türkiye’nin birçok bölgesinde; Kayseri Uzunyayla’da, Maraş Göksun’da, Düzce’de, Yalova’da Adige, Abhaz, Çeçen ve Dağıstanlılar birbirlerine bir taş atımı mesafesinde yan yana yaşadılar. Acılarını, sevinçlerini birbirleriyle paylaştılar. Birbirlerinin cenazelerinde ve düğünlerinde her zaman yan yanaydılar. Türkiye’de Kafkasya’dan daha da yakınlaşmışlardı birbirlerine. Onlar çevrelerindeki topluluklar tarafından Çerkesler olarak biliniyor ve tanınıyorlardı.
Çerkes Ethem nedeniyle yaratılan baskı ortamında Çerkesler, “Çerkes Kültür Derneği” olarak örgütlenemediler. 1923 de kapatılan Çerkeslerin derneği, 30 yıl sonra 1953 de Kafkas Kültür Derneği olarak yeniden açıldı. Hangi klan kökeninden olursa olsun diasporada kırk yaş ve üstü kuşaktan kime sorulursa sorulsun, Türkiye’de yaşayan Çerkesler ya da Kuzey Kafkasyalılar kimlerdir denildiğinde hiçbir ayrım olmaksızın akla Adigeler, Abhazlar, Osetler, Çeçenler ve Dağıstanlıların tümünü kapsayan büyük bir topluluk geliyor. Bu topluluğun adı “Çerkes diyasporası” dır.
Bu, diyasporadaki kader birliği içindeki bir durumu yansıtan çok anlamlı bir tanımlama Cumhuriyet dönemi öncesinde, 1908 de kurulan Çerkes Teavun Cemiyeti ile 1918 de kurulan Çerkes Kadınları Teavun Cemiyeti’nin klan popülasyonu ne ise, 1953 sonrasındaki Kafkas Kültürü Derneğini oluşturan üyelerin popülasyonu da o olmuştur.
Tüm diasporada yaşayan Çerkesler Kafkasya’ya dönük yüzlerini bu derneklerin çatısı altında korudular. Özellikle 1990’lara kadar Çerkes benliğinin korunması ve geliştirilmesi konusunda tüm çalışmaları bu derneklerde birlikte yaptılar. O dönem dernek etkinliklerine katılmış, Çerkes kimliğiyle bir arada olmanın heyecanını ve birbiriyle kenetlenişini yaşamış 40 yaş ve üzeri olan kuşak bu bahsettiğim tablonun önemini çok daha iyi anlayacak ve anlatacaktır. 1970’li yıllarda dernek binasında, aynı masa etrafında hararetle Çerkes sorununu konuşan, Çeçen, Oset, Adige ve Abhaz kökenli insanlarımız Çerkes diasporasının ta kendisiydi. Ruhları ve varlıklarıyla tam bir bütünlüğü yansıtıyor ve temsil ediyordu.
Ben de bu kuşağın temsilcisi olarak kendimi bir “Çerkes diasporası” üyesi olarak görüyorum. Bu anlamlı görüntünün yıllar içinde ayrışmaya dönüşme eğilimi beni çok ürkütüyor. Kurulan Abhaz, Alan, Çeçen ve Dağıstan dernekleri ile ayrışma süreci büyük ivme kazandı. Önceleri öz kültürün bu tür kurumlarda daha iyi korunabileceği savıyla yola çıkan bu derneklerimiz, süreç içinde diğer dernek ve topluluklardan ayrıştı. Sorunları, Kafkasya’ya bakışları aynı olan bu derneklerimiz giderek daha mikro düzeyde bir anlayışın mekanları oldular. Birbirleriyle olan dayanışma ilişkileri (organik bir iletişiminde zaman içinde geçerliliğini yitirmesi nedeniyle) azaldı. Bu dayanışmanın en son ve canlı olarak yaşandığı dönem 1992 ve sonrasındaki Abhaz- Gürcü savaşındaki dönemdir. O zaman tüm “Çerkes diyasporası” bu konuda Abhazya sorununun çözümlenmesi konusunda tam bir dayanışma içinde olmuş ve savaşan Abhazya birliklerine yardımcı olmak için tüm gereken çabayı göstermiştir. 
