Yanardağ

0
322

Gençlik ve içinde bulunduğu toplum üzerine olsun şimdi okuyacağınız kelimelerim.. 

Üç yıl önce İstiklal’de, Atilla İlhan Kültür Merkezi’nde bir söyleşiye Türkiye’nin 1999’da gördüğü iki büyük depremde (1) arama kurtarma çalışmalarında büyük emeği olan AKUT’un kurucularından Nasuh Mahruki konuk olmuştu. 

Güzel anlatımlarda bulundu, toplumsal olarak deprem ve sebeplerinden, toplum bilincinden, mevcut hükümet ve paydaşlarının yaptıklarından, sportif olarak da yükseltilerden, dağcılıktan, tırmanıştan ve bunların günlük yaşamımızdaki izdüşümlerinden bahsetti. Hatta tırmandığı dağlar arasında Elbruz’un (2) da olduğunu aktarmıştı. 

Bildiğiniz gibi sürekli gençlerle iç içe olduğundan, onlara eğitim verdiğinden gençliği daha yakından tanıyor, biliyordu. Bunun getirdiği reflekslerle de zamanı; onu dinleyen gençler için değerli hale getirmeyi iyi biliyordu. 

Türkiye o günlerde AKP iktidarına karşı yükselen, yükseltilmeye çalışılan ulusalcılık dalgasına sokulmaya çalışılıyordu. Milliyetçi, Kemalist, devletçi olduğunu, toplum çıkarını gözettiğini söyleyen politikler, apolitikler, ideologlar, yazarlar, yazamayanlar, toplum önderleri, eken, ekleyen, emekleyen bireyler, karanlıklarıyla aydınlık olduğunu söyleyen güçler, güçlükler, provokatif özneler, yüklemler hep birlikte ellerinde bayraklar usançlarını, beklentilerini her yerde, büyük şehirlerde haykırıyor, yüz binler meydanlara dökülüyordu. 

Dediğim gibi, tüm bunların ekranları ve manşetleri doldurduğu günlerde Nasuh Mahruki söyleşisine katılmıştım ve söyleşi gündemini de çoğunlukla bunlar oluşturmuştu. Güzel anlatımların ardından soru sorma kısmına gelmiştik. Yüzden fazla genç vardı salonda. Soru sormak için ilk olarak ben söz aldım. 

Tüm anlatılanları birbiriyle ilişkilendiren, gençlerle ilgili sorumu sordum: ‘Türkiye’ye baktığınızda tırmandığınız zorlu dağlardan hangisine benzetiyorsunuz ve gençliğimizi bu dağın kaçıncı metresinde görüyorsunuz?’ 

Mahruki, soruma karşılık önce içten bir tebessüm etti. O ana kadar anlattığı her şeyin özetini oluşturacaktı aslında vereceği yanıt. “Sanırım bu soruya daha öncesinde hazırlanmışsın, çok beğendim” dedi. Türkiye’yi Japonya’da bulunan Dünya’nın en kaygan zeminine, FUJİ volkanik yanardağına (3) benzettiğini ve gençliğinde bu dağın zirvesine yakın bir yerde olduğunu, tüm güçlüklere, zemininin kaypaklığına rağmen ayakta kalmayı başardığını, bıkmadığını, vazgeçmediğini ve zirvede olmayı hak ettiğini söyledi. 

Mahruki belki samimiydi, belki gençleri cesaretlendirmek, mücadeleye sevk etmek, umutsuzluğa sevk etmemek için bu sözleri söylemişti ama yine de doğruydu bence söyledikleri. Sadece zirveye daha bir hayli yol vardı. 68’den bu güne Türkiye’nin siyasal iklimini romanlayan Vedat Türkali de ‘Tek Kişilik Ölüm’ adlı romanında “Türkiye hep yanardağ olagelmişti. Gençlik de hep yanardağ. Hep genç, hep delikanlı bu ülke! Ne delikanlı! Hem sarsak, hem delifişek! Bir yere varılacağına inanmıyordu bu kavgalarla. Gençlik düşleri acımasız, sert kayalara çarpıp parçalanınca önce sarsılmıştı. Sonra sonra durulmuştu yeni umutlarla. Gene emekten yanaydı. Halktan yanaydı.” (4) diyerek sözünü noktalıyordu.. 

(1) 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi: 43.953 can kaybı 

12 Kasım 1999 Düzce Depremi: 4.948 can kaybı 

(2) Elbruz Dağı: 5.647m. 

(3) Fujiyama Yanardağı: 3.776 m. Japonya’daki 77 aktif volkandan biri 

 (4) Vedat Türkali, Tek Kişilik Ölüm,18. say. 

 

Sayı : 2010 07