İnisiyatif, Miting ve düşündürdükleri

0
1833
Çerkes Hakları İnisiyatifi diyor ki;
Tek gündem: Çerkeslerin anadili eğitim ve öğretimi ile anadilde yayın hakkı talepleri.
5 yıldır gazetemizin hemen her fırsatta dile getirdiği demokratik- kültürel haklar kapsamındaki bu taleplere, ‘kimliğimi korumak ve geleceğe taşımak istiyorum’ diyen ve bunda samimi olan Çerkeslerin hayır demeleri mümkün mü?
Sosyal yaşamında, iş yaşamında bunu ne kadar çok Çerkes dile getirirse o kadar çok çevrede duyulur olur.
Radyoda, televizyonda, gazetede, dergide ne kadar çok Çerkes söyler ve yazarsa duyanlar
– okuyanlar o kadar çoğalır.
O zaman kimi yorumcuların, analistlerin büyük bir gayretkeşlikle ‘Çerkeslerin bir talebi yok ki’ yaklaşımı güme gider. Çerkesler kendilerinin sözcüsü olurlar.
Kendini ifade etmenin bir yoludur yürüyüş, mitingler ve gösteriler ve demokratik birer yöntemdir bunlar. Çerkeslik adına sokakta olmak ve bir şeyleri sesli ifade etmek, kimi Çerkeslerin yaklaşımı ile “hafif” bir şey değildir. İçinde yaşadığımız topluma bir şeyleri anlatmanın yollarından biridir.
Kısaca sokak uzak durulması gereken bir alan değildir. Her ne kadar biz alışkın olmasak ta.
Ama alışmalıyız. Siyasiler de söylüyor bunu.
AKP eski milletvekili, 8 ağustos Güney Osetya savaşında, Beşiktaş’ın CHP li Belediye Başkanı 21 mayıs anmasında, sokaktaki halimize bakıp kafa sayımızı çoğaltmamız gerektiğini söylemişlerdi. ‘Alışmalısınız ve yapmalısınız bunları’ demeye getiriyorlardı. Hem iktidar, hem muhalefet gözüyle.
Şimdi bir yürüyüş ve miting çağrısı üzerine tartışmalar yaşıyoruz. Tartışılan, çağrıdaki tek gündem konusu değil. Belki de onu tartışıyor olmalı, daha fazla demokrasi istemeliyiz demeli idik.
Tartıştığımız şey başka.
*
Evet; “Bir şey yapmalı”. Çerkesler üzerlerine atılmış ölü toprağından sıyrılmalı. Ama nasıl?
Genel seçimlere ve yeni anayasa çalışmalarına yönelik bir eylemlilikle mevzi kazanmak planlanmış olsa dahi bunun en geniş çevrede ortaklaşarak organize edilmesi, bir atımlık barut örneği enerjinin tüketilmeden orta-uzun vadeli planların yapılması, kimlik bilincine de yönelik hareketliliğin ters tepmemesi gereğine son derece dikkat edilmesi gerekmez mi?
İnisiyatif için adım atanlar, en geniş kesimle görüştüklerini ifade ediyorlar sürekli, ben de sürekli ‘kişilerle görüşüp bilgi iletiyorsunuz, kurumsal yapı ile görüşmüş olmuyorsunuz, sadece bu kapıyı aralamış oluyorsunuz’ diyorum.
Biraz sabırlı davranılabilirdi. Telaffuz edilen, edilme gereği duyulan en geniş kesimle gerçekten görüşülmeli, toplantı/toplantılar düzenlenmeli, söz konusu yürütme kurulu işte bu en geniş kesime oturacak şekilde oluşturulmalı idi. Katılımcı değil sahiplenici olma halinden, ait hissetmeyi sağlamaktan; kamuoyumuzu işlemekten, konuyu içselleştirmesini sağlamaktan söz ediyorum. ‘Zaman yoktu’ geçerli bir gerekçe değil. Kesmiyor kimseyi. En fazla iki haftalık bir gecikme ile bu yapılabilirdi. Ve enerji, şimdi yaşanan gereksiz tartışmalar yerine miting için harcanır olurdu. Hala olabilir mi?