Ancak daha sonrasında yaşanan Çeçen- Rus savaşında bu dayanışma gerçekleşmemiş ve bölünme, ayrışma hızlanmıştır. Çeçenlerin Rusya’ya yenilmeleri, diğer yandan Abhazya Cumhuriyeti’nin Rusya destekli olarak kurulması diasporadaki bakış açılarını değiştirdi ve bölünme çabalarını hızlandırdı.
Diaspora içinde Çeçenistan’da yaşanan olaylar karşısında Rusya’nın tepkisinden çekinilerek kararlı ve anlamlı bir duruş sergilenemedi. Çeçenlerin maruz kaldıkları duruma hala seyirci kalmaya devam ediyoruz. Bunun en canlı örneği hala İstanbul’un tam ortasında olanaksızlıklar içinde yaşamaya çalışan Çeçen kamplarındaki Çeçenlerdir. Bu sahipsizlik tüm Çeçenlerin görüşlerini ve diasporadaki temsilcilerine yönelik bakışlarını derinden etkilemiş ve bu sorunun hala çözümlenmemiş olması, büyük bir güvensizlik yaratmıştır.
Diğer yandan Abhazya Cumhuriyeti’nin kurulması ve cumhuriyet ilanı şenliklerine tüm diaspora büyük sevinçle katıldı. Şenlik konvoylarında gerçek diasporayı görebiliyordunuz. Bu dayanışma ve sevgi seli ile birbirlerine kenetlenen Çerkesler, kendi ata vatanın bir parçası olarak gördükleri Abhazya’ya gitmeye, iş yapmaya ve bir kısmı da orada yaşamaya başladılar. Önceleri tüm kardeşlik duygularıyla kapılarını açanlar, onlara pasaport, oturma izni veren yetkililer giderek daha mikro düzeyde bir politika içinde sadece Abhaz kökenlilere bu imkanı tanır oldular. Kalplerini bir ayrımcılık düşüncesi içinde olmadan tümüyle Abhazya’ya yöneltmiş olan Çerkesler bu tutum değişikliğini anlamakta zorluk çektiler. Bu tutum değişikliğinin Abhazya resmi yetkililerinden mi, yoksa diyasporada artık giderek ayrışma isteklerini gündeme getiren Abhaz temsilcilerden mi geldiğini anlamaya çalışırken, Kafkas Federasyonundan başka bir Abhaz Federasyonu kurulma gayretlerini ve bu konuda atılmış adımları öğrenince gerçeği kavramış olduk.
Bazı web sayfalarındaki köşelerinden yazan yazarlarımızın, İstanbul Kafkas-Abhazya Kültür Derneği Başkanlığı’nın ve en son Abhaz milletvekili olan ama aslında Türkiye diasporasının gerçek üyesi olan Soner Gogua’nın bu sürece verdiği hararetli desteğin ne gibi sonuçlara neden olacağını görür gibiyim. Bir yandan son günlerde gelişen ayrışma isteklerine destek verirken (ayrı federasyonlaşma), diğer yandan da “Abhazya’nın en büyük gücü, diasporası ve kardeş Kafkas halklarının desteğidir,” gibi fikriyle çelişen bir söylem içinde olması ilginçtir. Bir yandan ayrışmayı isteyecek, diğer yandan da bu ayrışma isteğini gözden kaçırarak Kafkas Halklarından desteğin devam etmesini isteyeceksin. Ayrışma isteklerinin yaratacağı olumsuz etkinin şiddetini azaltmaya yönelik Çerkes diasporasının ağzına “bir parmak bal çalma” harekatı olmaktan öte bir amacı olmadığı açık olan bu söylemi iyice analiz etmemiz ve içindeki samimi duyguları anlamamız gerekiyor. Burada eğer desteğinden bahsedilen diasporadan kasıt sadece “Abhaz diasporası” ise bu durum, korkarım ki ayrışmanın fitilini daha da çabuk ateşleyecektir.
