‘Dağlıyız kani olduk’

0
25

“İnsanoğlunun doğasında var kusur aramak ya da diasporada dilini, kültürünü asimilasyona yenik düşüp unutmuş, korkudan baskıdan yılıp kendi kimliğini yok saymış halkım, kırılan onurunu teselli için kusur arar anavatanda, ben umut aradım. Tepeden tırnağa umuda kestim. Belki birazdan dedemin ağlayan bir yürekle altından geçtiği çınarın; vatanını terk ederken yüreğinin gözyaşıyla suladığı asırlık çınarın altından ben geçeceğim umutlu bir yürekle… “
***
Vatanım;  atalarımın binlerce yıl yaşadığı, nefes aldığı, üzüldüğü, sevindiği topraklar. Sadece yüzelli yıllık bir aradan sonra herkese ve herşeye rağmen kendi topraklarımdayım. Ensemde Kafkasyamın güneşi; gözlerimin ufkunda Kafkas sıradağları; kulaklarımda Psıj (Kuban) nehrinin çığıltıları; evet ben buradayım, vatanımdayım.
İki imparatorluğun doymak bilmez iştahına, devamında gelen soykırıma, sürgüne rağmen; sonrasındaki asimilasyona ve yok saymaya rağmen bir Adıge olarak, yüreğimde kış güneşi bir umutla aydınlanmış Adıgece kelimelerle Adıge Heku – ADIGE VATANI’ ındayım.
Ya insanoğlunun doğasında var kusur aramak ya da diasporada dilini, kültürünü asimilasyona yenik düşüp unutmuş, korkudan baskıdan yılıp kendi kimliğini yok saymış halkım, kırılan onurunu teselli için kusur arar anavatanda, ben umut aradım. Tepeden tırnağa umuda kestim. Belki birazdan dedemin ağlayan bir yürekle altından geçtiği çınarın; vatanını terk ederken yüreğinin gözyaşıyla suladığı asırlık çınarın altından ben geçeceğim umutlu bir yürekle… Ne demiş atalarımız? Vopsevfe voguğe – Yaşarken umutlusun.
Anadolu’nun değişik bölgelerinden gelen İstanbul’da buluşan on Adıgeyle beraber vatanımızı keşfe çıkıyoruz. Programımız çok yoğun, onbeş günde bütün Kafkasya’yı görmek ve tanımak istiyoruz. Gezip gördüğümüz yerleri; dağları, nehirleri, gölleri Adıgece isimleriyle tanımak istiyoruz. Bunun için bir ön çalışma yaptık.
Adıge vatanını bir güreşçinin gövdesine benzetirseniz; sağ omzunun olduğu yer Krasnador, kalbinin olduğu yer “Mıyekoape” – Maykop; göbeğinin olduğu yer de Nalçık’tır. Sağ karın boşluğu Ş’açe (Soçi), sol karın boşluğu Dağıstan, belinde – kuşağının sarıldığı yer de Kafkas sıra dağlarıdır. Güreşçimizin göğsü neredeyse dümdüz bir ovadır ama bel kuşağına denk gelen Kafkas sıradağları yüksek ve soğuktur.
Dağlar bizi çağırıyor: Loga Naki
Maykop’tan yaklaşık yüzelli km. güneye giderek Lago Naki’nin yüksek tepelerine vardık. Bizi çağıran dağlarmış bunu anladık. Konuşuyorduk sustuk. Yüksekçe bir tepeden Kafkas sıradağlarının orman yeşiline boyalı ihtişamına şahit olduk. Dağlıyız kani olduk.
Buradaki ilk ziyaret noktamız Güzerliphteki psevuneCan evi* idi. Psevuneler tamamen blok taşlardan yapılmış, sadece önünde küçük bir girişi bulunan değişik büyüklüklerde yapılarıdır. 2.500 civarı psevune gün yüzüne çıkarılabilmiştir. Kafkasya dışında örneği çok az olan psevunelerin Kafkasya’nın yeri halkları tarafından binlerce yıl önce kral mezarı olarak yapıldığı düşünülüyor. Kutsallığına inanılan psevunelerin tedavi edici özelliğinin de bulunduğu rivayet ediliyor. Psevun ziyaretimiz sırasında yüzlerini psevunenin duvarına dayamış dua eden insanlar çok ilginçti.