Diğer yandan; ‘son fırsat, ya şimdi ya da asla’, vb. yaklaşımlar, ‘gelmeyen toplum dışında kalır’ gibi baştan dışlayıcı tavırlar ve söylemler ise ayrıca tepki oluşturuyor. Yani bir tür köprüler yakılıyor. Toplumsal konuların ne büyük sabır istediğini her daim hatırda tutmalı.
Hiçbir şey birileri ile başlayıp bitmiyor. Hemen her çıkışta ‘şimdi olmazsa yok oluruz’ gibi yaklaşımlarla o anlık yapılanı yüceltmek yerine iyi bir yol haritası ile birbirini bütünleyen ve her yapılanı yücelten ama aynı zamanda kendi içinde mütevazı duruş gösteren bir anlayış hakim kılınmalı. Yapılan her girişim değerlidir, ancak bu önemin abartılmasından ve her şeyin önüne konulmasından kaçınmak gerek.
Şimdi cepheler oluşuyor. İnisiyatif ‘hedef 5 bin kişi’ derken giderek ‘kaç kişi gelirse’ noktasına geldi. KafFed destek vermeyeceğini açıkladı. Her ne olursa sonuç bizim sonucumuz olacak, başkalarının değil. “Yaptım, bu kadar oldu” ile “yaptılar bu kadar oldu” diyerek sıyrılamayız işin içinden. Bu kadar kolay değil bu konudaki sorumluluğumuz. Hep birlikte sorumluluk hissetmeliyiz. Dernek Başkanı olarak, üye olarak, aktivist olarak, Çerkes olarak kısaca. İnisiyatif yanında ya da karşısında olsak dahi. Unutmamalı, bu yıl Genel Seçimler var, Anayasa çalışmaları var. Söyleyecek lafımız olmalı, bu lafı destekleyecek Çerkesler olmalı. Bu konu kırılganlık yaratabilir. Kamplaşmadan söz etmiyorum tek başına, kimliğine giderek yabancılaşan ve kimlik bilinci sorunu yaşayan insanlarımıza olası etkisinden söz ediyorum. Geç kalmadan bir şey yapmalı. Ama köprüler atılmamalı.
Bağımsızlık, demokrasi, özgürlük, birlik ve eşitlik diyor gazete logosu beş yıldır. Birlik diyoruz ve toplum adına bir şey yapmalı derken, en geniş birliktelikle bir şey yapmanın gerekliliğinin altını çiziyoruz her zaman. Kolay olmadığını bilip bunun için uğraş veriyoruz. Diğer yandan, içinde yaşadığımız topluma “Çerkesler de var” demek için uğraş veriyoruz, onlara dokunmak, onların bize dokunmasını sağlamaya çalışıyoruz. Bunun için her fırsatı değerlendirmeye çalıştık. 1 mayısta, 1 eylülde, 12 eylülde, 8 martta sokakta olduk.
Eleştirilerime karşın endişelerim nedeniyle 13 martta Ankara’da olacağım. İsterdim ki daha gümbür gümbür yazabileyim bunu.

 

Sayı: 2011 02

Önceki İçerikKoskoca Kürt Hareketi ve Çerkesler-Deguf Fuat Uğur
Sonraki İçerikProtesto ediyoruz!
Yaşar Güven
1958’de, Düzce Köprübaşı Ömer Efendi Köyü’nde doğdu. 1980 yılında İTÜ Gemi İnşaat ve Deniz Bilimleri Fakültesi’nden mezun oldu. Üyesi olduğu Gemi Mühendisleri Odası’nın (GMO) 50. yıl ve İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nin (İKKD) 60. yıl Andaç çalışmalarının editörlüğünü yaptı. Her iki kurumun yönetim kurullarında görev aldı. Kurucusu olduğu firmada iş yaşamı devam ediyor. 2005 yılı aralık ayında yayın hayatına başlayan Jıneps gazetesinin kurulduğu tarihten itibaren yayın kurulu üyesi.