Gerek yönetimsel, gerekse son dönemde yaşanan açılım politikalarında aktif bir tutum sergileyemeyen Kafkas Federasyonun sorunlarını, ayrışmanın gerekçesi olarak hedef seçenler, diasporada süreç içinde yaşanması muhtemel karamsar tablo gerçekleştiğinde bu sürecin mimarları olarak sorumlulukları kendilerine hep hatırlatılacaktır. Bu tutum, Abhazya Cumhuriyeti’nin bağımsızlık sürecinde yan yana, omuz omuza olmuş insanlarımızı üzecek ve bu ayrışmanın Abhazya Cumhuriyeti’nin kuruluşu sonrasında gündeme getirilişini çok manidar bulacaklardır.
Eğer Kafkas Federasyonu dışında Abhaz Federasyonu ya da Oset Federasyonu kurulursa ne olur? Artık Türkiye’de bir Çerkes diasporası kalmaz ve bu diasporanın 4-5 milyon olarak görülen temsil gücü hiçbir zaman gündeme getirilemez, bu güç yaralanır ve parçalanır. Ayrışma tavrı en çok kendilerini “Çerkes” olarak gören ve ortak soruna karşı ortak tutum ve kültürel benlik duygusuyla bağlı olan toplulukları birbirinden ayrıştırır. Birbirlerini ötekileştirme süreci hızlanır. Ayrışma sonunda derneklerimiz “saf” Abhaz, Oset, Dağıstan, Çeçen dernekleri olarak kalır. Birbirlerinin dernek ve etkinliklerine katılım giderek azalır. Zor günlerdeki maddi ve manevi dayanışmanın yerini “kendi başına kalış” alır.
Ortak kadere ve ortak vatana sahip halklarımızın gündeme sokulan bu ayrışma isteklerini mahkum etmesini ve üzerimizde zaten varolan parçalama gayretlerini boşa çıkaracak bir bilinci oluşturmalarını diliyorum. Diliyorum ki bu hatadan dönülür, halklarımızın arasına sokulmak istenen ayrımcılık oyunu teşhis edilerek, zaten hasar vermeye başlamış olan bu süreçten vazgeçilir. Bu konuda heyecanlı dernek başkanlarından öte sağduyu sahibi diasporanın kanaat önderlerinin çabalarına ihtiyaç var.
Vatanından koparılmış bizlerin yaşama bağlanmamızı sağlayan, gücümüzü oluşturan ‘Çerkes diyasporası’nın tüm birlik ve bütünlüğü ile korunması konusundaki çalışmalar anlamlı ve kutsaldır. İlerde asıl hatırlanacak ve miras bırakılacak, bu konudaki gayretler olacaktır. ([email protected])
 
 

Sayı: 2010 01
Yayınlanma Tarihi: 2010-01-01 00:00:00

Önceki İçerikKELEŞ BEY NASIL ÖLDÜ?
Sonraki İçerikMerhaba,
Jiy Zafer Süren
1951’de Samsun’da doğdu. Üniversite’yi terk etmiş ve muhasebeci olarak çalışarak emekli olmuştur. Çeşitli dergilerde şiir ve araştırma yazıları yayınlandı. Kafkasya üzerine yayın yapan, As Yayın’ın kurucuları arasında yer aldı. “Çipxe, Kafkas Aile Armaları” (derleme) ve “Tama Bahar Gelmeyecek” (şiir) isimli iki kitabı vardır. Nisan 2008 itibariyle Jıneps gazetesi yazarları arasında yer aldı, Ocak 2011 tarihinden bu yana yayın kurulu üyesidir.