Güzerplh bölgesindeki zooloji ve botanik müzesi Kafkasya’da yaşamış ve yaşayan tüm bitki ve hayvan türlerinin anlatıldığı ve büyük bir çoğunluğunun maket ve resimlerle gösterildiği muhteşem bir yer ama gelin görün ki tüm tanıtım yazıları Rusça; içimiz biraz buruk olarak ayrıldık bu müzeden…
Dağlar bizi çağırıyor: Dombay
            Maykop’tan güneye bir kez daha gidiyoruz. Yine yüzümüz Kafkas sıradağlarına dönük. Dombay’a gidiyoruz. Karadeniz kıyılarından Hazar denizine doğru uzunan Kafkas sıradağlarının neredeyse ortasında diyebileceğimiz Dombay’ın yüksekliği 3.000 mt. civarında. Tebarda nehrinin kenarından muhteşem bir ormanın içinden tırmanıyoruz. Manzaranın güzelliğini anlatmak imkânsız. 1.650 metreye kadar arabayla çıkıyoruz. Ahşaptan yapılmış otelimize yerleşiyoruz. Sabah erkenden sıcak bir çorba içip teleferiğe doğru gidiyoruz. 2.500 metreye kadar teleferikle çıkıyoruz. Zirveye çıkmak için teleyesije binmemiz gerekiyor. Zirve karlı ve soğuk. Dağların ihtişamı nefesimizi kesiyor.
Adıge Kuaceher – Adıge köyleri
            Vatanımda dolaşırken yaptığım ziyaretlerin en güzeli köy ziyaretleri, hem de her defasında… Neden mi? Çünkü neredeyse hemen herkes Adıgece biliyor ve Adıgece konuşuyor. İnsanlar daha sıcak, samimi ve içten.
Adıge RespublikAdıgey Cumhuriyeti dokuz rayondan başka bir deyişle ilçe merkezden ve bu merkezlere bağlı onlarca köyden oluşmaktadır. **
1) Maykop kentsel alanı
2) Adıgekale kentsel alanı
3) Cace (Giaginski) rayonu
4) Koşhabl rayonu
5) Krasnogvardeyski rayonu
6) Maykop rayonu
7) Tahtamukay rayonu
8) Tevçoj rayonu
9) Şevgen rayonu.
            Bunların hepsini gezip dolaşmamız zaman yokluğundan mümkün olmadı. Gezdiklerimiz arasında;
            Tehtemıkyay rayonuna bağlı, Şıncıy köyünde Doktor Aydemir’in evine misafir edilip ağırlanmamız gerçekten unutulmazdı. İçilen kanyak ve votkalar, yenilen yemekler eşiliğinde yapılan hohdilek, temenni / dualarının, söylenen şarkıların, dansların biri bitti diğeri başladı gece boyunca. Habraşü Murat Özden abimizin heyacanla Çerkes Hakları İnsiyatifini soydaşlarımıza anlatırken duyduğu haklı övünç o geceden bana kalan en güzel anılardan biri oldu.   
             Adıge kale şehri de on üç bin olduğu söylenen Adıge nüfusuyla bizi etkileyen bir şehir. Burada gezerken prefabrikten yapılmış bir bakkalın duvarına çizilmiş Adıge bayrağı çok hoşumuza gitti ve hemen fotoğrafladık. Bakkal sahibi güleç yüzlü teyzenin  кIаcarı çale bzecehem yiof – işte yaramaz çocukların işi – esprisi gezimizin en eğlenceli noktalarından biriydi.
            Şevcenrayonuna bağlı Mamhığ ve sonrasında Hakurınehabl köyü de, gerek misafir perverlikleri gerekse uçsuz bucaksız arazileriyle bizi etkileyen yerler arasındaydı… Yol boyunca ayçiçeği tarlaları uzanıyordu. Her yer yemyeşil ve sapsarı… Vuneqoşlarımı ziyarette gittiğimde yine aynı merasimle yemek sofrasına oturtulduk. Yola çıkacağımız sırada da kendi yetiştirdikleri kocaman karpuzları verip öyle uğurladılar bizi.
            Koşhablerayonuna bağlı Koşhable köyündeyiz. Rastgele geziyoruz. Evlerin tamamı renkli, en çok yeşil ve mavi renkle boyanmış. Ara ara köşkleri andıran yüksek yapılar görüyoruz. Köy evlerinin önünde genelde banklar var. Bunlar sanırım köydeki yaşlıların buluşma yeri… Bir banka sığışmış nenelerimizin yanına gidiyoruz. Önce şaşırıyorlar sonra seviniyorlar. Sürgün çocukları bunlar, sevilmez mi? Hepsi vuneqoşunu soruyor ‘Türkiye’de var mı?’ diye ama maalesef bildiğimiz, tanıdığımız sülale yok sordukları arasında. Bu arada köylerde tüm konuşmalar Adıgece yapılıyor, bu da ayrı bir mutluluk kaynağı. Çocuklara köyde nereyi gezebileceğimizi soruyoruz. Dere kenarında bir su gözüne gönderiyorlar bizi. Oraya sofra kurmuş yiyip için Adıgeler bizi anında sofraya davet ediyor. Arkadaşlarının doğum gününü kutluyorlar. Biz de kısa bir süre için katılıyoruz…
Adığe Lhepk tyetır – Adıge Halk Tiyatrosu
             Her kültürde olduğu gibi Adıge kültürünün taşıyıcısı Adıge dilidir. Kültürü ve dili geliştiren dönüşteren de sanattır. Ebabiyat, tiyatro, sinema… MıyekoapeMaykop şehir merkesindeki Adıge Halk Tiyatrosu da bu anlamda çok değerli ve önemli bir ziyaret noktasıydı bizim için; içten bir sevgi ve heyacanla karşılandık tiyatroda. Önümüzdeki kış sezonunda sahnelenecek olan Dahe barinam yihaçeşGüzel Barinanın Misafir Odası oyununun provalarını izleme imkanı tanıdılar bize. Sanatçıların oyunculuk yetenekleri böylesine komik bir eserle birleşince biz izleyicilere büyük bir keyifle izlemek kaldı oyunu.
             Siadığebz Adıgecem, ecdadımın dili, ruhumun dili o kadar çok yaşıyor ki sahnede, izleyip beğenmemek mümkün değil…
Adıge Halk Tiyatrosunun önünde kocaman bir Puşkin heykeli var. Tiyatro kış döneminde Adıgece ve Rusça oyunlarla sanatseverlere hizmet veriyor.
                  Çreşe Tembot  Enstitüsü
            En güzde duraklarımızdan biri de Çreşe Tembot Enstitüsüydü. Yazarın en büyük özelliklerinden bazılarını sıralayacak olursak Adıge sözlü anlatılarının içine doğup büyümesi ve eserlerinde bunları kullanması, eserlerinde çarpıcı atasözleri ve deyimlerin yer almasıdır. Dünya çapında tanımış yazarının bazı eserleri Türkçeye de çevrildi. Bu arada diğer dünya dillerine çevrilmiş olması çok gurur verici.
            Kitaplığımda okunacakları günü bekleyen Çreşe Tembotyapıtlarından bazıları: Nasıbım yiğogu – Mutluluk Yolu, Şapsığ pşaşe – Şapsığ Kızı, Kuko – Kuko, Şahomre pşaşe pagemre – At Çobanı ile Kibirli Kız, Hacret – Kaçak, Abdzehe şekojır – Abadzehli Avcı, Şıv zak – Tek Atlı…
            Üç yıldır derneklerde Adıge kursu almama ve çocukluktan Adıgece bilmeme rağmen henüz Çreşe Tembot’unyazdıklarını okuyup anlayacak kadar Adıgecem yok. Buradan hareketle anadil eğitiminin mutlaka çocukluk döneminde, devlet desteğiyle, profesyonel eğitimcilerle okullarda yapılması gerektiğini söyleyebilirim.
        Adıge Heku – Adıge Vatanı Üniversiteleri
            Gezdiğimiz üniversitelerin bir Mıyekoape – Maykop’ta diğeri Nalçık’taydı. İKKD Adıgece kursu öğrencileri olarak tabi ki ilk önce her iki üniversitenin Adıge Dili ve Edebiyatı bölümlerine davet edildik. Keşke yirmili yaşlarda olsam ve çalışma zorunluluğum olmasa… O üniversitelerde okumak hayatta yaptığım en iyi şey olurdu.
Tamamı bayan olan öğrencilerden yazışmak için mail adreslerini aldık. Umarım güzel arkadaşlıklar çıkar bu diyaloglardan…
            Güzel olan herşey göz açıp kapayıncaya kadar geçer gider. Bu büyüleci gezide bizim için çok kısaydı. Gazip gördüğümüz yerlerin tamamını yazamadığım gibi halen gezi listemizde olan ama gidemediğimiz birçok yer var… İstanbul’a döner dönmez bir sonraki gidişin planlarını yapmaya başladım. Mutlaka bir yolunu bulup vatanımda yaşamalıyım.
Ne demiş atalarımız? Hıme dışe yune nehi tivunej – Yabancının altın evinden daha iyi eski evin.
*Adıgece “can evi” anlamına gelir. Dolmen ise batı dillerinde “Taş masa” anlamına gelmektedir.  
**Kaynak: Adıgey Cumhuriyeti -1 / Hapi Cevdet Yıldız.
Davut Huvaj

Sayı : 2011 11

Yayınlanma Tarihi: 2011-11-01 00:00:00